Bu Tabak Bitecek (!)

Sağlıklı gelişimin en önemli esaslarından biri, beslenmedir. Her anne, çocuğu kaç yaşında olursa olsun onun sağlıklı olması için üzerine titrer durur. Çocuklarımızın sık sık hastalanmaması, bünyelerinin daha güçlü olması ve beden gelişimlerinin normal olması için sağlıklı beslenmeleri elbette gereklidir.

Sağlıklı gıdalar tüketilmediğinde ve beslenme yetersizliği olduğunda çocukları bekleyen ciddî problemler bulunmaktadır. Büyüme hızlarında yavaşlık, sık sık enfeksiyona yakalanma, kansızlık, hâlsizlik, algılamada yavaşlık, çocuksu heyecan ve coşkudan mahrum olma karşılaşılabilecek ciddî problemlerden bazılarıdır.

Neticelerin bu denli ehemmiyetli olması, tabiî olarak annelerin beslenme konusundaki endişesini ve hassâsiyetini artırmaktadır. Dolayısıyla anne, çok sevdiği çocuklarını yetersiz beslenmenin oluşturabileceği olumsuz neticelerden korumak için onların yediklerini ve yemediklerini hassasiyet ile takip eder.

Küçük çocuklarda ise, sadece büyüdüklerini çevresindekilere ispat etmek için istenilenin aksini yapma isteği vardır. Annesinin “Yapma!” dediği şeyi, gözünün içine bakarak yapmaya devam eden çocuklar, ya da “Gel buraya!” dediğinde sinsice aksi istikamete uzaklaşan çocuklar, sıkça karşılaştığımız manzaralardandır. Çocuklar, ebeveynlerini çaresizce ortada bırakabilirler.

Beslenme konusunda da annelerin emeklerini, beklentilerini, isteklerini alt üst eden durum, çocukların bu temâyülünden kaynaklanmaktadır. Onlar, annelerinin ne istediklerini çok iyi bilirler. Büyüdüğünü ve kendi kararları olduğunu ispatlamak isteyen çocuk, annesinin tabağındaki ıspanağı, pırasayı yemesini ne denli istediğini, anneden daha iyi bilmektedir.

Birçok âilede sofra ortamı, çocukların kendilerini ispatlamayı denedikleri bir arena hâline dönüşür. “Bu tabak bitecek!..” diyen annenin direktifine rağmen yemek yememek için direnen çocuk ile o yemeği yedirmek için mücadele eden anne arasında “tek kale maç” başlar. Maç, ya çocuğun yediklerini geri çıkarmasıyla, ya ağlamasıyla ya da yemeğin ardından vaat edilen bir şekerle yahut da bu kargaşadan bunalan babanın isyanı ile sona erer. Bir dahaki öğünde görüşmek üzere sofra kaldırılır.

Âile fertlerinin birlikte vakit geçirebildikleri o çok özel yemek saatlerini “yedin, yemedin, bitirdin, bitirmedin…” gibi zıtlaşmalarla ziyan etmek, hem çocuğun şahsiyet gelişimi için, hem de âilenin huzur ve saâdeti için oldukça tehlikelidir. Her gün anne-baba ile zıtlaşmaya alışan çocuk, bunu iletişimin bir şekli olarak zihnine yerleştirir ve ileride bu kargaşayı başka alanlara da taşımaya başlar. Arkadaş seçimi, genel alışkanlıklar, ders çalışma şekli gibi âilenin beklentilerinin tam tersini yaparak kendisini ispatlamaya çalışır.

Zıtlaşmaya girmeden, çocuk beslemek mümkün müdür? Evet, iştahsızlığa sebep olacak kronik bir rahatsızlık yoksa, beslenmek çok keyifli bir iştir. Çünkü insanoğlunun hayatta kalabilmesi için beslenmesi gerekir. Bütün organizmalar da hayatını devam ettirmek için beslenmek zorundadır. Gerçekten aç kalan bir çocuk, en sevmediği yemeği dahî iştahla yer. Bunun için annelerin öncelikle birkaç öğün yemediklerinde çocukları ölecekmiş gibi davranmaktan vazgeçmeleri gerekmektedir.

Annelerin iki-üç kaşık fazla yedirmek için ürettikleri harika (!) fikirler aslında çocukların neden iştahsız olduklarını çok güzel açıklamaktadır. Bu konuda bir ödül olsa, kesinlikle karşılaştığım sevgili tonton bir babaanne, o ödülü fazlasıyla hak ederdi. Sürekli yemek seçen torununu elinde bir tabakla Kartal’dan trene bindirip Haydarpaşa’ya götüren, her durakta iki lokma tıkıştırıp, sonraki trenle evlerine geri dönen babaannenin emeği takdire şâyân olsa da, torununun yemek seçme derdini daha da artıracak olması ne kadar da traji-komiktir.

Ellerindeki yemeklerle çocuklarının peşinden koşan anneler, çocukların zihninde “Ne kadar zor yersem, o kadar büyük ödül alırım!” anlayışını yerleştiriyor. Çocuklara yemek yemesi için sürekli taviz veriliyor; televizyon başında, oyuncakları ile oynarken yemek yemeleri teşvik ediliyor. Çiğnemeye üşenen çocuklar için yemeklerin hepsi karıştırılıp ezme hâlinde sunuluyor. Sanki çok önemli ve zor bir iş başarmışlar gibi öğünlerini tamamladıklarında çikolata ve şekerle ödüllendiriliyorlar. Aslında önlerine hazır getirilen taze, sıcak ve besleyici bir öğün, başlı başına bir ödüldür.

Beslenme konusunda iştahsız ve cılız çocuklar kadar sıklıkla karşılaşmaya başladığımız, hattâ yoğunluğu giderek artan aşırı yiyen ve kilolu çocuklar da ayrı bir problem olarak karşımıza çıkıyor.

Obez çocuklar, fast food gıdaları tüketmeyi seviyorlar, abur cuburdan uzak duramıyorlar. Yemek yemek, onlar için günlük eğlencenin büyük bir kısmını oluşturuyor. Oyalanacak bir şey bulamadıklarında, can sıkıntısı yaşadıklarında, alternatif üretemiyor ve kendilerini yemek yiyerek mutlu etmeye çalışıyorlar. Bebekliklerinden itibaren obezler ihtiyacından fazlasını tüketmeye alıştırılıyorlar. Çocuk, problemsiz bir şekilde tabağındaki yemeği bitiriyorsa, anneler için bunun tek ifâdesi, çocuğun henüz doymadığı mânâsına geliyor. İkinci bir tabakla çocuğun midesi büyütülüyor.

Obez çocuklar, daha fazlasını istiyor, daha çok tüketiyor. Kilo almaya devam ettikçe hantallaşıyor, yaşıtlarının hareketliliğine ayak uyduramıyorlar. Onlar kadar hızlı koşamıyor, onlar gibi bisiklet süremiyor, çevik davranamıyorlar. Başarısız olma endişesi ve sarf ettikleri efor yüzünden spor yapmaktan köşe bucak kaçıyorlar. Bu sebeple arkadaşlıkları ve bütün sosyal ilişkileri zayıflamaya başlıyor, yalnızlığı daha fazla tercih ediyorlar, daha fazla televizyon ve bilgisayar başında vakit geçirerek kilo alma durumu, kısır bir döngüye dönüşüyor. Duygusal olarak daha da hassaslaşıyorlar, mutluluğu yemekte arıyor, hâdiselerden daha fazla etkilenmeye başlıyorlar.

Obeziteye eşlik eden sağlık problemleri, iştahsızlık yaşayan çocukların karşılaştıkları sağlık problemlerinden çok daha ciddî olmasına rağmen, ne yazık ki anneler yedirme güdüsünden bir türlü kurtulamıyorlar. Toplum tarafından tombul çocuklar, daha iyi bakım verilen çocuklar gibi algılanıyor.

Çocukların boy ve kilo olarak gelişimleri normalse, hareketliliği ve neşesi yerinde ise, iştahsızlıkları için endişelenilmemeli, bilakis aşırı kilo alan, hareketsiz kalan, duygusal olarak hassaslaşan ve yalnızlaşan çocukların beden ve ruh sağlığı için endişelenilmelidir.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle