Kadının Güzelliği Mi, Mahfuzluğu Mu

İnsanlık tarihinin var oluşuyla birlikte başlar kadının hikâyesi... Hayatın her alanında kadın muhakkak var olmuş, konuşulmuş, yazılmıştır. Kadîm medeniyetlerde para ile alınıp satılan, değersiz ve uğursuz görülen kadın, İslâmiyet’le birlikte büyük bir değer kazanmış ve âdeta ilâhî muhafaza altına alınmıştır. Hatta tesettür âyetinin gelmesiyle birlikte Müslüman kadınların apayrı bir dokunulmazlık/saygınlık hakları doğmuştur.[1]

Tanzimat’la birlikte başlayan sosyal ve kültürel hayatımızdaki bozulma, kadının çalışma hayatına atılması ve modernizmle birlikte had safhaya ulaşmıştır. Toplumun temel taşı olan kadın kıymetini yitirince, âile ve toplum da bozulmuş, sosyal hayatımızda büyük yaralar açılmıştır.

Âlemlerin Rabbi, toplumdaki sosyal huzur ve düzeni sağlamak, fuhşiyâtı ve neseb bozulmasını önlemek için Hicretin üçüncü senesinde, Nûr Sûresi 30-31 ve Ahzâb Sûresi 59. âyetleri ile kadınlara korunmayı emretmiştir. Çünkü fıtrat îcâbı erkekler güç, kuvvet, sertlik ve metâneti temsil ederken kadın, zarâfeti, nezâketi, merhamet ve şefkati temsil eder. Muhafaza edilmesi gereken bir çiçek misâlidir. Nûr Sûresi, 30-31. âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“…Mü’min kadınlara söyle; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım (el ve yüz) müstesnâ. Başörtülerini yakalarının üstünü (kapayacak sûrette) koysunlar…”

Ahzâb Sûresi’nin 59. âyetinde ise şöyle buyrulur:

“Ey Nebî! Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (dışarı çıkarken) dış elbiselerini giymelerini söyle!.. Bu onların tanınıp ezâ görmemeleri için daha uygundur…”

Allah Teâlâ, öncelikle insanın ruh ve nesep sağlığı, âile ve toplumun huzur ve ahlâkı için, zinâya götürecek bakışı yasaklamaktadır. Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Harama bakış, şeytanın oklarından zehirli bir oktur.” buyurmuştur.[2]

Bu mahzurlu bakışı engelleyebilmek için âyet-i kerimede mü’minlere önce “mahrem yerlerini örtmeleri, gizlemeleri, başkalarının görmelerinden saklamaları” tavsiye edilmiş, ardından ise “dikkat çekici hâl, hareket, ses ve görünüşü” yasaklanmıştır. Nitekim Allah Teâlâ, bunun hikmetini ise; “onların tanınıp, ezâ görmemeleri/arınmaları için bu daha iyidir” şeklinde belirtmiştir.

 

ÖRTÜNME/TESETTÜR

Arapça “S-T-R” filinden türeyen tesettür; “Bir nesneyi örtmek, kapamak, gizlemek, saklamak”[3] mânâlarına gelmektedir. Tesettür ile aynı mânâda kullanılan hicab ise; “Bir şeye ulaşılmasına mânî olmak, daha geniş mânâsıyla; kalbe ve zihne ulaşılmasına mânî olacak şekilde gizlenmek, örtünmek” demektir.[4] Genel mânâda ise, kadının yalnızca bedenini değil; kadınlığını, dişiliğini, zarâfetini ve çekiciliğini saklaması, örtmesini içine alır. Tıpkı değerli mücevherlerin kat kat örtüldüğü, saklandığı, muhafaza altına alındığı gibi…

Günümüzde tesettür, bu minvalde mânâsını kaybetmiştir. Âyet-i kerîmede, örtmek, gizlemek mânâlarına gelen “humur/hımar” yani başörtüsü, günümüzde rengârenk, yaldızlı, canlı ve dikkat çekici desenleriyle örtmekten daha ziyâde teşhir etmek ve çevrenin takdîrini toplamak vazifesini görmektedir. Başörtüsü, gizlemekten ziyade albenisi ile bakışları toplamakta veya kıyafeti tamamlayan aksesuar olarak kalmaktadır. Şık görünüm için ise, Peygamber Efendimizin ısrarla yasaklamış olduğu “deve hörgücü” saç şekli oluşturulmaktadır. ‘Oluşturulmaktadır’ çünkü son zamanlarda, “topuz tokası” ismiyle yaygınlaşan tokalar, bilhassa bunun için hazırlanmıştır.

Başörtüsünün altında vücut hatlarını belli eden dar kıyafetler, pantolonlar ise âdeta hâdîs-i şerîflerde, kıyamet yaklaşınca ortaya çıkacağı haber verilen “örtülü çıplak”ları hatırlatmaktadır.

* * *

Örtü, bir kalkandı. İncelik ve nezâket timsali kadını koruyan, muhafaza eden... Örtü kalkınca fıtrat gereği var olan hicap, hayâ ve nezâket de kayboldu.

Örtü, bir zırhtı, kale idi. Kadını zehirli bakışlardan koruyan, tahrik edici davranışlardan muhafaza eden… Kale içinden yıkılınca, bakış okları, sataşmalar, zehirli teklifler ardı ardına geldi.

 Örtü, sınırları belli eden sembol idi. Sınırlar korunmaz hâle gelince arkasındaki her türlü fenalığa kapı aralandı. Çünkü Allah Teâlâ, insanın sadece dışa yansıyan tavır ve davranışlarını ıslah etmekle kalmaz, aynı zamanda insanın iç dünyasını korumak ve kalbine gelebilecek kötü düşünceleri de kökünden önlemek ister, bunun için emir ve yasaklar koyar.

Örtü; kadının şahsiyetini öne çıkaran bir kimlikti. Kadını, toplumda dişiliği ile değil; kişilik ve meziyetleri ile tanıtan, önemli hizmetlere imza attıran…

 Kadın ve erkek bütün müslümanlar, fıtratlarını, yani yaratılış özelliklerini muhafaza ettikleri nisbette hayâ sahibidirler. Bunu kaybetmeye başlayınca, toplum büyük bir felâkete sürüklenir. Bu, aynen elektrik kablosunun uçlarının rastgele birleştirilmesiyle büyük yangın ve ölümlerin ortaya çıkması gibidir. Ama aynı kablolar, kurallara uygun ve düzenli şekilde birleştirilse, insanlığa emniyet içinde binbir hizmet verebilir.

Müslüman bir kadın, tesettürü ile hem kendini, hem de toplumu korumuş olur. O, fıtratı gereği bütün bir toplumun annesi ve mürebbiyesi olur.

 

ALLÂH’IN EMRETTİĞİ TESETTÜR NASIL OLMALIDIR?

  1. Müslüman kadının elbisesi, yabancı kadınların elbisesine benzememelidir.

Bugün bize “moda” olarak sunulan kıyafetler, örtünme/tesettür özelliğinden ziyâde “vücudu teşhir edici” ve bizi ekonomik olarak sömüren kıyafetlerdir. Vitrinlerde olan moda kıyafetlerden ziyâde, bizi örten, ahlâk ve kültür yapımıza uygun olan kıyafetler tercih edilmelidir. Bu konuda erkek-kadın farkı yoktur. Abdullah bin Amr bin Âs -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- benim üzerimde dikkat çekici, altın renginde bir çeşit boya ile boyanmış iki giysi görmüştü. Derhal:

«Bu, kâfirlerin kıyâfetidir, sakın bunları giyme!..»[5] buyurarak beni ikaz etti.”

 

  1. El ve yüz dışında, bütün bedeni örten bir elbise olması.

Dışarı çıkarken kadının vücut hatlarını ve endamını gizleyecek, baştan diz kapağına, hattâ ayaklara kadar tek bir elbise/örtü olması.

 Hazret-i Esmâ, ince bir elbise ile gelince, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz baldızına bakmadı. Mübârek yüzünü çevirip:

“-Ey Esmâ, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve iki eli hâriç, vücudunu erkeklere gösteremez.”[6] buyurdu.

 

  1. Elbisenin kadının tenini, rengini belli edecek şekilde ince, şeffaf veya dar olmaması.

Özellikle günümüzde çok yaygın olup “badi” diye adlandırılan üst kıyafetler ve strec olarak bacaklara yapışan pantolonlar bu gruptandır.

Vücuda yapışan dar elbiseler giyen kadınları, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- “giyinmiş çıplaklar” olarak adlandırmış ve Cehennemlik olduklarını haber vermiştir:

“Ümmetimin son zamanlarında görünüşte giyinik, fakat aslında çıplak kadınlar olacaktır. Bunların başları, deve hörgücü gibidir. Onlar Cennet’e giremezler. Cennet’in kokusunu da alamazlar.”[7]

 

  1. Erkek elbisesine benzememesi.

Günümüzde giyim tekstilinin büyümesiyle erkek ve kadın kıyafetleri birbirine karıştı. Özellikle erkek kıyafeti olan pantolon, bayanlarda hızla yayıldı. Bu konuda, aradaki farkları hassasiyetle gözetmeli ve Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in “kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet ettiği”[8] unutulmamalıdır.

 

  1. Karşı cinse kokusunun duyurulmaması:

Sosyal hayatı birlikte paylaştığımız erkeklerin ses, davranış ve koku ile dikkatini çekmemek de bir başka tesettür ve örtü şeklidir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den öğreniyoruz:

“Her göz zinâ eder. Kadın koku sürünür, sonra da erkeklerin bulunduğu bir topluluğa uğrarsa, o da zinâ işlemiş gibi olur.”[9]

 

  1. Ses, davranış ve tavırlarıyla dikkat çekici özelliklerden kaçınması.

İslâmî edep, hayâ ve iffet de başlı başına bir “tesettür”dür.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Her dinin bir ahlâkı var­dır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır” buyurmaktadır.[10]

Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatır:

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hayâsından (utangaçlığından) dolayı din kardeşini ayıplayan bir adamın yanına varınca:

“-Onu kendi hâline bırak!.. Çünkü hâyâ, îmandandır.”[11] buyurmuştur.

 

  1. Herkesten farklı, kibirlendirici elbise olmamalı, sade ve gösterişsiz olmalı.

Tesettür/gizlenmek, müslüman kadının sembolüdür. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“-Giyimde sadelik imandandır.” buyurmuştur.[12]

Kibir ve gösteriş için elbise giyenlerin de Allah tarafından cezalandırılacağını haber vermiştir. Bu mânâda, israf ekonomisinin görünen yüzü hâline gelen “markalar” da hem kibir ve gösterişe, hem de gereksiz para harcamaya (israfa) sebep olduğu için İslâm’ın hassâsiyetleri ile bağdaşmaz.

 

  1. Kadınların, Allâh’ın yarattığı şekli bozarak yüzlerinin ve kaşlarının kıllarını almaları, ciltlerine dövme yapmaları ve peruk takmaları

Abdullah -radıyallâhu anh-’ın bildirdiğine göre; Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Dövme yapan ve yaptıranı, (herhangi bir rahatsızlık için değil de sırf) güzel görünmek için kaşlarını alan ve dişlerini inceltip dişlerinin görüntüsünü değiştirenleri lânetlemiştir.”[13]

 

[1] Câhiliye döneminde câriyeler başlarını örtmezlerdi. Hür kadınlar da örtülerini arkalarına bağlar, boyun ve göğüslerini açık bırakırlardı. Münâfıklar, câriyelere sarkıntılık ederken açık olan hür bir kadına da sarkıntılık etmişlerdi. Hâdise duyulunca, “Biz onu da câriye sandık.” dediler. Bunun üzerine Ahzâb Sûresi, 59. âyet-i kerîme nâzil oldu.

[2] Hakim, Müstedrek, 4/314; Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, III, 63.

[3] Râgıb el-İsfahânî, Müfredât, sh: 696.

 

[4] Râgıb el-İsfehânî, Müfredat sh: 368.

 

[5] Ebû Dâvud, Libâs, 20.

[6] Sünen-i Ebû Dâvud Tercüme ve Şerhi, Şamil Yayınevi, 14/179.

[7] Müslim, Cennet, 52

[8] Buhârî, Libas, 62.

[9] Tirmizî, Edeb, 35.

[10] Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk, 9.

[11] Buhârî, Îman, 16; Edeb, 77.

[12] Ebû Dâvud, Tereccül, 2.

[13] Buhârî, Libas, 83.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle