Zor Zamanda...

Kardeşliğin, Nebevî ölçülerini, O’nun -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ağzından dinleyelim:

“Sakın zanna yer vermeyin, başkaları hakkında sû-i zan etmeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, rekabet etmeyin, hasetleşmeyin, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin; ey Allâh’ın kulları, Allâh’ın emrettiği şekilde kardeş olun.

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu hakir görmez. Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini hor görmesi yeterlidir. Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır.

Allah, sizin sûretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. (Eliyle göğsünü işaret etti ve devamla şöyle buyurdu:)

Takvâ şuradadır: Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın. Ey Allâh’ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küs durması helâl olmaz.” (Buhârî, Nikâh, 45; Edeb, 57, 58)

“Müslümana sövmek fısktır, onunla çarpışmak da küfürdür.” (Buhârî, Îman, 36; Müslim, Îmân, 116)

* * *

 Bazı anlar vardır; gerek fert açısından, gerekse toplum açısında zor anlar denilebilecek zamanlardır. Fitne ve fesâdın, nifâkın, münâkaşanın ayyuka çıktığı demlerdir.

Bu zamanlarda toplumun âhengi bozulur, duygular dumûra uğrar, cemiyet hayatında işler ters gitmeye başlar. Umutla bakan gözlerde umutsuzluk, hayallerde ise kırılmalar oluşur. Fertlerde bir kuşku hâli, cemiyette ise güvensizlik hâkim olur.

İnsanın yaşadığı cinnet gibi, toplum da zaman zaman cinnet hâline girebilir. Çarklar dönmez, damarlar tıkanır, kalp atışları zayıflar. Bir fenâlık hâlidir, kısaca… Böyle durumlarda kurtarıcı bir duygu bekler insan… Bir şefkat eli, bir merhamet sesi… Derin kuyuların girdaplarından onu çekip çıkaracak bir el arar. İmdat çığlığına kulak verecek, “Bekle, geliyorum! Korkma, ben varım!” diyebilecek, koşup yetişecek bir yürek arar.

Rabbimizin, Kur’ân-ı Kerîm’inde insanın bu rûh hâlini ifade eden türden birçok ilâhî beyânı mevcuttur: “İnsanın çok aceleci olduğu” (el-Enbiyâ, 37), “insanın zâlim ve câhil olduğu” (el-Ahzâb, 72) “insanın az düşündüğü” (el-Mü’min, 58) bildirilmiştir Kur’ân diliyle...

İnsanın aceleci olduğu gerçeği, aslında hepimizin yakînen bildiği bir gerçektir. Yaşadığı musibetler karşısında şikâyetçi, felâketlere karşı tevekkülsüz, mükâfatlara ulaşmada sabırsız, dünyalıkları elde etmede hırslı… Bunlar, hep insanın ruh hâlini yansıtan özelliklerdir.

Yukarıda çizdiğimiz toplumsal cinnet hâlinde, sağlam bir akıl gereklidir. Îtidalli, teennî ile hareket eden ve güncel ifade ile “soğukkanlılığını muhafaza eden” bir irade gereklidir.

Mü’minlerin kardeş olduklarını, Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîme ile tescillemiştir:

“Mü'minler, ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının; umulur ki rahmete erersiniz.” (el-Hucurât, 10)

İçinde bulunduğumuz sosyal hayatı oluşturan bizler, sağlam bir mü’minlik iradesine sahip olmamız için İslâm’ın üzerinde çokça durduğu “kardeş olma” hukûkunun idrâkinde olmalıyız.

İnsanların bir karşılık beklemeden, sadece ilâhî rızâ için birbirlerini sevmeleri, fedakârlıkların en büyüğüdür. Ümitlerin tükendiği bir zamanda, felaket çığırtkanlığı yapmak yerine sükûnet; telaş ve panik yerine îtidal; eleştiri yerine yapıcı bir tavır, zor zamanda bir mü’minin başarması gereken hususlardır.

Aslında bu gibi hasletler, yakınımızdaki insanlarla olan münâsebetlerimiz için de geçerlidir. Müslüman, vasat bir ümmet olmanın gereği, îtidal ve denge insanıdır. Sevgisinde de, nefretinde de aşırı gitmez. Sevgisinde de, nefretinde de tek ölçü, “Allâh’ın rızâsını kazanmak”tır. O, bir şeyi veya bir kimseyi Allah için sever; yine bir şeyden veya bir kimseden Allah rızâsı için nefret eder. Kalbinin ayarı, Allâh’ın rızâsına göre tanzim edilmiştir.

İslâm tarihinin genel seyri içerisinde ne zaman bir kargaşa ve fitne ortamı doğmuşsa, tarafları uzlaştıran, fitneyi söndüren hep îtidal ve akl-ı selîm olmuştur.

Bir mü’mine karşı duyguların değişmesi, önyargı ve içten hesaplı bir hâle dönüşmek, şeytanın işidir. Şeytan ve nefis; içki, kumar vb. menfî maddî vasıtalar yanında, hırs, kin, hased, benlik vb. mânevî yollarla insanlar ve bilhassa mü’min kardeşler arasında nifak sokmak ve fitne çıkarmak için uğraşır. İşte zor olan, böyle anlarda soğukkanlılığı muhafaza etmek, şeytan ve nefsin tuzaklarına kapılmamaktır.

Şeytanın vesvesesi, nefsin istek ve arzuları fitne ve nifak dönemlerinde daha çok devrede olur. Mü’min, kalbi uyanık ve firâset sahibi insandır. Kulağına fısıldayan şeytanın iğvâsının da farkındadır, nefsinin kendisini dalâlete sürükleyecek isteklerinin de…

İslâm’ın bizden istediği kardeşliği, böyle zor zamanlarda göstermek, çok daha önemlidir. Çünkü sözler söylenir, tavırlar takınılır. Ama bir müddet sonra sular durulur ve herkes nereden geçtiğine ve neler yaptığına bakmaya başlar. Mühim olan, geriye dönüp baktığında pişman olacak işler yapmamaktır. Çünkü pişmanlığın bir dünya, bir de âhiret boyutu vardır.

Biz, bugün tekrar Kur’ân-ı Kerîm’in tâlim ettiği şekilde, “eritilmiş kurşun gibi birbirine sıkı sıkıya bağlanmış” kardeşler olmaya muhtacız. Tıpkı Peygamber Efendimizin Muhâcir ile Ensârı kardeş kıldığı gibi…

Kardeşliğin imtihan edildiği bu zor dönemlerde, mü’minler olarak dikkat etmemiz gereken hususlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Kalp ayarımıza dikkat etmeliyiz: Allah için sevmeli ve Allah için nefret etmeliyiz.

Konuşup yazdıklarımıza her zamankinden daha çok dikkat etmeliyiz. Kıyâmet günü hesabını vermekte zorlanacağımız söz ve davranışlardan uzak durmalıyız.

İhtilaflarımızın yegâne hakemi, Allah ve Rasûlü, yani Kur’ân ve Sünnet ölçüleri olmalıdır.

Hataya düşmemek, boş bulunup kul hakkına girmemek için, dilimizi ve gönlümüzü sabır ve tevekkülle terbiye etmeliyiz.

Hiçbir şekilde gönül kıracak sert tartışmalara girmemeli, İslâm kardeşliğini ve ahlâkını zedelemekten kaçınmalıyız.

PAYLAŞ:                

Şefika Meriç

Şefika Meriç

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle