Geleneksel Eğitimden Çağdaş Eğitime Aktarılan Sorun: Kötü Muamele

Kötü muâmele; çocuğa eziyet etme, tâciz etme, anlamında kullanılmaktadır. Kötü muâmele, her yaşta ve her dönemde görülmekle beraber çocukluk ve ergenlik döneminde daha  fazla görülmektedir.

Korunmaya ihtiyaç duyan çocuklar, gençler, kadınlar, yaşlılar, özürlüler… vb. kötü davranışın hedefi olabilirler. Çocuk ve ergene yönelik kötü muâmele; sosyal, yasal ve tıbbî yönleri olan bir sorundur.

Kötü muâmele;

-Bedensel baskılar,

-Duygusal baskılar,

-Cinsel istismar olarak görülebilir.

 

BEDENSEL BASKILAR

Çocuklara kötü davranma veya fiziksel şiddet, önemli ve dünya çapında bir sorundur. Bedensel veya fiziksel baskılar, çocuğun ve ergenin anne-babası ve diğer yetişkinler tarafından örselenmesidir. Bu örselenmeye bağlı olarak ortaya çıkan bedensel zedelenme; baskıların süresine, baskıya mâruz kalan çocuğun yaşına göre değişmektedir.

Çocuğun fiziksel olarak bakıya mâruz kalması, onun duygusal yönlerde de hasara uğramasına neden olmaktadır. Oluşan duygusal hasar, gelişmenin bütün yönlerini etkilemekte ve bu etki yetişkinlik döneminde de devam etmektedir.

Çocuklukta karşılaşılan bedensel baskılara bağlı olarak ortaya çıkabilecek problemlerin başında;

-Yetişkinlikte suça yönelme,

-Duygusal bozukluklar,

-Sosyal ilişkilerde bozukluklar,

-Saldırganlık,

-İletişimde başarısızlık,

-İçe dönük ve pasif kişilik,

-Depresyona eğilim görülmektedir.

Fiziksel baskı yöntemi olarak kullanılan dayak, her toplumda görülen davranış biçimi olmasına rağmen ülkemizde daha yaygın olarak görülmektedir.

Çocuklarda başarısızlık, boyun eğmeme, söz dinlememe gibi durumlar karşısında anne-baba ve öğretmenler tarafından korkutma, sindirme ve söz dinletme aracı ve ceza yöntemi olarak “dayak” kullanılmaktadır.

-Anne-babası ayrı yaşayan,

-Kardeş sayısı fazla olan,

-Kalabalık âile ortamı içinde yaşayan,

-Dar mekân içinde yaşayan,

-İş problemine bağlı olarak yorgunluk ve stres içinde olan,

-Maddî imkânsızlık içinde olan,

Âileler içinde yetişen çocukların, bedensel baskılarla daha fazla karşılaştıkları gözlenmiştir.  

Âilelerinde “ruh hastası” olan çocukların, evde ve okulda daha fazla baskıya uğradığı gerçeği, psikolojik olarak hasta anne-babaların çocuk ile ilişki kurmakta zorlandığı ve ilgisiz tutum sergilediklerini ya da baskıcı-otoriter tutuma dayalı fiziksel şiddet uyguladıklarını ortaya koymuştur.

Anne-baba tutumları ile çocuğun âile içindeki yeri, değeri ve ona yapılan davranışlar arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Psikolojik hasta anne-baba tutumlarına bağlı fiziksel şiddet, ergenin duygusal ve sosyal yönden problemli olmasına neden olmaktadır.

Bedensel cezâ, olumsuz benlik geliştiren ergenin öz saygısını zedelemekte, yakın ve uzak çevresi ile iletişimi bozmaktadır. Kısır bir döngü gibi “bozuk kişilik, bozuk davranış”, “bozuk davranışa bağlı bedensel şiddet” , “şiddete bağlı çatışma ve sorunlar”  sonuçta yine bozuk kişilikleri meydana getirmektedir.

Ülkemizde “dayakla eğitim” de maalesef kabul gören bir yetiştirme şekli olarak bu kısır döngüye destek vermektedir. Nitekim “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Dayak cennetten çıkmadır.”, “Eti senin, kemiği benim!..” gibi ifâdeler, ülkemizde dayak hakkındaki kökleşmiş düşünceleri göstermektedir.

 

DUYGUSAL BASKILAR

Çocuk ve ergen duygularını rencide edecek biçimde davranılması, çocuk ve ergenin kendisini olumlu biçimde algılamasını, değerlendirmesini ve geliştirmesini engelleyici her türlü olumsuz davranış duygusal baskıyı tanımlamaktadır.

-Reddetme, aşağılama,

-Yalnız bırakma, ayırma,

-Tehdit etme, korkutma,

-Suça yöneltme,

-Sık eleştirme, küçük düşürme,

-Alaylı konuşma, lakap takma,

-Yaşının üstünde sorumluluk bekleme,

-Aşırı baskı ve otorite kurma gibi duygusal ezme yaratan davranışlar, anne-baba ve öğretmenler tarafından kullanılan duygusal baskı biçimleridir.

Bu davranışlara mâruz kalan çocuk ve gençler; bunlardan,

-Davranışı yapan kişi ile olan yakınlık derecelerine,

-Davranışın süresine ve sıklığına,

-Yaşlarına,

-Davranışın yapıldığı sırada içinde bulunduğu psikolojik duruma göre değişik derecelerde etkilenirler.

Bu etkilenmeye bağlı olarak çocuk ve ergende;

-Kendilerini olumsuz algılama,

-Bağımlı kişilik geliştirme,

-Huzursuz, gergin ve kaygılı olma,

-Kendini değersiz hissetme,

-Çevreye ve kendine karşı saldırganca davranma, gibi duygusal problemler gösterirler. Bu problemler, hayatı yaşamada zorluklar, bazen de ağır psikolojik vak’alar oluşturur.

 

CİNSEL İSTİSMAR

Kız veya erkek çocuk veya ergenlerin, yetişkinler tarafından cinsel uyaran olarak algılanması ve cinsel ihtiyaçlarının aracı olarak muâmele görmesidir.

Cinsel istismara bağlı çocuk ve ergenin duyacağı üzüntü ve zararın boyutuna cinsel istismarın, türü, süresi, fâilin kimliği ve yaş durumu belirler.

Cinsel istismara bağlı olarak çocuk ve gençte;

-Çaresizlik, âcizlik,

-Değersizlik duygusu,

-Suçluluk duygusu,

-Ahlâk çöküntüsü,

-Duygusal şok,

-Cinsel sapma gibi problemler ve davranışlar gözlenebilir.

 

İSTİSMÂRI ÖNLEME

Anne-baba ve öğretmenler kötü muâmele niteliği taşıyan davranışlar konusunda bilgilendirilmeli,

-Çocuk yetiştirme tutumlarının önemi vurgulanmalı,

-Çocuk yetiştirmede anne-baba rolü,

-Çocuk yetiştirmek öğretmenin rolü, hak ve yetkileri, konusunda eğitim çalışmaları yapılmalı,

-Geleneksel eğitim-çağdaş eğitim arasındaki olumlu ve olumsuz sonuçlar sorgulanmalı, doğru tutumlar belirlenerek eğitim sistemine yerleştirilmeli,

-Sivil toplum kuruluşları, belediyeler, vakıf ve dernekler bu konuda sorumluluklarını ortaya koymalı,

-Bireysel ve grup eğitimine, âile ziyaretlerine önem verilmelidir.

* * *

“Kötü muâmelenin yasal yönü”ne bağlı olarak;

-Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kanunu,

-Çocuk mahkemeleri kanunu,

-Türk cezâ kanunu ve iş kanununda çocukların istismarını önlemeye yönelik hükümler oluşturulmuştur.

Çocuk ve gençler hakkında koruma kararı alma yetkisi, çocuk mahkemelerine verilmiştir. Mahkemelerin yeterince işlerlik kazanması ve yaygınlaştırılması için zamana ihtiyaç vardır.

Ülkemizde kötü muâmelenin ciddî boyutlara ulaştığı, buna bağlı sorunların arttığı saklanamaz bir gerçektir. Anne-babalar ve çocuklar arasındaki iletişim, gelecek kaygısına bağlı olarak okul-iş-evlilik gibi maddî boyutlara dayanan daha rahat, özgür ve sorunsuz bir yaşam arzusu çerçevesinde kurulduğu için gencin mânevî hayatı ikinci plana atılmış, maddiyatçı, bencil ve kendi ekseninde yaşayan gençlerle, yaptıkları yanlışlıkları farkına varamayan yetişkinler arasındaki çatışma kötü muâmeleyi artırmıştır.

O hâlde gelin; yöntemlerimizi yeniden gözden geçirelim!.. Amaçlarımızı belirleyelim. Büyük hedeflerle, zorluklarla, özlemlerle dünyaya getirme sorumluluğunu üstlendiğimiz çocuklarımızı, gençlerimizi, “kendisi ve çevresi ile barışık yaşayan yetişkinler” olarak topluma hediye edelim.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle