Osmanlı’da Ve Günümüzde Kadın

“Osmanlı’da toplumunda kadın,

günümüzde olduğundan daha değerliydi.”

 

20 yıldır çalıştığı “Osmanlı kadını” üzerine araştırmalarıyla ABD’de Benjamin Franklin ödülüne lâyık görülen Aslı Sancar, Osmanlı kadınını, sarayı ve harem hayatını anlatan “Harem” romanını kaleme aldı. Roman, hem İngilizce olarak, hem de Türkçe çevirisiyle yayımlandı. Aslı Sancar’la kadının değeri ve özgürlüğü ile ilgili olarak bir hasbihâl yaptık:

 

Harem’i incelediniz. Osmanlı dönemini biliyorsunuz, çok güzel araştırmalarınız var... O günün kadınları ile günümüzdeki kadınları karşılaştırırsak, acaba günümüzdekiler daha mı şanslı ve değerli?

 Eğer Osmanlı toplumunun ve bugünkü toplumun kadına verdiği değeri kıyaslarsak, bence Osmanlı toplumun kadına verdiği değer daha yüksek idi. Çünkü Osmanlı döneminde kadınlar haremde hem korunuyordu, hem de onurlandırılıyorlardı. Osmanlı toplumunda haremde yaşamak, her kadına nasip olmayan bir ayrıcalıktı. Haremdeki Osmanlı kadınları esir değildi. Zaten Osmanlı kadınları, Avrupalı kadın seyyahlara söylediklerine göre, “eğer mahremiyetleri bozulursa, herkesten önce kendileri kızarlardı.” Çünkü böyle bir şey, onların kocalarının gözündeki kıymetlerini kaybettikleri mânâsına gelirdi.

 Haremin “mahremiyet” yanında, kutsal mânâsı da vardı ve Osmanlı kadını, çok değer verildiği için haremde tutulurdu. Bu, Peygamber Efendimizin kıymetli eşlerinin evlerinde nâmahrem (yabancı) erkek misafirler ile perde arkasında konuşması gibi bir şey idi. Tabii ki, bu, hem o zamanki birçok Batılının, hem de bugünkü pek çok insanın yanlış anladığı bir konu…

 

Günümüzün sıkça dile getirilen konularından “Kadına Şiddet” nasıldı, Osmanlı’da veya Harem’de?

Harem geleneğinin yanında Osmanlı kadınının değerinin yüksek olduğunu gösteren başka göstergeler de var. Meselâ kadına karşı şiddet kullanımı, çok düşük bir seviyedeydi Osmanlı toplumunda. Birçok Avrupalı seyyah, durumun böyle olduğunu hatıratlarında uzun uzun anlatmışlardır. Hattâ kadına kötü davranan kişi, emniyet güçlerinden çok sert bir şekilde karşılık bulurdu. Ayrıca genel olarak Osmanlı hukuk sistemi, kadını ve kadının kânûnî haklarını titiz bir şekilde korumuştur.

 

Kadını, kadın yapan en büyük değerlerden birisi de “anne” olmaktır. Bu konuda neler demek istersiniz?

Anneye karşı saygı sonsuzmuş Osmanlılarda... Bunun en bariz misâli, “Vâlide Sultan”lardır. Sarayda Sultandan daha yüksek maaş alırmış Vâlide Sultanlar… Bu yüzden çok büyük ekonomik imkânlara sahiplerdi. Aynı zamanda birçok konuda Sultan’ın, yani padişahın başdanışmanı olurdu.  Fakat bu yüksek değer, sadece Sultan’ın annesine has bir şey değildir, bütün Osmanlı annelerine büyük kıymet verilir ve toplum hayatında onların sözleri ehemmiyet taşırdı.

 Bugünkü kadınlara verilen değer ile ilgili olarak, kadının mekânının kutsallığının kaybolduğunu görüyoruz. Ayrıca annelik ve ev hanımlığı rollerine de saygının azaldığı görülüyor. Bugün kariyer sahibi olmak, sanki daha fazla önem taşıyor. Yalnız belirtmem gerekir ki, annelik mefhumu, Türk toplumunda Batılı toplumlara kıyasla hâlâ daha önemlidir.

Kadına karşı şiddet, maalesef bugün birçok memlekette olduğu gibi Türkiye’de de yüksek... Yakın bir zamana kadar ne emniyet teşkilâtı, ne de hukuk sistemi kadınlara yeteri kadar destek vermiyordu. Yeni kanunlar var şimdi, inşaâllah uygulamada da kadınlar daha iyi bir destek ve koruma bulurlar.

 

Peki, kadın ve özgürlük kavramına gelirsek… Özel olarak Osmanlı’nın, genelde ise İslâm’ın kadını eve kapattığı anlatılır, siz bu konuda neler söylersiniz? Kadın eskiden mi daha hürdü yoksa şimdi mi?

Osmanlı zamanında “kadın hürriyeti” kavramı, bugünkü özgürlük anlayışından çok farklıydı. Osmanlı toplumunda iki ayrı sosyal alan vardı: Kadınların dünyası veya harem hayatı ile erkeklerin dünyası veya umûmî hayat.

Osmanlı kadını kendi dünyasında neredeyse sonsuz bir hürriyete sahipti. Kendi kararlarını verebilir, kendi mallarını yönetebilirdi. Haremde söz sahibiydi. Fakat erkeklerin de bulunduğu genel hayatta hareketleri sınırlıydı. Mesela, genç bir kadın, tek başına sokağa çıkmazdı. Dışarıya çıkacağı zaman ya yanına bir-iki kadın yoldaş alırdı ya da yakını olan bir erkek gidecekleri yere kadar onlara eşlik ederdi. Çünkü Osmanlı toplumunda kadın, âdeta bir hazine gibi, dâimâ korunma altında tutulmuş ve kendisine herhangi bir zarar gelmemesi için azamî gayret gösterilmiştir. Erkekler umumî alanda daha serbest hareket edebilirlerdi, fakat onların hareketleri de hem kanun, hem de geleneklerle sınırlanmıştı. Meselâ bir erkek, sokakta herhangi bir kadın ile konuşamaz, onun peşine düşüp onu takip edemez veya başka erkeğin haremine giremezmiş.

 

Ya günümüzdeki kadınlar…

Bugün kadın özgürlüğü, bir kadının istediğini yapması ve istediği yere gitmesi olarak algılanıyor. Hatırlıyorum, 1970’lerin başında Amerika’da kadın hareketi yeniden güç kazandığı zaman, kadınların en önemli isteklerinden bir tanesi özel erkek kulüplerine girebilmekti. Yani, bugün kadın özgürlüğü, umûmî hayatta özgür olmak demek... Kadın özgürlüğü kavramı ve onun altında yatan sosyo-kültürel zemin değiştiği için Osmanlı kadınının ve bugünkü kadının özgürlüğünü kıyaslamak zor.

  

Türkiye’deki kadının sosyal ve ekonomik hayattaki yeri konusunda ne dersiniz?

Bildiğim kadarı ile Türkiye’deki kadının sosyal ve ekonomik hayattaki yeri iyi… Birçok meslekte -öğretmen, doktor, hemşire, profesör vs- kadınların önemli bir varlığı var. Fakat bu, hiç problem yaşamıyorlar demek değil. Çalışma saatleri, kreşleri, vs. birçok şartlar, kadının âiledeki ve toplumdaki rolüne uygun değil, bilhassa çalışan anneler için ciddi sıkıntılar oluşabiliyor. Âile sağlığı göz önüne alınarak, kadınlara özel şartlar sunulması lâzım. Ayrıca sınırlayıcı kurallardan dolayı birçok başörtülü kadın, sosyal ve ekonomik hayatta hak ettiği yeri alamıyor.

 

Peki, İslâm ülkelerini bu açıdan değerlendirebilir misiniz?

Mâzur görün, bu konuda yeterince araştırmam olmadığı  için bu soruya cevap veremeyeceğim.

 

Kadınların ekonomide yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konu, biraz abartılı diyebilir miyiz? Yani kadınların, kendi fıtratlarına uygun olmayan işlerde de çalışmaları doğru mu? 

Birçok kadın, mecbur olduğu için çalışıyor ve hangi işi bulursa onu yapıyor. Tabiî ki bir kadının, kadınlık fıtratına uygun bir işte çalışması güzel olur ve birçok kadın da bunu tercih ediyor. Fakat aynı zamanda toplumda böyle iş imkânları da geliştirilmesi lâzım. Meselâ, ebelik, kadın fıtratına uygun bir meslektir. Osmanlı toplumda ebelik çok önemli bir meslekti, çünkü doğumlar genellikle evde olurdu. Bugün Amerika’da ebe, hem evde, hem hastahânelerde doğumlara giriyor ve ona göre eğitim alıyor. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de bu mesleğe hak ettiği önem ve imkân verilmiyor. Yani bazı kadınlık fıtratına uygun mesleklerin önünün biraz daha açılması lâzım. Bu noktada erkeklere de sorumluluklar düşüyor.

 

Kadınların sosyal faaliyetlere katılması noktasında da bir dengesizlik yok mu? Bazı kadınlar, bu işleri, âile ve evlerini ihmal etme pahasına yapıyorlar. Sizce orta yol ne olmalıdır?

Tabiî ki burada önemli olan, “hak” meseledir. Dînimiz, yakın akrabalarımızın haklarının öncelikli olduğunu öğretiyor bize… Yani anne-baba, eş, çocuk, vs. hepsinin üzerimizde hakları var. Fakat birçok kadın, hem âilesinin haklarını yerine getirip hem de sosyal faaliyetlere katılabilir. Eğer âilesine haklarını verebiliyorsa, bir kadının topluma faydalı olabilmesi ve kendisini geliştirebilmesi güzel bir şey bence.

 

Tarih ve günümüz batı hayatının mukayesesi ile renklendirdiğiniz için teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim. Biz, aslında kendi değerlerimizi çok fazla tanımıyoruz. Geçmişimizi ve dinimizi öğrendikçe, bütün hayatın dengeleri yerli yerine oturacak… Bu mânâda biz, bütün dünyaya her konuda dengeyi öğretebilecek yegâne dînin mensuplarıyız. 

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle