Şehir Güzelleri

“Şehirlerin En Güzeli”ne güzelleme yapmadan önce, şehir ve medeniyet üzerinde yazılanlardan bahsetmek istiyoruz. Çok eski devirlerden beri seyyahlar, gittikleri, gördükleri şehirlerden, insanlardan, medeniyetlerden bahsetmişler ve bu hususta birçok kitap kaleme almışlardır. Bunların son dönemde yazılanlarından birisi de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” isimli kitabıdır.

Beş Şehir, Tanpınar’ın, hayatının tesadüfleri olan AnkaraErzurum, KonyaBursaİstanbul şehirlerini anlattığı deneme türü bir eseridir. Bir gezi kitabından yahut bir seyahatnâmeden çok farklıdır; çünkü sade tarihi bilgi, kuru gezi rehberi, bir şehir coğrafyasından farklı olarak his, sanat, estetik, kültür ve bilgi birikimi içerisinde yoğrulmuş bir kitaptır.

Tanpınar, eserinin konusunu, “Beş Şehir’in asıl konusu, hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu, sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir.” şeklinde ifade etmiştir.

Diğer taraftan “Beş Şehir”, eski ile yeninin daimî bir çatışmasıdır. Sürekli bir hesaplaşma, bir karşılaştırma söz konusudur eserde... Tanpınar, geçmişe güncelin penceresinden bakarak bir inşâ faâliyetinde bulunmuştur.

Bir başka açıdan ele alacak olursak, her şehir, orada oturanlara renk veren ve onların rengiyle boyanan bir kap gibidir. Orada her nefes alıp veren, şehrin umûmî tablosuna bir renk ve ruh katar. Benzer gönle sahip olan kimselerin aynı şehirlerde toplanmasıyla şehirlerin şahsiyeti de daha belirginleşir.

Diğer taraftan şehir, yaşayan bir hayat sürer. Kendi sâkinlerinin rengiyle boyanmaya devam eder. Üzerine inşa edilen her bir sanat eseri, her bir bina, üzerinde oynanan her bir sokak; o şehrin yaşayan silüetini meydana getirir. Ve bu silüet, sâkinleriyle beraber sürekli değişir. Bazen iyi yönde, bazen de kötü…

Asıl konuya gelecek olursak… Yüz yıllardan beri dünya sahnesinde yer almış, hattâ varlık âlemi ile nerede ise yaşıt Müslüman kimliğine sahip şehirlerin olduğunu ifâde edebiliriz. Bir Müslüman kimliği ile baktığımız zaman bize ait şehirlerimizin, bize ait mimarî anlayışımızın ve estetiğimizin olması gerektiği bir gerçektir.

Şüphesiz “Benim Şehirlerim” diye bir liste yapsak; en başa yazacağımız şehirler Mekke, Medîne, Kudüs, Bağdat, Şam, Endülüs ve İstanbul gelmelidir. Her bir şehrin kendi rûhu, hattâ canı vardır. Başta Mekke, vahyin, dirilişin ve Varlık Nûru’nun şereflendirdiği mükerrem şehirdir.

İnsanlık tarihinin oradan başlamasının Mekke’ye verdiği ayrıcalıktan önce, insanlığın varoluş sebebi Peygamber Efendimiz’in orada dünyayı teşrif etmesi bu şehir için yeterli pâyedir. Ve bizim bu şehre muhabbetimiz de buradan gelir. Bu yüzden fizikî değerlendirmeden uzak; dağından, tepesinden, ovasından ayrı, bu şehre bizi bağlayan derin mânâları mevcuttur.

Kâbe’yi içinde barındırması hasebiyle her bir mü’minin kalbi, bir parça orada atar. Her mü’min her gün beş defa o şehre yönelir. Dünyanın bütün Müslümanlarının rüyalarını süsleyen kutlu şehirdir Mekke... Biraz buruk, biraz acı hatıraları vardır, Efendimiz’le alâkalı tarihinde… Ama olsun. Orası Kutlu Nebî’nin gözlerini dünyaya açtığı, çocukluğunu yaşadığı, ayak izlerinin olduğu şehirdir. Rabbimizin Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok âyetinde zikrettiği mübarek beldedir.

İkinci şehrimiz, tabiî ki Medîne-i Münevvere’dir. Nûrlu Şehir... Aydınlık şehir… Efendimize kucak açan şehir… Vefâlı bir dost gibi, kendisine hicret edene kol kanat geren şehir... İsmi gibi kendisi de nurlu, sessiz ve medenî bir şehir… Hicret ile dünyayı aydınlatan, yeni fetihler için mü’minlerin hayat bulduğu şehir; Medîne...

Çünkü orada Kâinatın Efendisi medfun... O’nun sevdikleri... Hulefâ-i Râşidîn, sahâbe-i güzîn, ezvâc-ı tâhirât orada medfun... Biz Mekke’yi, içinde Kâbe ve Efendimizin memleketi olduğu için seviyoruz. Medîne’yi ise, bağrında hâlâ Efendimizi sakladığı için seviyoruz.

Medîne, sıcak çölün ortasında âdeta bir gül bahçesidir. Güllerin Efendisi oradadır. Ve Medîne’nin her tarafından O’nun râyihası gelir. Uhud’da O’nun kokusu alınır. Kuba Mescidi’nde O’nun nefesi hissedilir. Hendekte hâlâ O’nun düşmana karşı heybetli duruşu vardır. Okçular Tepesi, hüzünlü bir hâtıra olarak kendini muhafaza eder. Cennetü’l-Bakî’de her sahâbî ayaktadır. Fedakârlık yaparak kendi yerini Hazret-i Ömer’e veren Efendimiz’in goncası Âişe Annemiz, solmayan bir gül gibi Bakî Mezarlığı’ndadır.

Ve oraya giden herkes bahtiyardır. Ravza-i Mutahhara’nın kuşları, kedileri, karıncaları hepsi bahtiyardır.

Son olarak Medîne ve Ravza-i Mutahhara ile ilgili Erkam Yayınlarımızdan çıkan Derviş Ahmed Peşkârî’nin “Nûrlu Medîne’den Hâtıralar” isimli kitap da okunması gereken önemli kitaplardan…

Rabbimiz bize, başta Peygamber Efendimizi gerçek mânâda sevmeyi, O’nun mübârek beldeleri Mekke ve Medîne’yi de gönülden sevebilmeyi ve kıyamette Fahr-i Âlem’in sancağı altında hep beraber haşrolabilmeyi nasip eylesin. Âmin.

PAYLAŞ:                

Şefika Meriç

Şefika Meriç

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle