Boşanmanın Başlangıcı

Sahi âile yuvasının sona ermesi demek olan boşanma ne zaman başlar? Biraz karışık, biraz basit, anlamsız ve hatta gülünç geldiğine eminim; ama gerçekten boşanma ne zaman başlar? Evlenildiğinde mi, nikâh esnasında mı, nişanlılık devresinde ya da ilk tanışma döneminde mi? Yoksa kökleri çok daha gerilere mi gidiyor?

Evet, âilelerin kuruluş şekli, eşlerin birbiriyle tanışmaları vs… bir evliliği şekillendirdiği gibi birden çok evliliği de şekillendirmektedir. Nasıl mı?

Bir yuva -her nasılsa- kurulduktan sonra, o yuvada doğup büyüyen her çocuk, teneffüs edilen havadan her an nasiplenmektedir. Mutluluk ve gözyaşı, anne ve babalar kadar onların çocuklarını da etkilemektedir. Mutlu bir âilede rûhen ve bedenen sağlıklı fertler olarak doğup büyüyen çocuklar, hayata daha olumlu bakmakta, daha çabuk mutlu ve başarılı olabilmektedir. Böylelerinin âile hayatında mutluluğu yakalaması da nisbeten daha kolay olmaktadır. Ya harap olmuş bir âile yuvasında ya da her gün kavga edilen, yokluk, sefâlet ve duygusuzlukla inşâ edilmiş bir çatının altında yaşamak zorunda kalan çocuklar?!. Onlar da evliliği büyük bir belâ kabul ederek büyümekteler. Mutluluk görmedikleri için mutlu edememekte, güzel bir anne-baba örneğinden mahrum oldukları için yapılan hataları tekrarlamaktalar!.. Babasından “babalık” görmeyen kız evlatları, erkeklere düşman büyürken, tekme-tokat ve hakaretlerle büyüyen erkek çocukları da eşlerine, çocuklarına öğrendiklerini tatbik etmekten çekinmeyecektir. Kısaca âile bir mekteptir, ama bu mektepte neyin öğretildiğine dikkat edilmelidir.

Öyleyse bu bozuk çarkı bir yerden değiştirmek gerekir. Anne ve babalar, kendilerine çeki-düzen vermelidir ki, evlatları ve onların kuracakları yuvalar, mutlu ve huzurlu olabilsinler.

Anne ve baba olmadan önce, âileyi kurarken ilk olarak nelere dikkat etmelidir? Hangi konularda, ne gibi yanlışlar yapılmaktadır ki, “saadet zinciri” misâli “felâket zinciri” gün geçtikçe katlanarak büyümektedir? Yanlış örnekler kopyalanarak artmakta, boşluğa terk edilen bir feryad, beşe-ona katlanarak geri dönmektedir?

İşe en başından başlanmalıdır. Âileler, evlâtlarını dînî bir terbiye ile yetiştirmeli, ardından eve alacakları gelin ve damat adaylarında öncelikle dînî bütünlüğe dikkat etmelidirler. Çünkü güzellik, bir çıbanla bozulur. Mal-mülk bir kibritle yok olup gider. Kalıcı olan, dindarlık ve güzel ahlâktır.

İki taraf da birbirinde öncelikle “Kur’ân ahlâkı” aradığında, problemlerin büyük oranda çözüldüğü görülecektir. Çünkü gerçekte güzel ahlâk sahibi dindar insanlar, Allah korkusu taşıdıkları nispette zulmetmezler, kişilerin hak ve hukukuna saygı gösterirler. Böyle âilelerde gerekli-gereksiz şiddet, hakaret vb. yaşanmaz. Peygamber Efendimiz’in âile hayatını örnek alan bu âileler, birbirlerine saygı, sevgi, anlayış ve hürmet ile muâmele ederler.

Bu âilelerde hiçbir şekilde tartışma veya ihtilâf çıkmaz mı? Elbette çıkabilir. Fakat bunlar, “Kol kırılır, yen içinde kalır.” misâli eşler arasında konuşularak tatlıya bağlanır.

Eğer problemler, çözülemeyecek derecede büyümüş ve iki tarafın birlikte yapacakları bir şey kalmamışsa, yine “Selâmetle!..” deyip kırılmadan gücenmeden yollar ayrılır. Ama vedâlaşmadan önce, âilenin kurulma sebebi olan çocuklar, mağdur edilmemeye çalışılır. Onların orta yerde ve sahipsiz kalması, boşluğa, yalnızlığa itilmesi düşünülemez bile!.. İki taraf da imkânları ölçüsünde yavrularını bağrına basarlar.

Ya günümüzde!..

İnsanlar, birbirlerinin güzelliklerine(!), mal-mülk, makam ve itibarlarına râm olarak bir araya geliyorlar. Uzun süren bir flört döneminden sonra, tam tanıdıklarını zannettikleri kimseyle evlenmişken, nikâh sonrası bambaşka bir insanla karşılaşıyorlar. Çünkü o zamana kadar herkes olduğundan farklı görünmeye çalışmış, maskeler edinmiş!.. Flört dönemi uzadıkça, maskeler kalınlaşmış. Ancak evlilikten sonra o maskeler düşünce, iki taraf da büyük hayal kırıklıkları yaşıyor. Eşler, karşı tarafı, “olduğu gibi görünmemekle” suçlarken, kendisini unutuyor.

Ya da evliliğin gayesi hâline gelen güzellik, mal ve makam bir anda yok oluverince, evlilik anlamsızlaşıyor.

Yine Allah korkusundan mahrum fertler, evliliği çekilmez hâle getiriyorlar. Sadece kendi menfaat ve rahatını düşünen anne-babalar, çocuğu öncelikle bir “ayak bağı” ve “yük” olarak görüyorlar. Çocukların varlığı, sanki kendi hürriyet ve rahatlarını sınırlayacakmış gibi düşünüyorlar ve çocuk yapmaktan uzaklaşıyorlar. Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde sıkça görülen “çocuksuz evlilikler”in sebebi bu!.. Nihayetinde eşleri birbirine bağlayan bir ortak nokta kalmıyor. Evlilik, şehvânî ve dünyevî hazların paylaşıldığı ortak bir anlaşma hâline dönüşüyor. Bu anlaşma da, sadakatten yoksunlaşmaya başladığında tamamen anlamsızlaşıyor. Kağıt üstünde ve sûretâ yürüyor. Ya da mahkemede “bir celsede” sona eriyor.

Allah sevgisi ve âhiret korkusu olmayan fertler, karşısındakine zulmetmekten de çekinmiyorlar. Muhatabını maddî-mânevî alabildiğine sömürdükten sonra, avlayacağı yeni kurbanlar bulmak için evlilik yuvasını yıkıveriyor. Yine sırf bu menfaat sebebiyle başkalarının yuvasına göz dikenleri de unutmamak lâzım!..

Velhâsıl, toplumu ayakta tutan âiledir. Âileyi ayakta tutan ise fertler, fertleri yücelten, tatmin eden ve onlara hayat veren de îman!.. Îmanın yok olduğu bir yerde ahlâk kalmaz. Bu yüzden iman ve ahlâkın zaafa uğradığı toplumların yaşaması da mümkün değildir. Îmanımızı kurtardığımızda ahlâkımız, ahlâkımızı kurtardığımızda ise insanımız ve âilemiz kurtulacaktır. O hâlde, yeniden ve kâmil mânâda îman etmeye ne dersiniz?!..

 

EVLİLİĞİN BAŞLICA DÜŞMANLARI

Nikâh Öncesi Yanlışlıklar

 

-Evliliğe rehberlik eden büyüklerin damat ve gelin adayı hakkındaki baskıları,

-Dînî esaslara riâyet edilmeden, serbestçe yaşanan tanışma ve nişanlılık devresi,

-Adayların birbirlerini tercih ederken göz önünde bulundurdukları sebeplerdeki isabetsizlikler,

-Aday hakkında yeterince bilgi toplanmaması veya elde edilen bilgilerin yanlışlığı,

-Doğru aday hakkındaki dedikodu, önyargı ve iftiralarla oluşmuş olan yanlış şartlanmalar.

 

Nikâh Esnasında ve Sonrasındaki Yanlışlıklar

-Nikâh ve düğün esnasında, gösteriş maksadıyla yapılan ve bütçeyi aşan masraflar,

-Anne-babaların, yeni âile yuvasını sarsacak boyuttaki müdahaleleri,

-Eşler arasındaki mesâfe ve soğukluk (iletişim kopukluğu),

-Aşırı şüphecilik ve aşırı kıskançlık,

-Baş döndüren aşırı zenginlik veya yıpratıcı, uzun süren fakirlik,

-Eşlerin, tıbbî mahrumiyetlere rağmen çocuk sahibi olmadaki ısrarları,

-Eşler arasındaki tartışmaların usûlünce yapılmaması, (tartışırken hakarete başlamak, eski hesapları gündeme getirmek, aşırı alınganlık yapmak ve kırgınlıkları içine atmak, duygu ve düşünceleri olduğu gibi söylememek vb.)

-Tartışmalarda ve münâsebetlerde gurur, kibir ve benliğin öne çıkması,

-Fedâkârlığı hep karşı taraftan beklemek,

-Âile içi şiddet ve hakaret,

-Kötü arkadaş çevresi,

-İçki, kumar, uyuşturucu vb. kötü alışkanlıklar,

-Evlilik ve âile müessesesi hakkında toplumda yerleşmiş bulunan yanlış kanaat ve alışkanlıkların âileye tatbik edilmek istenmesi,

-Çevrenin kendi âilelerinde tatbik ettiği pratik çözüm yollarını, “tecrübe” diye sunmaları (Bu tür tecrübeler, her ferdin ve her âilenin farklı yapıda olduğu göz önünde bulundurularak, kısmen işe yarayabilir. Ama bir şablon gibi bir âilede uygulanan metotlar, bir başkasına bütünüyle uygulanamaz.)

-Eşlerin, birbirlerine göstermeleri gereken ilgi, sevgi, anlayış ve hürmeti, evin dışında tüketmeleri,

-Aşırı tüketim ve israf çılgınlığı; bunu tâkip eden aşırı borçlanma ve bunalımlar,

-Eşlerin birbirlerini (tahakküme varacak derecede) aşırı sahiplenmesi ve muhatabına rahatça yaşayabileceği bir özgürlük alanı bırakmaması,

-Ev içinde ve dışındaki işlerin taksimindeki adâletsizlik,

-Âilenin masraflarını karşılayan tarafın, bunu başa kakma sebebi yapmaya başlaması,

-Meseleleri ilk olarak ev içinde çözmek yerine; akraba, komşu gibi üçüncü şahıslara taşımak,

-Âile sırlarını tutamamak,

-Savurganlık,

-Tarafların -karakter, şahsiyet ve imkânlarını düşünmeksizin- birbirlerinden aşırı beklenti ve istekleri,

-İnsanların dediklerine haddinden fazla itibar etmek,

-Anne ve babanın, şahsî-nefsânî hayatlarına meylederek birbirlerini ve çocuklarını unutmaları.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle