Allah, Hakkı Söylemekten Haya Etmez

İki-üç aydır Anadolu seyahatlerimiz oluyor. Bu seyahatler esnasında her şehirde ayrı bir coşkuyla karşıladık “Kutlu doğumu”… Programları müteâkip dinleyenlerle aramızda soru-cevap fasılları oluyordu. Bu esnada gelen soruların bazıları, işlediğimiz konularla ilgili olmadığı hâlde çok dikkatimi çekti. Bu soruları sizlerle de paylaşmak istedim:

“-Eşim gusül abdesti almıyor, ne yapmalıyım?”

Bir başkası da şöyle soruyordu:

“-Kızım, oğlum neden namaz kılmıyor? Ben neden evlatlarıma abdest ve namaz sevgisini veremiyorum. Bunun için ne yapmalıyım?”

Evet, çok zor ve çok hayâtî sorular…

Aynı şekilde “sevgi evleri” ismi verilen yetimhânelerde büyüyen genç kızlarımız, 17- 18 yaşlarına geldikleri hâlde hiç gusül abdestini duymamışlar. Kimbilir, kaç insanımız, ömründe bir defa bile abdest almadan bu dünyadan göçüp gidiyor!..

* * *

İmam kardeşlerimiz, resmî nikâhını kıyıp bir de dînî nikâhını yaptırmak üzere huzuruna gelen gençlere soruyor:

“-Kelime-i şehâdeti biliyor musun? İmanın şartlarını biliyor musun? Gusül abdesti nedir, biliyor musun?”

Ve maalesef, adı müslüman olan nice gençler, ya kelime-i şehâdeti duymamış, ya gusül nedir bilmiyor. Bazıları kulaktan dolma bazı şeyler biliyor, ama hiç öğrenme ihtiyacı hissetmemiş.

Ne acı değil mi?

Hepimiz, “yüzde doksan dokuzu müslüman bir ülkede yaşıyoruz” diye, yeri geldiğinde gururlanıyoruz. Bazılarımız, büyük bir îmân heyecanı içinde dünyanın çeşitli yerlerinde dini tebliğ etmenin hayalini kuruyor. Ama unuttuğumuz, elimizden kayıp giden, kendi insanımız, gençliğimiz daha gusül abdestini bile bilmiyor!.. Maalesef bir abdest dahî almadan ömrünü tamamlıyor. Hatta bunlardan pek çoğu da, kimliklerinde, din hânesinde “Müslüman” yazan kimseler… Öyle ise, anne-babalara, âile ve akrabalara, din tebliğcilerine, kademe kademe herkese büyük iş düşüyor.

* * *

Abdest ki, ibâdetlerin kabul pasaportu… Namaz, abdestsiz olmaz!. Oruç, namazsız eksik olur. Hac, tavaf, Kur’ân okumak ve benzeri nice ibâdetlerin ilk anahtarı abdest… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve daha birçok Allah dostu, “abdestsiz yere ayak basmamayı” şiar edinmiş... Nice sâliha anne, abdestsiz evladına süt emzirmemiş. Nice Hak dostu, boğazından geçecek lokmayı bile abdestsiz yutmamaya gayret sarfetmiş.

“Mîraca yükselmek” demek olan namazın ilk basamağı “temizlik”, yani gusül ve abdest… Gözlerimiz yükseklerde, hedeflerimiz, ideallerimiz büyük… Ancak daha ilk basamakta tökezliyor, yere kapaklanıyoruz.

Evet, çocuklarımız büyüdüğünde, onlarla konuşmak zor geliyor, belki utanıyoruz.

“-Arkadaşlarından, çevresinden öğrensin!” diye geçiştiriyoruz.

Eğer biz kızımızı veya oğlumuzu vakti geldiğinde yanımıza oturtup, “büluğ vakti”, “âdet” ve “cünüplük” hakkında ya da gusül ve temizlik konusunda konuşmuyorsak, konuşamıyorsak şu iki hâlden birine hazır olmalıyız:

Ya çocuğumuz, doğru-yanlış birçok şeyi etrafından öğrenecek, yanlış bilgilerle göz göre göre büyük ve bazen de telâfîsi zor hatalar yapacak… (Çünkü kâinâtta boşluğa yer yoktur. Er geç boş bırakılan her yer bir şeylerle dolar.)

Ya da alnı secdeye giden bir âilede, bilgisiz, şuursuz, koyu bir cehâletle büyüyüp yaptığı her hata, aynı zamanda anne-babanın günah hânesine yazılacak!..

Peygamber Efendimiz, dîni öğretmek gâyesiyle, kendisine müracaat edip en mahrem konuları soran kadınları tebrik etmiş, bazen bizzat, bazen de muhterem zevceleri vasıtasıyla onların sorularına cevap vermiştir. Ama onların (Medîneli hanımların) bu husustaki merak ve öğrenme heyecanı, Hazret-i Âişe’ye:

“-Onlar ne değerli kadınlardır ki, utanma duyguları (hayâları), dinlerini iyice öğrenmelerine engel olmadı.” dedirtmiştir. (Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, II/547)

Peygamber Efendimiz, “hayânın her türlüsünün hayır” olduğunu beyân etmişlerdir. Ancak, hakkı gizlemeye sebep olan hayâ, kaş yaparken göz çıkartmak nev’indendir ve uygun görülmemiştir.

Âyet-i kerîmede:

“…Allah, hakkı beyân etmekten hayâ etmez…” (el-Ahzâb, 53) buyrulmuştur.

* * *

Âile içinde, yeri geldiğinde bazen üstü kapalı, bazen de rahat anlaşılabilmesi için sarih (apaçık) ifadelerle cinsî terbiyenin verilmesi gerekmektedir. Ergenlik döneminde, erkek çocuklarla baba ve ağabeylerin, kızlarla da anne veya ablaların konuşması daha kolay olur. Böylece sorumluluğun arifesinde olan gençler, tam olarak mesûliyet vakti gelmeden, en sahih kaynaklardan ve en doğru şekilde âdet (hayız) ve cünüplük konularında bilgi edinirler. Dışarıdaki yalan-yanlış bilgilere karşı da tabiî olan bir merak oluşmaz.

Bu, ertelenecek, ihmal edilecek veya göz ardı edilecek bir husus değildir. Çünkü namaz nasıl herkese farz ise, abdest ve gusle dâir asgarî bilgiler de farzdır.

Yine nasıl büluğ vaktini beklemeden yedi, hiç olmazsa on yaşında namaza başlanması tavsiye ediliyorsa, aynı şekilde abdest ve gusül eğitimi de benzer şekilde erken yaşlarda başlamalıdır.

Hatta uyanık anneler, daha üç-dört yaşlarındaki yavrularını, banyo yaptırırken niyet ettirip ve gusül abdestini almayı öğreterek bu işe başlayabilirler. Böylece oyunla-eğlenceyle küçücük yaşında “banyo” değince aklına “boy abdesti” gelir yavruların…  İleride çocuklar açısından gusül abdesti almak zor gelmez; anne-babalar açısından da guslü öğretmek…

Gusül ve abdesti, sadece öğretmek yetmez. Zaman zaman faziletlerini de anlatmak ve sevdirmek gerekir.

İnsan, taltif ve takdir edilmeye muhtaçtır. Güzel alışkanlıklar, kökleşene kadar iltifat görmelidir. Meselâ banyodan sonra aynanın karşısına geçirip:

“-Bak, abdest aldın, nûr gibi parladın!..” diyerek taltif etmeli ve temizliği özendirmelidir.

* * *

Abdest ve guslün faziletleri konusunda, hadis ve fıkıh kitaplarında Peygamber Efendimiz’den bolca rivâyet vardır. Biz de yazımızı, teberrüken bu hadîs-i şerîfleri naklederek tamamlıyoruz:

Ebû Eyyub el-Ensârî -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Beş vakit namazlar, (ardı ardına kılınan) Cuma namazları ve emânetlerinin gereğinin yapılması, aralarındaki (zaman sürecinde işlenen küçük) günahları örtücü, bağışlatıcıdır.”

Ben de sordum:

“-(Bahsettiğiniz) emânetlerin gereğini yapmak nedir, yâ Rasûlallâh?”

“-Cünüplük sebebiyle gusül abdesti almaktır. Zira her bir kılın altında (yıkanmakla giderilecek bir) cünüplük vardır.”  (İbn-i Mâce, Tahâret, 106/598)

* * *

“Her yedi günde bir gusledip başını ve bedenini yıkamak, her Müslüman üzerinde Allâh’ın bir hakkıdır.” (Müslim, hadis no: 849)

* * *

“İdrardan korununuz. Çünkü kabir azâbının hemen hepsi ondandır.” (İbn-i Mâce, Tahâret, 26)

* * *

“Namazın anahtarı, temizliktir.” (Tirmîzî, Taharet, 3)

* * *

“Temiz olmayınca, namaz kabul edilmez.”  (Tirmîzî, Tahâret, 1)

* * *

“Kim, emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları affolur.” (Buhârî, Vüdû, 28)

* * *

“Sizden kim ki, abdeste başlayarak ağzına, burnuna su verirse, bu suları ağzından ve burnundan geri çıkarırken, ağzı ile işlemiş günahlar da beraber çıkar. Sonra Allâh’ın emrettiği şekilde yüzünü yıkadığı zaman, dökülen su ile beraber, yüzü cihetinden işlenmiş olan günahlar da dökülür. Aynı şekilde, Allâh’ın emrettiği gibi, dirseklerine kadar kollarını yıkayınca, parmaklarının aralarından su ile beraber, elleriyle işlediği günahlar dökülür. Şânı yüce olan Allâh’ın emrettiği şekilde başını meshettiğinde, başı tarafından işlenmiş olan günahlar, saçlarının arasından su ile beraber dökülür. Yine şânı yüce Allâh’ın emrettiği gibi, topuklarına kadar ayaklarını yıkadığı zaman, ayakları ile işlemiş olduğu günahlar, su ile beraber ayak parmakları arasından dökülür. Abdesti bitirdikten sonra kalkar, Allâh’a hamd eder ve lâyık olduğu vasıflarla senâ eyler de daha sonra iki rekât namaz kılarsa, anasından doğduğu günkü gibi bütün günahlarından temizlenir.” (Müslim, Müsâfirîn, 294)

* * *

“Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları, tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar.” (Müslim, Tahâret, 33)

* * *

“Ümmetim, kıyâmet gününde, dünyada aldıkları abdest eserlerinden yüzleri, elleri ve ayakları nûrlu, yani parlak olarak çağrılırlar. Yüzünün nûrunu arttırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın.” (Müslim, Tahâret, 35)

* * *

“Mü’minin nûru ve beyazlığı, abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.” (Müslim, Tahâret, 40)

* * *

Muhakkak gazab şeytandandır. Ve şeytan ateşten olmuştur. Ateş, su ile söndürülür. Sizden biriniz gazaba gelirse, abdest alsın!..” (Ebû Dâvud, Edeb, 3)

PAYLAŞ:                

Halime Demireşik

Halime Demireşik

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle