PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN CENNETTEKİ KOMŞUSU

-Aynıyla yaşanmış bir hayattan-

 

Ayşe Hanım, 24 yaşında, iki çocuk annesi bir ev hanımı… Annesi ve babası trafik kazası geçirince, annesi yatalak kalmış. Altı ay boyunca her gece hastahânede sabaha kadar ona refakatçilik yapıyor, gündüzleri de ev işlerini ve çocuklarını ihmal etmemek için eve gidiyordu. Hastahane ve ev arasındaki bu koşuşturma, onu içten içe iyice yormuştu.

Bu uzun ve sabır dolu dönem artık sona yaklaşmıştı. Annesi artık hastaneden taburcu edilecekti. Yatalak da olsa eve çıkabilecekti. Kış gelmiş, sobalar kurulmuş, evin bütün fertleri, yatağa mahkûm durumdaki annesinin de bulunduğu küçük odaya âdeta doluşmuştu.

Ayşe Hanımın ilk oğlu, o yıl ilkokula başlamıştı. Kendisiyle özel ilgilenmek, okulunda, derslerinde yardımcı olmak gerekiyordu. Onun okula başlamasına bir yandan seviniyor, bir yandan da herkese yetişemediği için üzülüyordu. Beyi, öğretmen olduğu için akşamları eve zihni yorgun bir şekilde geliyor; bir de evde çocukla ilgilenmek ona zor geliyordu. Fakat bu bir imtihandı ve dayanmalıydılar. Anne-baba, hele kendilerine muhtaç bir durumdayken kendi hâline bırakılmazdı. Bizleri bugünler için yetiştirmemişler miydi? Onlar bizi büyütüp yetiştirirken kimbilir ne zorluklar çekmişler; bizim için ne çilelere katlanmışlardı?

* * *

Ayşe Hanım, bir yandan her gün hasta ziyaretine gelen misafirler, bir yandan evin bitmeyen işleri, bir yandan da yatağa mahkum olmuş bir anne ve onun yıkıma uğramış psikolojisi ile ilgilenmeye çalışıyordu. “Artık hiç bir şeye yetişemiyorum.” diye gizli gizli ağlıyordu köşelerde… Kendini sürekli teselli etmeye çalışıyordu:

“–Ben yedi aylık doğmuşum. Konu-komşu, “Fazla uğraşma yaşamaz!” dedikleri hâlde anneciğim, beni bıkıp usanmadan pamukların içine beleyerek büyütmüş. Şimdi sıra bende!.. Onu kırmadan, yaptığım işten yüksünmeden, en önemlisi “öf” bile demeden bakmalıyım diyerek kendine telkinde bulunuyordu.”

Günler geçtikçe anneciğinin psikolojisi, daha önce hiç yaşamadığı bir duygu olan “başkasına muhtaç olma”yı bir türlü hazmedemiyor ve farkında olmadan etrafına karşı kırıcı olabiliyordu. Bir müddet geçince yaptığının hata olduğunu düşünerek herkesten, bilhassa vefakâr kızı Ayşe’den özür diliyor:

“–Yavrum, hakkını helal et! Sana çok yük oldum!” diyerek bu sefer de ağlama krizleri başlıyordu.

Ayşe Hanım, bir gün iyice bunaldı. Annesi bir taraftan, eşi ve çocuklarına yetişemeyişinin bunalımı diğer taraftan, ağlaya ağlaya annesinin yanından çıkıp soğuk odaya geldi, kanepeye uzandı, derin bir nefes aldı. Derin bir nefes almayı bile özlemişti.

“–Yalnız kalmayı da unutmuşum âdeta!” diye düşündü.

Ve yorgun gözlerine daha fazla dayanamadan rüyalar âlemine geçiş yaptı. Rüyasında yolda yürürken serin bir rüzgar hissetti arkasından… Mis gibi bir koku sardı etrafını… Dönüp bakmak istedi, bakamadı. Buz gibi bir el, arkasından omzuna dokundu. Mis gibi kokan bir el... Âlemlerin efendisi Peygamber Efendimiz’in eliydi bu... Utancından başını önüne eğdi Ayşe Hanım… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-

“–Ayşe kızım!.. Cennette benim komşum olmak ister misin?” diye sordu.

Ayşe Hanım sevinçle:

“–Evet, Yâ Rasûlallah!..” deyince, Efendimiz ona:

“–O zaman hasta olan annene sabırla bakmaya devam et ki, cennette beraber komşu olalım.” buyurdu.

Ayşe Hanım, sevinçle yerinden doğruldu. Kalbi hâlâ hızlı hızlı çarpıyordu. Koşarak annesinin yanına girdi. Ağlayarak annesinin elini, ayağını öpüyor; bir yandan da:

“–Ne olur hakkını helal et anneciğim, sen benim cennet anahtarımsın!..” diyerek gördüğü rüyayı anneciğine anlattı.

Annesi de:

“–Yavrucuğum! Hiç kimse hasta olmak istemez. Hele hele hiç kimse yatalak olup başkasının eline bakmak istemez. Ben de kaldırmakta zorlandığım bu yükün ağırlığıyla sizi kırabiliyorum. Siz de hakkınızı helâl edin ki, ben de komşu olayım Efendiler Efendisine!..” dedi. İkisi de birbirine sarılarak dakikalarca ağladılar.

Altı ay annesine kendi evinde büyük bir fedakârlıkla bakan Ayşe Hanım, bu fedakârlığı sayesinde hem annesinin iyileşmesine vesile oldu, hem de bu zamanda Peygamber Efendimizin komşuluk teklif ettiği bahtiyarlardan oldu.

O şimdi hâlâ aramızda… Ve hâlâ tek beklentisi Allah rızasına erişebilmek için hem annesine, hem de kayınvalidesinin her türlü ihtiyacına sabır ve heyecanla koşuşturuyor. Her defasında da:

“–Rabbim, bunu, sırf senin rızan için yapmayı nasip et!..” diye dua ediyor.

PAYLAŞ:                

Rukiyye Gönüllü

Rukiyye Gönüllü

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle