İslam Tebliğinde Hazret-İ Âişe Ve Ümmü Şerîk -Radıyallâhu Anhümâ- Modeli

Hazret-i Ebû Mûsa -radıyallâhu anh- anlatıyor:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ashâbı bizlere her ne zaman bir hadis müşkilâtı arz edecek olsa, hemen Hazret-i Âişe’ye sorardık. O, bize bu hususta mutlaka bir bilgi verirdi.” (Tirmizî, Menâkıb, 3877)

* * *

İslâm insanının inşâsı için Rabbimizin mü’mine yüklediği en önemli vazifelerden birisi de tebliğdir. Tebliğ, her zaman ve mekânda mü’minin hâli, tavrı, malı ve lisânı ile İslâm’ı anlatması, etrafındakileri İslâmî hassasiyetler konusunda uyarmasıdır. İslâm’ı, hayatının her ânına yayarak başkalarının İslâm’la olan irtibatlarını kurma çabasıdır.

İslâm, mü’minlerin izzetli ve şerefli bir hayat yaşamalarını ister. Bu izzeti kazanmanın yolu, Kur’ân’ın ifâdesi ile “emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-münker”, yani iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmaktan geçer.

İlim, kadın-erkek her müslümana farz olduğu gibi, tebliğ görevi de cinsiyet gözetmeden her müslümana farzdır. Ve İslâm’ın gelecek nesillere aktarılması açısından kadın-erkek her müslüman, bu vazifeden mes’ûldür. Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk’ın Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şahsında emir buyurduğu tebliğ muhtevâlı âyetler, aynı zamanda mü’minlere de bir çağrıdır:

Bu âyet-i kerîmelerden bazıları şu şekildedir:

“Ey şanlı Rasûl! Rabbinden Sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, Seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler toplumuna rehberlik etmez.(el-Mâide, 67)

(Benim yaptığım) ancak Allah katından olanı, O’nun gönderdiklerini tebliğdir. Artık kim Allah ve Rasûlü’ne karşı gelirse, bilsin ki, ona (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.” (el-Cin, 23)

“Allâh’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin. (Kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz, biliniz ki, Rasûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.” (el-Mâide, 92)

Peygamber Efendimizin etrafında İslâm’ın tebliği için erkek sahâbîlerin vazife aldıkları kadar hanım sahâbîler de canla başla vazife alıyorlardı. Her biri yeni inen âyet-i kerimeleri veya Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şeriflerini öğrenmek ve yaymak için âdeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Bilhassa Peygamber Efendimiz’in hanımları, O’nun, ev içinde şâhid oldukları, özel hâllerinden tutun da İslâm’ın en genel hükümlerine kadar duyup öğrendikleri her hususu insanlarla paylaşıyorlardı. Bunlar içinde Hazret-i Âişe’nin çok farklı bir yeri vardır. O, hem yaş olarak Peygamber Efendimizin diğer hanımlarından daha genç olduğu için, hem de ilme olan merak ve kabiliyeti sebebiyle Allah Rasûlü tarafından özel bir şekilde yetiştirilmiştir. Hem sağlığında, hem de Peygamber Efendimiz’in vefâtını müteâkiben Hazret-i Âişe, kadın-erkek bütün ümmetin âdeta “muallime annesi” olmuştur.

Hazret-i Âişe annemizin, en çok hadis rivayet eden yedi kişiden biri olması da onun, İslâm tebliğindeki rolünü çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Şimdi bu genel bilgileri, bir-iki misalle biraz daha müşahhas hâle getirelim:

Hanım sahâbîler arasındaki tebliğ faâliyetlerinde öne çıkan iki isim vardır. Birisi, Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Annemiz, diğeri ise Hazret-i Ümmü Şerîk -radıyallâhu anhâ-. Bu iki hanım sahâbî, Peygamber Efendimiz’in müstesnâ hayatında bir “tebliğci” olarak farklı yerlere sahiptiler. Onların İslâm’ın yayılmasında îfâ ettikleri vazife, bizler için bir ibret vesikası olacak vasıfta…

Hazret-i Âişe annemizin, üstün zekâsı, dirâyet, firâset ve ilmî vasıflarının yanı sıra İslam ahlâkının yayılması için sürdürdüğü faâliyetleri, günümüz Müslümanlarına İslâm’ın tebliği noktasında ışık tutacak bir rehber mâhiyetindedir. Allah yolunda bu samimi gayreti sergilerken Yüce Rabbimiz’in hükümlerine ve Peygamber Efendimiz’e gösterdiği kesin itaat, Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemizin  Rabbimize ve Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e derin sevgisinin de açık bir delilidir.

Küçük yaşlarda babası Sıddîk-i Ekber Hazret-i Ebûbekir’in yanında eğitim gören Hazret-i Âişe’nin Peygamber Efendimiz ile evlenmesi, ahlâkî ve ilmî yönden daha da gelişmesine, olgunlaşmasına ve derinleşmesine vesîle olmuştur. Çok küçük yaşta müslüman olan Hazret-i Âişe Vâlidemiz, aynı zamanda mütevazı, kanaatkâr ve cömert ahlâkıyla bütün müslümanlara örnek olmuştur. Samimî îmânı ve ihlâsından dolayı onun için asıl önemli olan Allâh’ın rızasına uygun hareket edebilmektir.

Peygamberimiz’in vefatının ardından Hazret-i Âişe validemizin evi, büyük-küçük birçok kimsenin huzuruna gelip kendisini dinlediği bir ilim merkezi hâline gelmiştir. Gerek hanımlarla ilgili hususlarda, gerek âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerin fıkhî derinlikleriyle ilgili konularda, o, Hazret-i Ömer gibi halifelerin bile mürâcaat ettiği en önemli kaynak olmuştur. “Mü’minlerin Anneleri”nden birisi olma şerefiyle kadın-erkek bütün müslümanlar, problemlerini çözmek üzere ona müracaat etmiş ve onun gösterdiği çözüm yollarını tereddütsüz kabul etmişlerdir.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in zamanından başlamak üzere kadınların eğitim ve öğretimiyle çok yakından ilgilenen Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-, böylece hem bizzat, hem de yetiştirdiği talebeleri ile İslâm dünyasında kadınların ilimle meşgul olmalarının ehemmiyetini ve muvaffakiyetini göstermiştir.

* * *

İslâm’ı tebliğ etmeyi bir vazife kabul eden Ümmü Şerîk -radıyallâhu anhâ- da, ev ev dolaşarak Kureyşli kadınları irşâd eden sahâbî hanımlardandır. Ümmü Şerîk’in bu faaliyetlerinden rahatsız olan müşrikler, onu önce tehdit ettiler. Kızgın çöl kumlarında üç gün aç ve susuz bıraktılar. Fakat bu işkenceler de onun tebliğ aşkını söndüremedi.

O esnâda müslümanlar, Mekke’deki işkencelerden bunalarak Peygamber Efendimiz’in izniyle gizli gizli Medine’ye hicret etmeye başlamışlardı. Ümmü Şerîk -radıyallâhu anhâ- da artık Mekke müşriklerinin baskılarından kurtulmak ve dînini rahatça yaşamak ve yaymak istiyordu. Medîne’ye giden kimse bulamayınca bir yahûdi âilesine katıldı. Yolculuk esnasında îmanda sabır ve sebat etmenin mükâfatı olarak Allah Teâlâ’nın özel ikramına mazhar oldu. Şöyle ki; Ümmü Şerîk’in yanındaki suyu bitmişti. Bunu fırsat bilen yahûdi, ona dîninden dönmedikçe su vermeyeceğini söyledi. Hanımına da; ona su vermemesi hususunda sıkı sıkıya tenbihatta bulundu.

Hava çok sıcaktı. Yolculuk zor geçiyordu. Ümmü Şerîk -radıyallâhu anhâ- iyice hâlsiz düştü. Susuzluktan gücü-kuvveti kesilmişti. Zorlukla yürüyor ve konuşuyordu. Onun bu hâli, yahûdiyi ümitlendirmişti. Tam fırsatı yakaladığını düşündü, onun dîninden dönmekten başka çaresi kalmadığını tahmin etmişti. Fakat Ümmü Şerîk’in sağlam îmânına tosladı.

Maddî çarelerin tükenmiş gibi gözüktüğü bir gece yarısı, Allah Teâlâ’nın husûsî yardımı yetişti. Ümmü Şerîk, herkesin uyuduğu bir sırada göğsünün üzerine bir miktar suyun konduğunu hissetti. Sunulan bu suyu, kana kana içti. Üstüne başına dökerek serinledi. Biraz sonra yol arkadaşlarını uyandırmak için seslendi. Onun sesinin gür çıkmasından su bulup içtiği anlaşılmaktaydı.

Suyu hanımının verdiğini zanneden yahûdi, hanımına çıkıştı. Kızdı, bağırdı ve öfkeyle:

“-Suyu sen mi verdin?” dedi.

Ümmü Şerîk -radıyallâhu anhâ- müdahale ederek, bunun kendisine Allah Teâlâ’nın bir ikramı olduğunu, hanımının bir damla bile su vermediğini söyledi. Yahudi, su tulumlarına koştu. Onların da ağızlarının bağlı ve çözülmemiş olduğunu görünce hayretler içerisinde kaldı.

Ümmü Şerîk’in samimiyeti ve saf îmânı ona çok tesir etmişti. Onun sözleri, gönlünde bir sıcaklık oluşmasını sağladı. Kalbi, İslâm’ın nurûna açılıverdi ve:

“-Senin Rabbine inandım.” dedi.

Âilesiyle birlikte İslâmiyet’in kendi dinlerinden daha hayırlı olduğunu söyleyerek, hep birlikte kelime-i şehâdet getirip müslüman oldular.

* * *

İslâm’ın en zor zamanlarında onu anlatmak ve bunun için bedel ödemek, her insanın yapabileceği fedâkârlık değildir. Hatice Annemiz, Fâtıma Annemiz, Âişe annemiz ve diğer hanım sahabîler gönül dünyamızın birer kahramanı olarak İslâm tarihinde yerlerini aldılar. Aslında bugün de her bir mü’mine hanım, onlardan aldığı bu tebliğ bayrağını dalgalandırmaya çalışmalıdır. Gönlünde bu sevdâ olan bir insan için, zaman ve mekân önemli değildir. İnsanın olduğu her yer ve her zaman, Allâh’ın dinini yaymak için bir fırsattır.

* * *

“Rabbim, bizleri rızâsı yolunda hizmet etmekten ayırmasın. Rabbim bizleri kıyâmette râzı olduğu kulları ile haşretsin! Hazret-i Âişe veHazret-i Ümmü Şerîk’in şefaatlerine nâil eylesin. Âmîn…”

PAYLAŞ:                

Şefika Meriç

Şefika Meriç

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle