Sevginizi Test Etmeye Var Mısınız?

İnsanoğlunun dünya hayatındaki en önemli hedefi, vazife ve sorumluluklarını eksiksiz yerine getirerek Rızâ-i Bârî’ye ulaşmaktır. Bu makama ulaştıran merdivenler; ibadet, sadaka ve hizmetler başta olmak üzere bütün “sâlih ameller”dir. Bunlar herkesin husûsî gayretleriyle hazırlayıp biriktirmiş oldukları çeyizler mesâbesindedir. Rabbine meleklerin sunmuş olduğu, âhiret evini donatan, süsleyen kutlu çeyizleri…

Mü’min için Hakk’a itaatte derinleşmenin sonu yoktur. Sabah gözlerini açarken yapmış olduğu “hamd”den, akşam abdestle yattığı uykuya kadar şuur ve ihlâsla yapılan her şey ibadettir. Her şeyin en iyisini, en güzelini isteyen insanoğlu, Rabbine ibadet ve kullukta, tesbih ve zikirde, ilim ve hizmette de en fazlasını hazırlamayı arzular. Nitekim seven, sevdiğine sunacağı hediyelere paha biçemez. Bu uğurda az ile yetinmez, usanmaz, yorulmaz. Hatta birlikte olmaktan doyumsuz zevk aldığı için her daim aklında, fikrinde, zikrinde yer verir. Yaptığı her işte, aldığı her nefeste rızâsını arar. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in buyurduğu gibi; “Mü’min, sonu Cennet oluncaya kadar hayır işlemekten aslâ doymaz.” (Tirmizî, İlim, 19)

Bir başka hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâbına şöyle buyurur;

“-İçinizde ölen herkes mutlaka pişman olacaktır.”

Orada bulunanlar:

“-Ey Allâh’ın Rasûlü! Bu pişmanlığın sebebi nedir?” diye sorunca, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“İyilik yapan kimse, iyiliğini artırmadığı, kötülük yapan kimse de kötülüğünden vazgeçmediği için pişman olur.” buyurur. (Tirmizî, Zühd, 59/2403)

Nitekim dünya, itaat ve ibadet yeri, âhiret ise cezâ veya mükâfât alma mekânıdır.

 

Nâfile İbâdet ve Îtikâf

İslâm Dîni, mükellefin vazifelerini farz, vâcib, sünnet… olmak üzere bölümlere ayırmasının yanında; “muhabbetullah”a vesîle olan ve “kemâlât” kazandıran nâfile ibadetleri de özellikle tavsiye etmiştir. Bunlar, herkesin özel gayret ve çalışmasıyla elde edeceği kazançlardır. Duhâ, Evvâbîn, Şükür, Tevbe, Hâcet namazları, Receb, Şaban, Aşûre, arefe oruçları, sadakalar, bunların yanısıra özellikle Ramazan ayında yapılan “îtikaf” ibadeti de çok ehemmiyetlidir.

Îtikâf, bütün bu ibadetlerin daha yoğun olarak îfâ edildiği ve nefsin riyâzata çekildiği özel anlardır. Fıkhî mânâsıyla îtikâf; “Bir mescidde ibadet niyetiyle belirli esaslara uyarak inzivaya çekilmek, nefsi terbiye ve tezkiye etmektir.”

Ramazan ayı içerisinde oruçlu olarak yapılan îtikâf ibadetini, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, her Ramazan ayında belli bir miktarda muhakkak yapardı. Bu yüzden îtikâfı “sünnet-i müekkede”dir. Îtikâf ibadetinde zaman sınırlaması yoktur. Ramazanın son on gününde yapılabildiği gibi, arada günlük olarak da yapılabilir. Hanımlar da evlerinin en müsait odalarında Kur’ân tâlimi, tesbih, namaz ve duâ ile îtikâfa girebilirler. Hattâ dünyevî konuşmalara girmeden, ev hizmetlerini dahî yapabilirler. Nitekim evin mürebbîsi olan annelerin, eşlerine ve çocuklarına hizmeti de ibadet olmaktadır. Önemli olan mâlâyânî (boş ve lüzumsuz) iş ve sözlerden uzak kalarak Rabbine ihlâsla, en güzel ibadet ve hizmetleri sunabilmektir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur ki:

“Şöyle düşünün; sizin iki köleniz olsa, bunlardan biri, emrettiği zaman sahibine itaat etse, bir şey emanet ettiğinde tam olarak teslim etse ve efendisi yanında olmadığı zaman ona sâdık kalsa... Diğeri de efendisi kendisine bir şey emrettiği zaman bundan hoşlanmasa, bir şey emrettiğinde ona küstahlık etse ve yanında bulunmadığı zaman ona hıyânet etse, şimdi bu ikisi bir olur mu?”

Sahâbîler:

“-Hayır, yâ Rasûlâllah!” dediler.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bunun üzerine şöyle buyurdu;

“- Sizler de Allâh’ın katında işte böylesiniz.” (Müsned, IV, 136)

 

Çok Çalış ki, Bana Kavuşasın!

Kat ettiği ilmî mesafelerle muhabbetullahta da derinleşen Ebû Süleyman Dârânî Hazretleri, bir gün Mekke ve Medîne hasreti içinde hac vazifesini yerine getirmek üzere yola çıkmıştı. Yolda sürekli Kur’ân-ı Kerîm okuyan, oruç tutan ve nâfile namaz kılan Iraklı bir gençle arkadaş oldu. Ebû Süleyman Dârânî Hazretleri, gençten ayrılırken ona:

“-Benim sende gördüğüm hâllere, seni sevk eden nedir?” diye sordu. Genç:

“-Ey Ebû Süleyman!.. Beni böyle yapmamdan dolayı kınama. Çünkü ben rüyamda altın ve gümüşten yapılmış birçok şerefeleri olan bir köşk gördüm. İki şerefenin arasında şimdiye kadar hiç görmediğim güzellikte hûriler vardı. Bu hûrilerin tebessüm etmesi sırasında dişlerinden yayılan nûr etrafı aydınlatıyordu. O hûrilerden biri bana:

“-Ey genç! Allah Teâlâ’nın rızâsına kavuşmak için çok çalış ki, bana kavuşasın.” dedi.

Ben de uykudan uyandığımdan beri senin gördüğün hâl üzereyim.”

Bu sözler üzerine sarsılan Dârânî Hazretleri, bir hûriye kavuşmak için bu şekilde çalışılırsa, bu hûrinin Rabbine kavuşmak için nasıl çalışmak gerekir diye günlerce düşünüp ağlamış, ibadetlerini ihlâsla yapabilmek için nefsine karşı amansız bir riyâzâta girişmiştir. Açlık, uykusuzluk, onun daimî vasıflarından olmuştur.

* * *

Sevgi, kuru bir söz ve boş bir iddia değildir. Sevmek, amel ister, fedakârlık ister, itina ve ihtimam ister. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ifadesiyle;

“Cennet’i özleyen, Cennet için hayır peşinde koşar; Cehennem’den korkan, hevâ ve hevesinin isteklerinden yüz çevirir…” (Beyhakî, Şuabu’l-Îman, 10618)

Bu Ramazan ayında, sevginizi test etmeye var mısınız?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle