Oruç ve Sağlığımız

“-Detoks da bir nevi oruçtur. Uzmanımdan 21 günlük oruç tavsiyesi aldım. Bana da su orucu önerdi.” gibi sözler ortalıkta çok söylenir oldu.

TV ve radyo programlarında, gazetelerin sağlık köşelerinde detoks ve diyetlerle ilgili bilgiler sıklıkla tekrar ediliyor. Bu konulara halkın çok rağbet göstermesiyle birlikte “oruç” kelimesi hakiki mânâsı dışında kullanılmaya başlandı. Gün içinde ya aç kalıp ya da bir bardak meyve suyu ile akşamı etmek gibi belirlenen sürelerde yapılan uygulamalara “oruç” denilmesiyle birlikte bir kavram kargaşası meydana geldi.

İslâmiyet’in beş şartından biri olan, sayılı günlerde farz kılınan, fazîleti ve aslî gâyesi daimî bir ibâdet şuuru içinde nefisle mücâdele etmek, yemek, içmek ve şehvetten uzak kalmak mânâlarına gelen orucun, bu gibi sağlık kavramlarına dönüştürülmesini, doğrusu çok abes görüyorum.

Oruç, başlı başına çok mühim esaslar içeren, bozulması (iftarı) ve başlanması (imsâki) ayrıntılı şartlar gerektiren, insanı menfî düşünce ve fiillerden arındırarak mânevî inkişâfını hızlandıran bir ibâdettir. Elbette oruç, maddî-mânevî bir ilaç olarak vücut için sayılamayacak faydalar da barındırır. Tabiî ki, usûlüne uygun olarak tutulduğunda ve iftar edildiğinde, organizma için bir yenilenmedir. Fakat orucu, yalnızca bu faydasıyla düşünerek onu bir kilo verme, detoks yapma usûlü şeklinde görmek, oldukça mahzurludur.

Orucun vücuda faydaları, diğer özellikleri yanında sadece bir yönüdür. Biz, diyet ve detoksun ne mânâya geldiğini, orucun bu kavramları ilgilendiren bölümünden bahsederek, bilgilerimizi yenileyelim diyoruz.

 

Diyet nedir?

İnsanların sağlıklarını, sağlıklarının devamlılığını korumak için ihtiyaç duydukları beslenme metodu, düzeni ve alışkanlıklarına denir. Ayrıca fazla kilolar, sağlığı tehdit ettiğinden, bunu düzeltmeye yönelik beslenme metoduna da “diyet” adı verilir. Her insanın fizikî, biyolojik, psikolojik yapısına ve hayat tarzına göre diyet şekilleri de değişir.

 

Detoks nedir?

Vücudumuza çeşitli yollarla (hava, su vs.) giren ve atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen zararlı toksinlerden kurtulmaktır. Detoksla birlikte belirli sürelerde, söylenen diyetlere uyularak sindirim sistemi yoluyla vücuttaki atık maddelerin çıkması sağlanır. Herkesin şahsî özelliği, ihtiyaçları, yaşama şekli vs. göre çeşitli şekillerde ve miktarlarda detoksa ihtiyacı vardır.

 

Orucun Farkı

Ramazanla birlikte genel olarak üç öğün olan beslenme düzeni, iki öğüne iner. Biraz erken olmakla birlikte sabah kahvaltısının yerini sahur, akşam yemeğinin yerini de iftar alır. Oruç tutulan ilk haftada baş ağrısı, hâlsizlik, isteksizlik gibi olumsuzluklar yaşanabilir. Fakat önceki aylarda belirli günlerde oruç tutarak Ramazan’a hazırlık yapanlarda bu zorluklar pek görülmez. Demek ki, Receb ve Şâban aylarındaki oruç, aynı zamanda Ramazan’a bir hazırlık vasfı taşır. Yine onun için Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Allâh’ım! Receb ve Şâban’ı bize bereketli eyle ve bizi Ramazan’a ulaştır!” buyurmaktadır. Bu, aynı zamanda Rabbimizin bize bedenlerimizi oruca hazırlama açısından ayrı bir ikramı olmaktadır.

Oruçlu olmadığımız günlerde, hücreler, gün içinde yoğun bir şekilde yenilen gıdaları işlemekle meşgul olurlar. Metabolizmanın çalışması esnasında dışarı çıkma yolunu bulamayan pek çok atık madde, vücutta birikir. Bu maddeler, yediğimiz her türlü gıdanın metabolizma atıkları, nefes ve su ile vücuda giren diğer yabancı maddelerdir. Ancak gün içinde insan, yeme-içmeyi bırakırsa, hücreler bu atıklarla uğraşmaya ancak vakit bulacaklardır. İşte oruçla, bedendeki birikmiş bu toksinlerin, atık maddelerin temizlenmesinde iyi bir fırsat yakalanmış demektir.

Peki, hücreler, bu temizleme işini nasıl yapar? Vücuda gün boyu gıda girmeyince, hücreler içlerinde birikmiş atıkları, tekrar gerisin geriye kana gönderir. Bu atıklar, kan yoluyla karaciğer, böbrekler, deri ve akciğerlere dağılarak vücuttan atılır. Bunun sonunda da kokan bir nefes, kokan bir ter, koyu renkli idrar ve kokulu dışkılarla karşılaşılır. Oruçluyken bazı vücut ağrıları, hâlsizlik, yorgunluk, isteksizlik gibi belirtiler, aynı zamanda kandaki bu toksinlerin atılmasının bir sonucudur. Yani faydalı faaliyetlerdir.

Oruçla birlikte özellikle sindirim sistemi, bir nevî 30 günlük, yani yıllık tatile girer. Vücut, âdeta bakıma alınır. Vücûdumuzun işleyişinde beş yüzden çok vazifesi olan karaciğerimiz de âdeta yenilenir.

Fakat bunun sağlanması için diğer önemli bir husus da doğru iftar ve sahurdur. Eğer sıcak pideler, sindirimi zor, ağır yağlı yemekler, kızartmalar, kavurmalar, sun’î gıdalar, şerbetli hamur tatlıları, kola ve asitli içeceklerle donanmış bir iftar yemeği, dinlenmeye başlamış olan organları inanılmaz derecede yorar. Yine sahurda da beyaz undan yağlı hamur işleri ve hazmı zor ağır gıdalarla iyice dolan mide, bir de yemekten sonra uykuya geçerse, midede yanma, gastrit, gaz gibi rahatsızlıklar oluşur, ertesi günün orucuna bu rahatsızlıklarla girilmiş olur. Kısacası oruç tutmak kadar, doğru ve sağlıklı iftar ve sahur da önemlidir.

 

Ramazanda iftar yemeği nasıl olmalıdır?

Bu ayda olduğu gibi, uzun yaz günlerinde oruç tutan müslüman, en çok suyun kıymetini hatırlar, vaktin dolmasıyla birlikte hemen suya sarılır. Su, oruç açmak için uygun bir gıda olmakla birlikte, onu kanasıya içmek doğru değildir. Su içerken bir kaç yudumla yetinilmeli, gerekirse su içme işi yemek aralarına bırakılmalıdır. Hatta sofrada hoşaf, komposto, ayran bulundurmak da sıvı ihtiyacını karşılamada iyi bir çözümdür. Ancak tatlı içeceklerde de aşırıya kaçmamaya dikkat edilmelidir.

İftarda lifli ve selülozlu yiyecekler daima ilk tercih edilenler arasında olmalıdır. Başlangıç için çok sıcak ve çok soğuk olmayan bir çorba, beyne doygunluk hissi verir ki, bu faydalıdır. Arkasından ister etli, ister etsiz bir sebze yemeği, arasında yoğurt ya da salata yenilebilir. Önemli olan, tıka basa yemeden, doymadan kalkmaktır. Sindirimi güç yağlı yemekler, kızartmalar, kavurmalar, acı biberli, baharatlı yiyecekler, hazır gıdalar hem mide-bağırsak problemlerini tetikler, hem de gece metabolizma hızı düştüğü için vücutta yağa dönüşürler. En iyisi aşırı yağlı, çok tuzlu, fazla şekerli yiyeceklerden uzak durmaktır.

Oruçluyken ya da sonrasında görülen şikâyetler (ağrılar, mide yanmaları, gazlar vs.) oruçtan dolayı değil, orucun nasıl açıldığı ile ilgilidir. İftarda acele etmeden, lokmalar iyice çiğnenerek yemek yenmeli, sindirimin ağızda başladığı unutulmamalıdır. Yemek esnasında çok konuşmak hava yutmaya, bu da midede gaz birikmesine sebep olur.

İftarlarda dayanılmayan şeylerden biri de hiç şüphesiz enfes hamur tatlılarıdır. Bunları ya aşırıya kaçmadan yemeli, ya sonraya bırakmalı ya da sütlü hafif tatlılar tercih edilmelidir. İftardan sonra bazen baş dönmeleri görülebilir. Bunun sebeplerinden birinin, basit şekerler (beyaz rafine şeker) olduğu tespit edilmiştir. Rafine şeker, kandaki şekeri âniden yükselterek insülin salgısını artırır. İnsülin de kan şekerini hızla düşürerek baş dönmesine neden olur.

İftarda içilebilecek en güzel içecek, taze zencefile bal ve limon suyu eklenerek yapılan çaydır. Bu hem rahatlatıcı, hem de sindirimi kolaylaştırıcıdır. Normal siyah çay veya kahve, iftardan bir saat, çok istenirse yarım saat sonra içilmelidir.

Bütün bu anlatılanlar, Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yeme-içme tavsiyelerine uygun hususlardır. Hattâ normal hayatta bunları alışkanlık hâline getirirsek, oruçlu günlerde sağlık problemleriyle karşılaşmayız.

 

Sahur yemeği nasıl olmalıdır?        

Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Sahurda bereket vardır, sahur yemeğini geciktiriniz.” buyurmuşlardır.

Bu tavsiyelere uyarsak hem sünnete uymuş, hem de sağlığımızı korumuş oluruz. Bu yaz, sıcak ve uzun günlerde oruç tutulduğu için vücutta sıvı ihtiyacı daha çok olacaktır. Su ihtiyacını karşılamak için iftar ve sahur arasında meyve, sebze ve yoğurt gibi gıdalar yenmelidir. Su, iftardan birkaç saat sonra, teravih aralarında bolca içilebilir.

Maalesef sahurda siyah çay içme alışkanlığımızı azaltmamız gerekiyor. Çünkü çay, idrar sökücü olduğu için sıvı kaybını artırır. Ayrıca çayın içeriğindeki “tanen” maddesi kabızlığa sebep olarak, dışkılama mekanizmasını daha da tembelleştirir.

Sahurda mide-bağırsak mekanizmasında uzun süre kalacak, çabuk sindirilmeyen, lifli gıdalar tercih edilmelidir. Ayrıca mineral ve vitamin bakımından zengin yiyecekler, en uygun olanlarıdır. Genel olarak; tam buğday ekmeği ve bu undan mâmül gıdalar, süt, peynir, yoğurt yumurta, bal, zeytin gibi kahvaltılıklar, domates, salatalık gibi sebzeler, badem, ceviz, muz gibi meyveler sayılabilir.

Sahurda beyaz pirinçten yağlı bir pilav, yanında tatlı bir tas komposto pek akıllıca bir iş değildir. Çünkü bunlardaki rafine karbonhidratlar (şeker ve pirinç), kısa sürede hazmedildikleri için çabuk acıktırırlar. Ayrıca kan şekerini süratle yükseltip sonra da hızla düşürürler. Yine sahurda sucuklu, pastırmalı pideler, yağlı hamur işleri, yağlı, baharatlı köftelerden tıka basa yemek, sindirim sistemini hem çok yorar, hem de yıpratır. Aç kalma korkusuyla sahurda ne kadar fazla yenirse, o kadar çabuk acıkılacağını da bilmek gerekir. Dolayısıyla gün içindeki ihtiyacı karşılayacak gıdalardan oluşan bir sahur daha akıllıcadır. Eğer vakit çok daralmışsa bir porsiyon yoğurt, bal ve biraz keten tohumu karışımını tam buğday ekmeği ile yiyebilirsiniz. Yine aynı karışımlardan hazırlanan “müsli” iyi bir oruç öncesi yemeğidir.

Bir kısım insanlar, sahura kalkmak yerine gece yiyip yatmayı tercih ederler. Böyle bir alışkanlık, oldukça mahzurludur ve aslâ tavsiye edilmez. Hiç iştahımız olmasa da sahura kalkıp su, süt, meyve suyu vs. içerek bu vakitte bir şeyler yemeye alışmalıyız.

 

ORUÇ AÇTIĞIMIZ ÜÇ NİMET

 

Su/zemzem, hurma, zeytin

Bilhassa su/zemzem ve hurma, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in de oruçlarını açtıkları gıdalar olarak bilinmektedir.

 

Su/zemzem

Zemzem, PH Derecesi 10 olan çok alkali bir içecektir. PH, bir çözeltinin asidik veya bazik olduğunu gösteren bir ölçü birimidir. (ph=7 nötr, ph 7’den küçükse asidik, ph 7’den büyükse bazik çözelti anlamına gelir.)

İçme suyunun ideali PH derecesi 7,30-7,70’dir. Bu aralıktaki su da, zemzem de oruç açmak için uygun bir içecektir. Çünkü bunlar, vücudu asitlerinden temizleyerek alkali hâle gelmesini sağlarlar. Böylece yemeğe çok iyi başlangıç yapılarak, uygun bir ortam sağlanmış olur.

 

Hurma

Hurma, şeker hastalarının bile rahatlıkla yiyebildikleri bir gıdadır. Hurmadaki şeker, vücutta kolayca parçalanan ve kullanılan bir şekerdir. Özellikle demir, kalsiyum, potasyum, magnezyum, folikasit ve B grubu vitaminleri gibi birçok faydalı maddeleri bir arada bulunduran hurma, çok az meyvede bulunan proteini de ihtiva eder. Hurmanın oruçta sık rastlanan kabızlığın da en iyi ilacı olduğu bilinmektedir. İşte hurmayla vücuda en gerekli maddeleri bir anda alarak iftara iyi bir başlangıç yapılmış olur.

 

Zeytin

Vücuda gerekli temel yağların alınması, doğru beslenmenin şartlarındandır. En yararlı tekli doymamış yağları ihtivâ eden zeytin, zengin bir besin kaynağı olarak iftarların baş tacıdır. Kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor gibi önemli mineraller, A, D, E, K vitaminleri ile birlikte iyi bir enerji kaynağı olan zeytinle iftara başlamak, oldukça faydalıdır. Zeytin, hazmı kolaylaştırma özelliği ile de sindirim sistemine yardımcı olmaktadır.

Bu Ramazan’da yediklerimizin ruh ve bedenimize şifâ kaynağı olmasını, bize ruh ve beden dinçliği kazandırmasını, Rabbimizin rızasına ermemizde bize yardımcı olmasını, Yüce Mevlâ’mdan niyâz ediyor, bizleri daha nice Ramazanlara sıhhat ve âfiyet içinde kavuşturmasını temennî ediyorum.

PAYLAŞ:                

Nejla Bas

Nejla Bas

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle