İstihare

İstihâre, lugat mânâsı itibari ile Allâh’tan hayır talep etmektir. Yani yapılacak bir işin iyi mi, kötü mü olduğunu, yahut o işi hemen mi, yoksa bir müddet sonra mı yapmanın daha iyi netice vereceğini anlamak ve kalbin o meseleye yatışmasını Allâh’tan dilemek ve istemektir.

İnsanın başına gelecek hâdiselerin, Allah bildirmedikçe bilinemeyeceğini öğreten İslâm dini, bu konuda yapılabilecek yegâne işin, Allâh’ın yardımını ve yol gösterileceğini talep etmek olduğunu belirtmiş, böylece insanların imanlarını sarsılmaktan ve şahsiyetlerini de zedelenmekten korumuştur.

 

İstihâre Duâsı

Câbir -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuştur: Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bize, Kur’ân’dan bir sûre öğrettiği gibi her işte istihârede bulunmamızı öğretirdi ve şöyle derdi:

“–Biriniz bir işi yapmayı arzu ettiği zaman, farzlar dışında iki rekat namaz kılsın ve sonra şu duayı okusun:

 

DUALAR VE ZİKİRLERDEN

ARAPÇA DUA EKLENECEK

 

 

Mânâsı

“Allâh’ım, Sen’den hayır talep ediyorum, zira Sen birsin. Sen’den hayrı yapmaya kudret talep ediyorum, zira Sen vermeye kadirsin. Rabbim, yüce fazlını talep ediyorum, Sen her şeye kadirsin, ben âcizim. Sen bilirsin, ben câhilim. Sen gaybları bilirsin.

Allâh’ım, şüphesiz biliyorsun ki, bu iş benim dinim, hayatım ve sonum için hayırlıysa, bunu bana takdir et ve yapmamı kolay kıl. Sonra da onu hakkımda mübarek kıl. Eğer bu iş bana dinim, hayatım ve âkıbetim için zararlıysa, onu benden çevir, beni de ondan çevir. Hayır ne ise, bana onu takdir et, sonra da bana onu sevdir” (Buhârî)

 

Ne Zaman ve Hangi Durumlarda İstihâre Yapılır?

İstihâre, Peygamberimiz’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetine tavsiye ettiği bir duâ, bir ibadet şeklidir. Bu sebepledir ki, Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- küçük-büyük, önemli-önemsiz her işi yaparken; onların iyi mi, yoksa kötü mü olduğu hakkında bir görüşe varmak için istihâreyi tavsiye etmiştir.

Lâkin buradan yola çıkarak istihâreyi fala benzetmek veya fal kabul etmek câiz değildir. Böyle yapmak bir netice vermeyeceği gibi, kişinin günaha girmesine de sebep olur.

İstihâre, yapılması düşünülen işle ilgili olarak duygu, düşünce ve meyiller henüz niyet ve karar safhasına gelmeden yapılmalıdır.

Hayırlı veya hayırsız olduğu kesin olarak bilinen konularda istihâreye gerek kalmaz. Bunun içindir ki, istihâre, iyiliği veya kötülüğü anlaşılamayan bir iş hakkında söz konusu olur. Mesela, hacca gitsem mi, namaza başlasam mı, sadaka versem mi… vs. gibi konularda istihâre yapılmaz. Nitekim bunların doğruluğu ve hayırlı olduğu istihâresiz de bilinmektedir. Bununla birlikte Câbir -radıyallâhu anh-’ın haber verdiği hadiste geçen “her iş” tâbiri, mübah olan işleri kapsamaktadır. Farz, vâcip, sünnet, haram, mekruh gibi işler için “yapayım mı, yapmayayım mı?” gibi bir seçim hakkı yoktur.

Günümüzde istihâre, genellikle evlilik durumlarında baş vurulan bir ibâdet hâline gelmiştir. Bunun da uygulama olarak halk arasında pek çok yanlışları vardır. Örneğin; “evleneyim mi, evlenmeyeyim mi?” diye istihâre yapılmaz. Zira az önce de belirttiğimiz gibi, istihâre, mübah olan işler için yapılır. Oysa evlilik Peygamberimiz’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir sünnetidir. Kişi kendisini maddî ve mânevî olarak evliliğe hazır hissediyorsa evlenir.

Ancak hangi namzedi tercih edeceği veya evlenme niyeti ile görüştüğü kimsenin kendisi için hayırlı mı, hayırsız mı olduğu… gibi konularda kararsız kalındığında istihare yapılır.

Lâkin şu da unutulmamalıdır ki, herhangi bir hususta yapılması gereken ilk iş,  karşılaşılan meselenin meşrûluğunun ve helâlliğinin araştırılması, dinî ölçülere uyup uymadığının incelenmesidir.

Kişinin kendisi bir konuda neticeye varamadığı takdirde en sıhhatli yol, o meseleyi münasip olan ehil birine danışmak, onun fikrini almak, gerekirse meseleyi enine-boyuna bütün teferruatlarıyla konuşmak, kısaca “istişâre yapmak”tır.

 

İstişâre Hakkında Önemli Uyarılar…

İstişâre yapılacak insanın muhakkak ki, tecrübeli, bilgili ve sözüne itimat edilir birisi olması gerekir.

Bir meseleyi kendi aralarında istişâre etmeyi, oturup konuşmayı, mü’minlerin vasıflarından sayan Kur’ân-ı Kerîm;

“Onların işleri aralarında müşâvere iledir.” (eş-Şûra, 38)  buyururken; istişâre için ehil kimselerin seçilmesini, fikren ve inanç bakımından yabancı olanlarla istişâre yapılmamasını îkaz eder:

“Ey îman edenler!.. Sizden olmayan kimseleri içli-dışlı dost edinip sırlarınıza ortak etmeyin. Onlar sizi zarara sokmakta kusur etmezler. Size sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar. Size düşmanlıkları sözlerinden belli olmuştur; açığa vurmayıp da kalplerinde gizledikleri düşmanlıkları ise daha büyüktür. Biz size dostunuzu ve düşmanınızı böylece gösterip âyetlerimizi açıkladık, eğer akıl ederseniz.” (el-Mümtehine, 1-2)

Görüldüğü gibi basîret sahibi olan bir mü’min, kendi husûsî meselelerini, her önüne gelene açmamalı, rastgelenin fikrini almamalıdır. Çünkü ehli olmayan kimselerle istişâre etmek, çoğu kez kişinin yanlış hareket etmesine ve hatalı davranmasına sebebiyet verir.

İnsanın aldığı kararlar, bazen kendisini hayatı (tahsil, evlilik, iş… vs.) boyunca maddî veya mânevî bakımdan çok büyük tesirler altında bırakabilir. Öyle ki, kişi bu aceleciliğinin ve tedbirsizliğinin cezasını hayatı boyunca çekebilir.

Hayatının bütün safhalarıyla ümmetine mükemmel bir örnek olan sevgili Peygamberimiz, her meselesini yakınları ve ashâbıyla istişâre eder, onların fikirlerini aldıktan sonra karar verir ve işe başlardı. Halbuki kendisi bir peygamber olması hasebiyle vahye mazhardı; herkesten zekî, akıllı, derin fikirli, sâlim düşünceli bir insandı. Vahiy ile sâbit olmayan hemen hemen bütün meselelerde sahâbeyle istişârede bulunurdu. Ümmetine de istişâresiz iş yapmamalarını tembih eder ve istişâre edenin hiçbir zaman pişman olmayacağını şöyle ifâde buyururdu:

“İstihâre eden kimse hüsrâna uğramaz, istişâre eden pişman olmaz, iktisatlı davranan kimse de muhtaç duruma düşmez.” (Taberânî)

İmâm-ı Gazâlî Hazretleri de istişâre ve istihârenin faydası hususunda şunları söylemiştir:

 “İstihâre eden hayırdan, istişâre eden doğruyu bulup hakikate ulaşmaktan mahrum kalmaz.”

Velhâsıl akıl, mantık ve yapılan istişâreler, meselenin uygun olup olmadığı konusunda neticeyi göstermişse istihâreye gerek kalmaz. İstihâre yapılmış olsa bile sonuçta istihârenin işaretine değil, istişârenin gereğine uyulur. Mesela; birbirine denk olmadığı bilinen iki gencin evlendirilmesi için istihâreye başvurulmaz. Çünkü denk olmayanları evlendirmenin yanlışlığı bilinmektedir. Buna rağmen istihâre yapılır da “evlensin” işareti çıkarılıp evlendirilirlerse, çıkan geçimsizlikten istihâre değil, bunu yanlış yerde yapanlar sorumlu olur.

 

İstihârenin Neticesi Nasıl Anlaşılır?

Câbir -radıyallâhu anh-’ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîften anlaşıldığı üzere istihâre namaz ve duâdan oluşan bir ibâdettir. Bununla birlikte, kişinin istihâreden bir sonuç alabilmesi için güçlü ve samimi bir îmâna sahip olması da gerekir. Allâh’a gönülden bağlı olan kimseler, namaz ve duâdan sonra istihâre edilen işin müsbet olması hâlinde gönüllerinde bir huzur, sevinç, neşe ve rahatlık duyarlar. Şayet kişi içinde, bir sıkıntı, daralma hissediyorsa, meselenin kişi için hayırlı olmadığına hükmedilir.

Hadîs-i şerîflerde bir işin hayırlı veya hayırsız olduğunu anlamak için “istihâre için yatmak” yahud  “rüyada beyaz-yeşil, siyah-kırmızı renkleri görmek” ile alâkalı tek bir rivâyet bulunmamaktadır.

Bazı tasavvuf erbâbına göre ise, istihârede namaz ve duâ ile birlikte rüya da vardır. Öyle ki, yatmadan önce istihâre namazı kılınır ve duâsı okunur, sonra abdestli olarak kıbleye yönelerek yatılır.

Hatta büyüklerimize göre, istihâreye kişinin bizzat kendisi yatabileceği gibi mânevî duyuşu açık,  tarafsız, günahsız, temiz ve saf kimseleri yatırmak daha iyi görülür.

Bununla birlikte görülen rüyanın, tâbir ilmine vâkıf olan kimseler tarafından yorumlanması gerekir. Çünkü rüyada bu ilme vâkıf olmayanların çözemeyeceği rumuzlar ve şifreler vardır. Bunları da ancak ehli anlayabilir. Aşağıdaki istihâre bunun için güzel bir örnektir:

  Evleneceği kişinin kendisi için hayırlı olup olmadığını öğrenmek isteyen genç bir kız istihâreye yatar. Rüyasında kendisini yoğurtlu ıspanak yerken görür. Neticede ıspanak yeşil, yoğurt da beyaz olduğu için bu evliliğin hayırlı olacağına hükmedilir ve kısa bir süre sonra bu iki genç evlenir. Ancak zaman içinde anlaşmazlıklar ve huzursuzluklar oluşmaya başlar ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrılırlar. Daha sonra bu rüya, tâbirde ehil bir zâta anlatıldığında o şöyle tabir eder:

“–Bu evlilik baştan hayırsızmış. Zira ıspanak her ne kadar yeşil olsa da yemektir ve sıcaktır. Yoğurt da beyazdır, lâkin soğuktur. Sıcak ve soğuğun hiçbir zaman bir arada durduğu görülmemiştir.”

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, kişinin bir meseledeki hatalı tutumu, bütün hayatını etkileyebilecek yanlış bir karar vermesine sebebiyet verebilir.

 

İstihârenin Hükmü

Yine büyüklerimiz istihârenin yapılacak en son iş olduğu konusunda ısrarla dururlar ve şöyle ilâve ederler: İstihâre yaptıktan sonra Cenab-ı Hakk’ın  hükmüne râzı olmak ve ona uygun hareket etmek gerekir. Zira Sa’d bin Ebî Vakkas -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Âdemoğlunun saâdet sebeplerinden biri de Allah’ın hükmettiğine rızâ göstermesidir. Şekâvet sebeplerinden biri de Allah Teâlâ’ya istihareyi terk etmesidir. Kezâ şekavet sebeplerinden bir diğeri de Allâh’ın hükmettiğine râzı olmamasıdır.”(Tirmîzî)

Fakîhler ise, istihârenin sünnet bir ibâdet  olduğuna  dayanarak “sonucu bağlayıcı değildir.” demişlerdir. Hatta namaz ve duâdan oluşan bedenî bir ibâdet olduğu için, istihârenin başkasına yaptırılamayacağını, kişinin bizzat kendisinin îfâ etmesi gerektiğini, aksinin câiz olmadığını bildirmişlerdir.

 

İstihâre Namazı Nasıl Kılınır?

İstihâre namazı, kerahat vakitleri dışında, gece veya gündüz, her vakitte kılınabilir. Çünkü hadiste vakit belirtilmemiştir.

İmâm Gazâlî ve İmâm Nevevî’nin de içinde bulunduğu bazı âlimler, istihâre namazını sabah ve akşam namazlarının sünnetleriyle kıyaslayarak, birinci rekatta Kâfirûn, ikinci rekatta da  İhlâs sûrelerinin okunmasını güzel görmüşlerdir. (İhya-i Ulumiddin,İmam-ı Gazâlî)

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, bu meseleye temas eden hadislerin hiçbirinde, istihâre namazında okunması tavsiye edilen sûrelere rastlanmamıştır.

Bunun içindir ki, istihâre namazında herkes kendi istediği bir sûreyi okuyabilir. Bu durum istihâreye bir zarar vermez. Namazdan sonra hadîs-i şerîfte geçen istihâre duâsı okunur ve hangi iş için duâ edildiği belirtilir. İstihâresi yapılan işin, illâ dil ile söylenmesi gerekmediği gibi, arzu ve isteğin gönülden geçirilmesi de yeterli olur.

 

Bir İş İçin İstihâre Kaç Kere Yapılabilir?

Yapılan istihâreden bir netice alınamadıysa, üç veya yedi kereye kadar devam edilebilir. Çünkü Peygamberimiz’in bazı duâları üç defa tekrar ettiği, hatta Enes bin Malik -radıyallâhu anh-’a istihâreyi yediye kadar tekrar etmesini telkin buyurduğu nakledilir:

 “Bir iş için istihare edince yedi kere tekrarla. Sonra kalbine gelen ilk hususa dikkat et, zira hayır ondadır.” (Tecrid-i Sarîh ve Tercümesi. Bu hadisin zayıf olduğu belirtilmiştir.)

Şayet yapılacak iş acele olur da istihareyi tekrarlamak mümkün olmazsa, şöyle dua edilir:

 “Allâh’ım hakkımda hayırlı olan ne ise, onu nasip et. Beni, kendi hâlime bırakma.” (Âmin)

Hulâsa, bize hayır gibi gelip, şiddetle arzuladığımız nice şeyler vardır ki, onlar gerçekte bizim için şerdir. Bize şer gibi gelip, uzak durmak için şiddetle direndiğimiz nice şeyler de vardır ki, onlar da gerçekte hayırdır. İşlerin en doğrusunu ve içyüzünü Allah bilir, biz bilemeyiz. Bu gerçek âyet-i kerîmede şöyle ifade edilir:

“Sizin için daha hayırlı olduğu hâlde, bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu hâlde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (el-Bakara, 216)

Bunun içindir ki, Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- küçük-büyük, önemli- önemsiz, karşılaşılan her durumda ümmetine istihâre yapmayı tavsiye etmiştir.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle