Su

Kur’ân-ı Kerîm’de

Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok sûrede sudan bahsedilmiştir:

“Allah, hareket edip debelenen her canlıyı sudan yarattı.” (en-Nûr, 45) denirken daabbe’nin (hareket eden her canlı varlığın) sudan yaratıldığı bildiriliyor.

“Her canlı şeyi sudan yarattık.” (el-Enbiya, 30),

“Ve O, sudan bir insan yarattı” (el-Furkan, 54).

Bu âyetlerde genelde tüm canlıların, özelde de insanın sudan yaratıldığı beyan ediliyor.

Diğer bazı âyetlerde:

“O’dur ki, size gökten su indirdi, onunla her çeşit bitkiyi çıkardık.” (el-En’am, 99)

“O ki, gökten bir su indirdi, onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık.” (et-Tâhâ, 53) “Görmedin mi Allah gökten nasıl su indirdi de onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık.” (el-Fatır, 27).

“Size gökten kim su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz gönül açan bahçeler bitirdi?” (en-Neml, 60) buyurulmaktadır. Bu âyetlerde ise, tüm bitkilerin su sayesinde büyütüldüğü anlatılıyor.

 Su, her bir özelliği ayrı bir araştırma ve kompozisyon konusu olacak şekilde, farklı âyet-i kerîmelerde dile getirilmiştir. Bu da suyun muazzam bir mûcize olduğunu göstermeye yeterli esasında…

 

Önemi

Hayat, su ile iç içe girmiş ve birbirine kilitlenmiştir. Bütün varlıklar için su kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Dünyanın dışındaki hiç bir gezegende suya rastlanmamıştır. Aslında su hakkında bilmediğimiz bir çok şey var; biz ancak bilinenlerden az bir kısımını yazabileceğiz.

En küçük canlı organizmadan en büyük canlıya kadar bütün hayat faaliyetlerini ayakta tutan “su”dur. Yeryüzünün yaklaşık % 70’ini kaplayan su, erişkin bir insan vücudunun da % 55-75 gibi önemli bir bölümünü oluşturur. İnsan vücudundaki suyun üçte ikisi hücrelerin içinde; geri kalanı ise, hücre aralarında ve kanda bulunur. Kaslar yağdan daha fazla su içerir. Bu yüzden zayıf olanların kilolulara göre organizmaları daha çok su ihtiva eder.

 

Kimyası

Suyun kimyasal formülü H2O’dur. Bunun anlamı, bir su molekülünün iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmasıdır. Bu yapısı ile yanıcı ve yakıcı özelliğe sahip iki maddenin bir araya getirilerek suyu oluşturması dahî, olağan üstü bir mûcizedir.

 

Su Döngüsü

Saf su; kokusuz, tatsız ve renksizdir. Renk, tad ve koku, çevre etkenlerine bağlı olarak değişir. Su yerkürede su buharı (bulutlar), su (denizler, göller) ve buz (kar, dolu, buzullar) gibi değişik hâllerde bulunur. Sürekli olarak bu hâller arasında geçişler gösterir. İşte bu fizîkî hâllere dönüşüm, dünya yaratıldığından beri süregeldiğinden ekolojik bir denge oluşturmuştur. “Su Döngüsü” denilen bu olay, içtiğimiz bir bardak suyun mâzisini düşünmemiz için binlerce ihtimali ortaya koyar. Mesela o bir bardak suyun bir damlası, yıllar önce bir dinazörün içtiği sudan, su döngüsü sonucu bardağa girmiş bir hisse olabilir. Kısaca tabiatta su, akarsulara akıtılan atıklarla kirlense de, okyanuslarda tuzlu su hâline gelse de buharlaşıp atmosfere karıştığında temizlenerek tatlı suya dönüşüyor. Ne dersiniz, su sihirli bir içecek değil mi?

 

Buzun Su Yüzeyinde Kalışı Düşündürücü

Suyun, çevre açısından önemli bir özelliği de sıvı hâli üzerinde batmadan yüzebilen buzudur. Suyun katı hâli olan buz, sadece düşük sıcaklıklarda oluşabilen geometriden dolayı, sıvı hâldeki su kadar yoğun değildir. Halbuki hemen her maddenin katı hâli, sıvı hâlinden daha yoğundur. Bu açıdan her kimyevî madde, dipten yukarı doğru dolmaya başlar. Suda ise bunun aksine buz, öncelikle yüzeyde oluşmaya başlar, daha sonra aşağıya doğru yayılır. Bu durum derindeki suyun, derinde olmayan sudan daha sıcak kalmasını sağlayarak o ortamdaki canlılar için elverişli bir zemin sağlamış olur. Bu sıcaklık diplerde genellikle +4 derecedir.

 

Faydaları

Su, vücudumuzun hiç bir şeyle kıyaslanamayacak derecede önemli bir servetidir. Su bir “hayat” içeceğidir. Belki haftalarca yiyecek olmadan yaşanabilir, ancak susuzluğa 3 günden fazla tahammül edilemez. “Su, vücudumuz için ne yapar?” “Suyun faydaları nelerdir?” gibi sorulara verilecek cevaplar, oldukça uzundur.

Vücudumuz için suyun bazı faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

Vücut sıcaklığının ayarlanmasını sağlar ki, sabit olarak 37 derecede kalmasında önemli bir rol oynar.

Besin maddelerinin ve oksijenin hücrelere taşınmasını sağlar.

Böbrekler, ter ve bağırsaklar yoluyla toksik maddelerden (atık ve zehirli) arınmamızı sağlar.

Vücutta iç salgıların oluşması ve vücut dokularının nemlenmesi, ancak su sayesinde olur.

Eklemler ve iç organlar arasında kayganlık sağlayarak bazı maddelerin hücreler ve kan damarları arası geçişi su ile mümkün olur.

Kilo dengesi ve kilo kontrolü için su oldukça önemlidir.

Kan basıncı ve elekrolit-mineral dengesini koruyan yine sudur.

Organları ve dokuları darbelere karşı su korur.

Kabızlığı önleyerek sindirimi kolaylaştırır.

Su derinin elastikiyetinin ve neminin normal şartlarda olmasını sağlar.

Bir yetişkinin günde kaybettiği su oranı 10 su bardağı kadardır. Vücudumuzun su depolama özelliği olmadığından, var olan suyun tamamını kullanmaktadır. Fakat su kaybında vücut, kalan suyu koruyabilmek için inanılmaz bir mücadeleye girer. Yani metabolizma yavaşlar, idrar çıkışı azalır. Su kaybı; terleme, idrar, dışkı, nefes alıp verme gibi etkenler sonucu olur. Vücuttaki ciddî mânâda su miktarının azalmasına “dehidrasyon” denir. Bu durumda kişiye serumla su takviyesi yapılarak önlem alınmalıdır.

 

Niçin Susarız?

Susamak, büyük bir nîmettir. Susadığımızı anlamasaydık, hayatımız kolaylıkla tehlikeye girebilirdi. İnsan susadığında troid bezi ağız yoluyla “suya ihtiyacın var” şeklinde beyne bir mesaj gönderir. Bu sayede su içmeye ihtiyaç duyduğumuzu anlarız. Çoğu zaman su içmeyi unuttuğumuz olabilir. Bunun için susamayı beklemeden su içme kültürümüzü geliştirmeliyiz. Özellikle sıcak günlerde sudan daha leziz, daha kandırıcı bir içeceğin olmadığını düşünerek su içmeyi alışkanlık hâline getirmeliyiz.

PAYLAŞ:                

Nejla Bas

Nejla Bas

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle