Sevginin Sevdası

Bir gülü dalından koparmak ya da bir anayı evladından ayırmak.

Ferhat’ı Şirin’den, Mecnun’u Leyla’dan ayırmak.

Yunus’u Tabtuk’tan, Üveys’i kapıdan ayırmak.

Bir gülü dalından koparmak, ya da bir bülbülü susturmak.

Hasreti vuslattan ayırmak, Yani sultanı taçsız, bülbülü gülsüz bırakmak…

Ya da bir insanı öz’ünden koparmak.. Yani onu İslamsız bırakmak…

Tüm varlıklara ikram edilen muhabbet ve sevgi, kainatın, özelde de insanın özündeki en mühim özelliktir.

Rabbimiz muhabbetiyle yarattı her şeyi. Muhabbetiyle sardı cihanı. Ve bizlere en yüce din olan İslam penceresiyle araladı nice hikmet ve sırlarını. Araladı ki, o muazzam bilinmezler muammasını bir nebze olsun görebilelim. 

O pencereden uzak kalmak. Tıpkı ömürlerini yurt dışında geçirmiş olan arkadaşlarım Sevgi  ve Sevda’nın durumları gibi… Onların İslam’dan uzak kalışları ya da uzak tutuluşları gibi o muazzam hikmetler ve feyz penceresine uzak kalışları gibi…

Yakın bir süre önce onlarla yaşadığım bir hafta bana bir kez daha ne kadar büyük bir nimet içerisinde olduğumuzu hatırlattı.

Daima hamdetmekteyim. İslam’ın şefkat ve sıcaklığını tadabileceğim bir yuvada dünyaya geldim. Ve bu gün en önemli değerim olan dinimi en güzel şekilde yaşayabilme imkan ve fırsatına sahibim. 

Zaman zaman yurt dışından gelen misafirlerimiz ya da akrabalarımız, bizlerin Türkiye’de ne kadar da huzurla İslam’ı yaşayabildiğimizi söylerler ve kendi hallerinden şikayet ederlerdi. İslamî ortamlardan ne kadar da uzak olduklarını anlatırlardı. Hele yeni nesil daha da büyük bir tehlikenin içerisindeydiler. Sevgi ve Sevda’yla geçirdiğim o bir hafta bana gerçekten de çok şey öğretti. Şükrünü edâ etmem gereken ne kadar çok şey olduğunu anlayıverdim bir kez daha. 

Sevgi ve Sevda iki kardeşti. Otuz küsur yıldır Avrupa’nın en özgür kentlerinden birinde yaşıyorlardı.  Son on-onbeş yıldır da -akrabamız olmalarına rağmen- pek fazla görüşemiyorduk. Tâ ki, onların İslam aşklarının, hasret kaldıkları sevdâlarının yeniden filizlenmeye başlamasına dek. Tâ ki, annelerini kaybettikleri ve ölüm gerçeğiyle tanıştıkları günlere dek…

Sevgi ve Sevda otuz küsur yıldır İslam’dan uzak kalmışlardı. Özgürlükler ülkesinde derin boşluklara itilmişler, ruhları sanki ebedî bir yalnızlıkla dost olmuştu. Nice, özgürlük etiketiyle sunulan zehirli neş’eler de cabası olmuştu onlar için. 

Fakat annelerinin vefatıyla yüzleştikleri gerçekler, onları çok etkilemişti. Günlerce annelerini beklemişler, daha evvel hiç haberdâr olmadıkları âhiret âlemine merak salmaya başlamışlardı. Geçen günler de annelerini geri getirmiyor, bilakis yalnızlıkları daha da artıyor, üstelik eski neşeleri de yerine gelmiyordu bir türlü. 

Merak saldıkları âhiret âlemi onları öteler ötesine taşımış ve artık onlar için İslam’la yüzleşme vakti gelmişti. Uzun zaman okumuş, okudukça düşünmeye başlamışlardı. Yıllarca ırak bırakıldıkları huzuru tekrar tatmaya başlamışlar, özlerinde var olan sevdalarını yeniden yeşertebilmenin heyecanını taşımaya başlamışlardı. İçerisine daldıkları o muazzam ibretler penceresine yaklaşmaya başladılar. Yaklaştıkça okuyor okudukça açılıyorlardı. Hemen namaza başlamış, daha önce kendilerine hiç öğretilmemiş sûreleri, duâları ezberlemenin telaşına düşmüşlerdi. Az zamanda epey mesafe kat etmişler, işten arta kalan zamanlarını da İslam’ı öğrenmeye ayırmışlardı. 

Bu seneki Kurban bayramını da yıllardır uğramadıkları memleketlerinde geçirmeye karar vermişlerdi. İşte bu vesile ile yıllar sonra tekrar bir araya gelmiştik. Tüm yazdıklarım, onların benimle paylaştıklarından sadece birkaç satır.

Bu iki kardeşi görmeliydiniz. İslam’a ne kadar da susamışlardı. Çok kısa bir zamanda dinlerine öylesine bağlanmışlardı ki, onlara ne zaman İslam’dan bir şeyler anlatmaya başlasam hemencecik gözleri doluyor, yıllarca bu güzelliklere neden bu kadar uzak yaşadıklarını sorgulamaya başlıyorlardı. 

Onlar artık huzurluydular. Artık o gel-geç neş’elerden sıyrılmış, ebedî neş’elere aşinâ olmaya başlamışlardı. Onlar sadece iki kardeş. Onlar gibi o kadar çok kardeşimiz var ki, onlara ulaşmalıyız ve onların tekrar gerçek mutluluklarla buluşmalarını sağlamalıyız. Lezzetiyle cimrileştiğimiz o güzel dinimizi onlarla paylaşmaktan çekinmemeliyiz. Paylaşmalıyız sevdaları, sevgileri. 

Sevgileri sevdalarına kavuşturmalıyız, aslında bizim de hasretini çektiğimiz, paylaştıkça artacak olan sevdalara…

 

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle