Toplumu Yönlendiren Kadınları Tanır mısınız?

Evin ziyneti, erkeğin örtüsü ve çocuğun koruyucu meleği olan kadın, Cennet’te de Hazret-i Âdem’e gönüldaş ve ikram olarak verildi. Cennet’te çeşit çeşit nîmetlerin içinde yaşayan Hazret-i Âdem, hep bir tarafı eksik olarak Allah Teâlâ’dan münâcatta bulunmuş, Âlemlerin Rabbi onu, kendi cinsinden bir kadınla tesellî ve teskin etmiş, mânen desteklemişti.

Kadın, biyolojik olarak âilenin devamını sağladığı gibi, toplumları müsbet veya menfî yönlendiren en önemli varlıktır, aynı zamanda… Tarihte bunun pek çok misalini görmek mümkündür. Savaşlar, iktidar değişimleri, vakıf hizmetleri ve sosyal kurumlarda kadın baskın bir rol oynamıştır. Hattâ yalnızca var olduğu devirlerde değil, yetiştirmiş olduğu nesillerle kendilerinden sonraki nesillerde de tesirlerini sürdürmüşlerdir. Bunu tıp dünyası, hormon fazlalıkları, beynin çalışma şekilleriyle açıklasa da Allah Teâlâ, kadına farklı bir faaliyet sahası takdir etmiştir. Elbette bu aktif faaliyet sahası, sosyal hayatın içerisinde çeşitlilik arz etmiş, her biri yetişme ortamları ve coğrafyalarına göre şekillenmiştir.

Bilimin ve teknolojinin ilerlediği, parçalanmışlığın hâkim olduğu günümüz postmodern (modernlik sonrası) dönemde, kadınları ilim konusunda geçmiş dönemler kadar pay sahibi göremesek de, tıptan eğitime, sivil savunmadan spora kadar her alanda varlıklarını korumaktalar… Elbette bunda, Peygamber Efendimiz’in;

“Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi (imtihan vesîlesi) dünya süsü ve mal sevgisidir.”[1] buyruğunun hakîkatini göz ardı etmemek gerekir.

Nitekim dünyevîleşme tutkusu, bugün yalnızca kadınları değil; yediden yetmişe toplumu tesiri altına almış bulunmakta… Dolayısıyla geçmiş toplumlarda görülen sade ve tabiî hayat, sabırlı yapılan uzun ve nitelikli çalışmalar mevcut değil. Özellikle de ilme ulaşmak için zor imkânlarla yapılan rıhle/yolculuklar, deriler ve taşlar üzerine kayıt tutma işlemleri hayal dahî edilememekte…..

Günümüzde bunları tasavvur ve hayal etmekte zorlansak da, yapılan araştırmalarda kadınların bu çalışmalarda büyük pay sahibi olduğunu görmekteyiz. Meselâ M.Ö. 370-415 yılları arasında Eski Mısır’da Merit Ptah ve Peseshet isimli iki kadın, tıp alanında hizmet vermişlerdir. Yine bu devirlerde İskenderiye’de felsefeci, matematikçi, astronom ve öğretmen kadınların varlığından bahsedilir. Hattâ Hypata isimli felsefeci kadının, Eflatuncu okulun idareciliğini yaptığı belgelenmiştir.

 

Asr-ı Saâdette Kadınlar

Bu çalışmalar, İslâmiyet’ten sonra ilmin en faziletli ibadet kabul edilmesi ve bizzat Peygamber Efendimiz’in teşvikleriyle çok daha fazla artmıştır. Özellikle İslâm’ın ilk asırlarında hanımlar, sosyal ve ilmî hayat içerisinde çok aktif rol almışlar, hattâ Allah Rasûlü’nden erkeklerin ilimden pay sahibi olup kadınların ise mahrum kaldıkları gerekçesiyle kendileri için hususî sohbet talebinde bulunmuşlardır. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mescid-i Nebevî’de onlar için özel kapı yaptırmış ve kendilerine mahsus dersler düzenlemiştir.

Mazeretleri sebebiyle namaz kılamayacak durumda olanların bayram namazlarında cemaatin gerisinde durup tekbirlere iştirak etmeleri ve bayram sevincine katılmalarını istemiştir.[2]

Kadınların ilmî çalışmalarında Efendimiz’in zevce-i tâhiresi Hazret-i Âişe Vâlidemiz’in önemi şüphesiz çok büyüktür. Hadislerin tedvîni konusunda gösterdiği gayretlerle bilinen İbn-i Şihâb ez-Zührî’yi, babası ilim öğrenmek üzere Hazret-i Âişe’nin yanında yetişmiş Amre binti Abdurrahman -radıyallâhu anhümâ-’nın yanına göndermiştir. İbn-i Şihâb, Hazret-i Âişe’nin öğrencisi Amre’yi “bitmek tükenmek bilmeyen bir ilim denizi” olarak tarif etmiştir.[3]

Bu dönemde kadınlar yalnızca hadis, fıkıh gibi dînî alanlarda değil; edebiyat, matematik ve tıp ilimlerinde de aktif eğitim almışlardır. Peygamber Efendimiz, bazı kadınları diğerlerinin eğitimi için vazifelendirmiş, savaşlarda hemşirelik hizmetini ise genellikle kadınlara yaptırmıştır. Asıl ismi “Leyla” olan Şifâ binti Abdullah el-Kureyşî, hemşireliğin yanında, hem idârî işlerde çalışmış, hem de tıbbî pratisyenlik yapmıştır. Karınca ısırıklarına karşı önleyici tedavi usulü geliştirmiş, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisini diğer kadınları eğitmesi için vazifelendirmiştir. Şifâ binti Abdullah, Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- döneminde de çarşı ve pazarlarda (zâbıta ve) müfettişlik hizmetinde bulunmuştur.

Tıptan edebiyata birçok konuda söz sahibi olan Rufeyde binti Sa’d el-Eslemiye’ye aynı zamanda ilk hemşire ünvanı verilmiştir. Rufeyde, tıpla ilgili bilgileri doktor olan babasından öğrenmiş, başta kadınlar olmak üzere birçok kişiyi ilk yardım konusunda eğitmiştir. Nesîbe binti Ka’b el-Mâziniye, Uhud Savaşı’nda yaralı mücâhidlere hizmet vermiş; Ümmü Umâre, Ümmü Mateve el-Eslemiye, Hayber Savaşı’nda; Ümmü Varaka binti Hâris Bedir Savaşı’nda gönüllü hemşirelik yapmışlardır. Bu hanımlar da diğerleri gibi yalnızca hemşirelik değil, diğer ilimlerde de söz sahibi olmuş, hattâ Kur’ân’ın toplanmasında büyük emek vermiştir.

Muhammed Ekrem Nedvî, fıkıh ve hadis alanında yaptığı “al-Muhaddithat (el-Muhaddisât)” isimli 53 ciltlik çalışmasında, 8.000 kadın âlimi zikrederek kadınların hadis ilminin gelişiminde önemli bir role sahip olduğunu açıklamıştır. İbn-i Hacer 53 kadınla, Süyûtî 33 kadınla, Sakafî ise 68 kadınla birlikte ders aldıklarını rivayet etmişlerdir. Müslüman âlim İbn-i Asâkir, Ortaçağ İslâm coğrafyasında kadınların erkeklerle eşit şekilde eğitim aldığını, “âlim” ünvânı kazanabildiğini ve eğitim kurumlarında ders verebildiğini bildirir. İbn-i Asâkir, -Allah ondan râzı olsun- kendisinin 80 müslüman kadın âlimin dersini dinlediğini ifade etmiştir.

 

Endülüs’te Kadınlar

Endülüs’te Wallada bint al-Mustakfî (994-1091) şiir ve retorik bilgisi ile herkesi etkileyen kadın şair ve âlimdir. Wallada, katıldığı şiir ve edebiyat yarışmalarında neredeyse bütün erkekleri geride bırakarak birinci olmuştur. Endülüslü Prens Ahmed’in kızı Âişe, Kurtuba’da en iyi konuşmacı (hatîb) ve kâfiye üstatları arasında anılmaktadır. Âişe’nin Endülüs’ün en geniş kütüphanelerinden birine sahip olduğu rivayet edilir. Yine Sevillalı el-Hassania ve el-Fasulî’nin kızı Meryem şiir, retorik ve hiciv alanında önemli isimlerdir. Sevillalı Safiye ve 12. yüzyıl âlimi Zeynep el-Şahda, aynı zamanda İslâm Medeniyeti’nin en ünlü hüsn-i hat uzmanları arasında da yer almaktadır.

Kölelerin de eğitildiği İslâm dünyasında köle bir kız olarak dünyaya gelen Kurtubalı Lübana (v. 984) öğrenmede gösterdiği üstün yetenek neticesinde, önce saray çevresine girmiş, daha sonra II. Hakem’in özel sekreteri olmuştur. Kısa süre içerisinde sarayın en entelektüel kişilerinden biri olan Lübana, daha sonra ise en prestijli vazifelerinden biri olan Kurtuba saray kütüphanesinin başına getirilmiştir. Bütün bunların yanında Lübana, son derece karışık cebir ve geometri problemlerini çözen iyi bir matematikçidir. Kurtubalı Lübana, Kurtubalı Fatma ve Hasday bin Şaprut ile beraber ünlü “Medînetü’z-Zehra” kütüphanesini kurmuş, kitaplarını bizzat kendisi seçip getirtmiştir. Kurtuba’da, Lübana döneminde kitap sayısının 500 bini bulduğu rivayet edilir. Kadınlar, o dönem Kurtuba’sının entelektüel câmiasında çok önemli rol oynamıştır.

  1. yüzyılda yaşamış Fâtıma, İspanya’nın Valensiya şehrinden Kahire, Şam, Bağdat, İsfahan, Rey, Nişabur, Tus, Buhara, Semerkant ve Kaşgar bölgelerinden Çin’e kadar süren bir ilim yolculuğu yapmıştır.

 

Bağdat’ta Kadınlar

Bağdat’ta yaşamış Suteyta el-Mahamelî (v. 987) de iyi bir eğitim almış hanımlardandı. İbn-i Kesîr, Hatîb el-Bağdadî gibi ünlü tarihçilerin övgü ile bahsettiği 10. yüzyılda yaşamış fakîh bir kadındır. Eğitimli bir aileden gelen Suteyta, babasından ve dönemin önde gelen âlimlerinden dersler okumuş; Arap edebiyatı, hadis ve fıkıh ilimlerinin yanı sıra matematikte dikkat çekici bir seviyeye ulaşmıştır. Hattâ cebir konusunda diğer matematikçiler tarafından ortaya atılan bazı denklem problemlerinin çözümünde yeni metotlar geliştirmiştir.

Astronomi bilimi ile ilgilenen kadın bilim insanları da mevcuttu. İlimlerin zirve yaptığı Endülüs’te, astronom ve matematikçi Mesleme el-Mecritî’nin (v. 1007) kızı Fâtıma el-Mecritiye (Madridli Fâtıma) da babası gibi astronomi üzerinde çalışmış, usturlab âleti yapımında, gezegenlerin ve yıldızların konumlarını gösteren tabloların hazırlanmasında babasının telif ettiği eserlere yardım etmiştir.

 

Ev İşleri Yanında Kitap Kopyalayan Kadınlar

İslâm Medeniyeti’nin hemen her döneminde ve her ülkesinde “istinsah” ismi verilen yazma eserlerin kopyalama işinde de kadınların payı büyük olmuştur. Yabancı kaynaklardan alınan bilgilere göre, 10. yüzyılda Kurtuba şehrinde 170 kadın kitap istinsah etme işiyle uğraşmıştır. Bunların en tanınmışları, Fatıma Muhammed el-Fıhrî el-Kureyşî’dir. Fıkıh ve hadis ilimlerinde iyi bir eğitim alan el-Fıhrî genç yaşta dul kalmış, eşinden ve babasından kalan yüklü miktardaki mirası “Karaviyyun” isminde câmi ve üniversite yaptırmak için kullanmıştır. Son derece sıkı ve disiplinli bir eğitimin verildiği üniversitede İslâmî ilimlerin yanı sıra astronomi, matematik, edebiyat, yabancı diller ve fen ilimleri öğretilmiştir.

 

Vakıf Hizmetinin Öncüleri Kadınlar

Kuzey Afrika’da Tunus’ta yaşamış Azîze Osmana (1606-1669) hanım -Allah ondan râzı olsun- Müredîler hânedânından olup iyi bir eğitim almıştır. Büyükbabasının sarayında yetişen Azîze, İslâm Medeniyeti bilgileri yanında sıkı bir Kur’ân ilmi almıştır. Aynı zamanda hayır işlerinde öncülük yapan Azize, 1662’de Tunus’un el-Azzefine sokağında bir hastane açmış, sakatlığından dolayı çalışamayacak durumda olanlara yıllık maaş bağlamış, fakir gelinlere elbise ve hediyeler almıştır. Hac vazifesini yapıp memleketine döndükten sonra, bütün köleleri serbest bırakma projesi başlatmış; pazardaki bütün köleleri satın alıp âzâd etmiştir.

Eyyûbî hânedânından Halep Valisi Zâhir Gâzi’nin eşi Dayfa Hatun (v. 1242) Halep’te 6 sene idarecilik yapmış ve iki medrese açmıştır.

Selçuklular döneminde Anadolu’da idarecilerin eşleri ve yakınları, mektep ve hastahâne yapımında ciddî çabalar göstermişlerdir. Kayseri’deki Gevher Nesibe Darüşşifâsı ile Divriği’de Bahram Şâh’ın kızı Turan Melik’in yaptırdığı hastahâne bunların en meşhurlarıdır. Kayseri’de 1206’da Selçuklu Hükümdarı Gıyâseddin Keyhüsrev’in kız kardeşi ile yaptırdığı tıp külliyelerinde teorik ve pratik tıp eğitimi birlikte yürütülmekte, aynı zamanda pek çok hastaya hizmet verilmekteydi.

Netice olarak görmekteyiz ki, evi, eşi, çocukları olan kadınlar da, hayatın her alanında aktif rol alıp üretime ve hizmete ciddî katkı sunmuşlardır. Bununla birlikte taşımış oldukları potansiyel ve kıvrak zeka ile ilimde söz sahibi olmuşlar; en önemli kazanç ve miras olarak ilim tahsil etmişlerdir. Onlardan almamız gereken en güzel hisse ise; onlara da verilen yirmi dört saatlik günlerini yalnızca ev ve mutfak içerisinde değil; asırlar sonrasının evlâtlarına da faydalı olacak ilmî ve hayrî eserleri bugünlere mîras bırakmaları olmuştur.

 

[1] Tirmizî, Zühd, 26.

[2] Buhârî, Iydeyn, 15.

[3] Zehebî, IV, 508.

PAYLAŞ:                

Seher Küçük

Seher Küçük

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle