DÜŞÜKLER

Mevcut olan hâmilelik, 20. haftaya gelmeden veya bebek 500 gr ağırlığa ulaşmadan, gebeliğin sonlanmasına “düşük” adı verilmektedir. Tespit edilmiş tüm hâmileliklerin %15-20’si düşükle sonuçlanmaktadır ve bunların pek çoğunda sebep bulunamaz. Teşhisi (tanısı) konmamış hâmilelik vak’aları hesaba katıldığında ise, tüm gebeliklerin yaklaşık %50-60’ı düşükle sonuçlanmaktadır. Yapılan bir çalışmada; kendiliğinden meydana gelen düşüklerin yarısında, sadece boş gebelik kesesi olduğu, embriyo (anne karnındaki 8 haftadan küçük bebek) bulunmadığı gözlenmiştir.

Düşüklerin %80’inden fazlası, ilk 3 ayda meydana gelmektedir. En fazla risk ilk 8 haftalık dönemdedir. Bu haftalardan sonra ve ultrasonografi vasıtasıyla bebeğin kalp atışlarının gözlenmesiyle risk azalmaktadır.

Düşüklerin pek çok sınıflaması vardır: Erken düşük, geç düşük, kendiliğinden düşük, düşük tehdidi v.s. Bunların tespiti ve sınıflaması doktorunuz tarafından yapılacaktır. Bir düşük tehdidi mevcutsa yapmanız gerekenler şunlardır:

-Yatak istirahatı,

-Ağır iş yapmamak, ağır yük kaldırmamak,

-Stresten uzak durmak,

-Doktorunuzun vereceği reçeteye ve yapacağı tavsiyelere uymak…

 

Sebepleri

a- Erken dönemde meydana gelen düşüklerin çoğunlukla (%80-90) sebebi bebeğe aittir. Bunların da yarısından fazlasını, kromozom bozuklukları oluşturmaktadır. Kromozomlar, bir insana âit tüm özellikler kodlanmaktadır: İnsanın fizikî görüntüsü, saç, ten, göz rengi, el-ayak büyüklüğü, organlarının yapısı, şekli, hangi hastalıkları geçireceği v.s.

Bir nevî insanın çekirdeğini oluşturan bu yapılardaki anormal oluşumlar, hayatla bağdaşmayacak düzeyde olduğunda, o bebek, daha gelişim aşamasına gelmeden, anne rahmi tarafından tahliye edilmektedir. Tabiî ki annenin bir müdâhalesi ve haberi olmadan… Anne vücudunda öyle gelişmiş bir bilgisayar sistemi vardır ki; bebeğin kromozomlarını analiz eder, anormal teşhisini koyar; “Bu çocuk ne gelişebilir, ne doğabilir, ne yaşayabilir.” kararını alıp onu vücuttan atar.

Bunu anne beyni yapamaz, anne rahmi hücrelerinin de kendi başına bunu yapmaları imkânsız olduğuna göre; bu, son derece gelişmiş süper donanımlı bilgisayar ağı insanın neresindedir? Kütüphaneler dolusu bilgi içeren kromozomları titizlikle okuyan, okuduğunu analiz eden, teşhisi koyup hâmileliği sonlandıran sistemin yerini kimse bilmiyor… İnsan denilen muammâ, baştan sona acziyetten ibaret… Ancak; bazı sığ görüşlü akıl nasipsizleri düşüğü şöyle tanımlıyorlar: “Doğanın, bebeğinizin sağlıklı ve sorunsuz olması için harcadığı büyük çabanın sadece küçük bir örneğidir düşük… Bu sebeple fazla üzülmemelisiniz…”

Burada sadece fazla üzülmememiz gerektiği doğrudur; ancak insanın gen haritasını okuyabilen bu “Doğa” kimdir? Ağaçlar mı, taşlar, dağlar mı, nehir ve okyanus suları mı, üzerine her gün basıp geçtiğimiz toprak mı? Hangisi? Düşük hadiselerini, tabiatın doğal bir seleksiyonu olarak tanımlayan zavallı bilim adamları; insanın var oluşunu baştan sona “kör bir tesadüf”e havale edebilen mâneviyât yoksunlarıdır. Bir odanın içinde rastgele esen bir rüzgarla, vidaların, çivilerin, metallerin v.s. bir araya gelerek, gelişmiş bir uzay aracının meydana gelmesini mümkün görmeyenlerin, bir füzeden daha kompleks yapıdaki insanın var oluşunu âciz doğaya atfetmeleri, gerçekte bilimden çok çok uzak tanımlamalardır!..Tefekkür edebilen insanı, her hadise yaratılış gerçeğine götürmektedir.

Düşüklerin önemli bir yüzdesini oluşturan kromozom bozuklukları, âilevî geçiş göstermezler. Çalışmalar, anne yaşı ilerledikçe, bu bozuklukların daha fazla meydana geldiğini söylemektedir. Annenin yumurtalıklarındaki yaşlanma sebebiyle, ileri yaşlarda düşük riski %50’lere kadar çıkmaktadır.

b- Bir diğer sebep olarak çoğul gebelikler gösterilmektedir. Özellikle son yıllarda yardımcı üreme tekniklerinin gelişmesiyle çoğul gebelikler de artmıştır.

c- İlaç, radyasyon gibi bozucu faktörler: Erken dönemde yapılan; röntgen, tomografi gibi tetkikler, hâmileliği düşükle sonuçlandırmaktadır. Tespit edilmiş hâmileliklerde bu filmler zaten çekilmez. Burada risk, henüz hâmileliğin bilinmediği vak’alardadır. Doğurgan dönemdeki hiçbir kadına, son âdet tarihi sorulmadan film tavsiye edilmemelidir.

d- Anne ya da babaya âit genetik bozukluklar: Bu bozuklukların anneden gelme ihtimali 2 kat daha fazladır. Böyle bir durumda düşük ihtimali de yükselmektedir.

e- Hormonal sebepler: Annede hâmileliğin devamını sağlayacak olan hormonun yetersizliği, tiroid bezinin yavaş veya hızlı çalışması, diyabet hastalarında şeker düzeyinin iyi kontrol edilememesi de düşüklere sebebiyet verebilmektedir.

f- Rahmin doğuştan şekil bozuklukları veya geçirilen bir operasyona bağlı olarak rahimde meydana gelen yapışıklıklar da düşüğe sebebiyet verebilir.

g- Annede, hâmilelik esnasında görülen bir enfeksiyon, düşüğe sebep olabilir. Enfeksiyon tespit edilir edilmez tedavisi yapılmalıdır.

h- Bağışıklık sistemine bağlı faktörler: Normalde yabancı hücrelere karşı hareket eden bağışıklık sistemi, bazen kendi organlarına karşı harekete geçip, onlara zarar vermektedir. Oluşan maddeler, bebeğin “eş”ini (plasentayı) etkilediğinde düşük meydana gelmektedir. Burada enteresan olan, normal şartlarda her hâmileliğin vücuda yabancı kabul edilip sonlanması gerekirken; bilinmeyen bir mekanizma ile annenin bağışıklık sistemi baskılanmakta ve oluşan bebeğe karşı herhangi bir reaksiyon gösterilmemektedir. Yani büyük çoğunlukla düşükleri görmemiz gerekirken bizler devam eden gebelikleri görmekteyiz. Şayet böyle olsaydı, hiçbir hâmilelik sonuna kadar devam etmeyecek ve neslin devamı da mümkün olmayacaktı. İş, sadece bununla da kalmamakta; anne rahmi yavruyu yabancılamak şöyle dursun; daha beklediği o özel misafir gelmeden türlü hazırlıklar yapmakta ve yavrusu geldiğinde de onu bağrına basmakta, koruyup beslemekte ve zamanı gelmeden de asla bırakmamaktadır. Mutlak hakikat şudur ki; “Bir Güç” insana “Ol!” demekte, o da olmaktadır. Bu sınırsız kudretin sahibi Rabbimiz Teâlâ Hazretleri’dir.

“O, bir şeyin olmasını dilediğinde, ona sözü «Ol!» demesidir; o da hemen oluverir. Her şeyin hükümranlığı elinde bulunan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır. Siz, sonunda O’na döndürüleceksiniz!” (Yâsîn, 82-83)

i- Sebebi açıklanamayan hâmilelik kayıpları: Tüm hâmilelik kayıplarının yaklaşık % 20’sinde yapılan tetkiklere rağmen bir sebep bulunamaz.

j- Stres.

k- Sigara ve alkol kullanımında da düşük riski yüksek olmaktadır.

 

Belirtiler

Düşüğün en önemli belirtisi kanamadır. Mevcut hâmilelikte kanama olduğunda mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.

 

Teşhis

Bir hâmilelik tespit edilir edilmez, hemen doktora başvurulmalı ve mevcut gebeliğin sağlıklı olup olmadığı araştırılmalıdır. Bunun için yapılacaklar:

  • Genetik araştırma,
  • Hormon tetkikleri,
  • Rahmin şekil bozukluklarının araştırılması,
  • Bağışıklık sistemiyle ilgili tetkikler,
  • Enfeksiyon taraması,
  • Anne ve babanın kan gruplarına bakılması,
  • Gerekirse hastanın psikolojik değerlendirmeye tâbî tutulmasıdır.

 

Tedâvî

Tekrarlayan hâmilelik kayıplarından sonra bile % 70 oranında doğuma kadar giden sağlıklı bir hâmilelik oluşabilmektedir. Bugünkü imkânlarla kromozom bozuklukları hâriç, diğer sebeplerin tedâvîsi mümkündür. Tedâvî doktorunuz tarafından sebebe yönelik olarak düzenlenecektir.

Sağlıklı bir hâmilelik için doktor kontrolünde olunması şarttır. Hâmilelik rahim içinde mi, bebek canlı mı, sağlıklı mı, düşük tehdidi var mı; tüm bunlar incelenmeli, doktorunuzun uygun aralıklarla yapacağı kontrollere mutlaka gidilmelidir.

Her hâmilelik farklıdır. Yakınların tecrübelerine göre kendi kendine takip ve tedavi yanlıştır.

PAYLAŞ:                

Betül Nefise İnal

Betül Nefise İnal

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle