Aile Saadetinin Sonu

Cenâb-ı Hak, varlıkları çift olarak yaratmış ve insan neslinin devamı için kadın ve erkek arasına bir cezb-incizâb kanunu koymuştur. İki taraf da birbirine meyilli, birbirine muhtaç ve birbirini tamamlar özelliklerdedir. Yaratılıştan gelen ve hayatın devamını temin eden bu vasıflar sebebiyle, evlilik (nikâh) meşrû kılınmış ve ilâhî dinler tarafından teşvik edilmiştir.

Gerçekten kadın ve erkek cinsinin birbirine meşrû şekilde yaklaşmasının tek yolu nikâhtır. Bunun dışındaki yollar, fert ve cemiyetin hüsranına sebep olur. Geçici keyif ve lezzetlerin sonu, dünyevî ve uhrevî felâket ve pişmanlıklardır. Peygamberler, birkaç istisnâ dışında evlenmişler; kendilerine bağlı mü’minlere de evliliği tavsiye etmiş ve zinadan, zinaya götüren yollardan şiddetle sakındırmışlardır.

Nikâh sayesinde erkek ve kadın; “bir” olmanın, duygu ve düşüncelerinde kemâle ermenin yolunu yakalamış olur. Yine nikâh sayesinde, insanı helâke sürükleyecek pek çok günah tuzağı nihayete ermiş olur. Ancak evliliği kurmak önemli olduğu gibi, onu devam ettirmek de ayrı bir emek, kabiliyet ve fedakârlık gerektirir. Her iki taraf, evlilik vesilesiyle yüklenmiş oldukları sorumlulukları hakkıyla yerine getirdiğinde, Allâh’ın bu iki kalbe “huzur” ve “sekînet” indirmesi mukadderdir. Ancak evliliğe giden yolda, ihlâs, firâset, gayret ve denklik önemli ölçüler olduğu gibi; âile yuvası tesis edildikten sonra da takvâ, fedâkârlık, hizmet, muhabbet ve sadakât de evliliğin vazgeçilmezleridir.

İyi niyet ve güzel gayretlerle başlayan bazı evliliklerde ise, eşler bir türlü beraber olamazlar. Gönülleri ve kafaları başka dünyalarda olduğu için, kendileri de mes’ud olmazlar; eşleri de… Hatta bazıları fedakârlığı hep karşıdan bekleyerek evliliği bir zulüm ve eziyet hâline dönüştürebilir. Burada mazlum olan tarafa sabretmek ve evliliğin devamı için elinden geleni yapmak düşer. Çünkü Rabbimiz, hayır gördüğümüz şeylerde şer, şer gördüğümüz şeylerde de hayır olabileceğini haber vermiştir.

Fakat insanın elinden gelen bütün imkânları kullandığı hâlde evliliğinde bir türlü düzelme olmuyorsa ve olmayacak gibi görünüyorsa, ilelebet o eşiyle evli kalması mecburiyeti de yoktur. Dinimiz, meşrû sebeplerle boşanmaya izin vermiştir. Ancak boşanmanın “helâl kılınan şeylerin en sevimsizi” olduğunu unutmamak gerekir.

Tekrar edecek olursak; îman üzere kurulan evlilik, takvâ ve dindarlık ölçüsüyle yapılır; takvâ üzere huzurlu bir hayat sürmek için devam ettirilir ve takvâya mani olacak hâller ortaya çıkarsa da sona erdirilir. Öyleyse bir mü’min erkek ve kadının en temel prensibi, âhirette Rabbinin huzurunda yüz akıyla sunabileceği bir hayatının olmasıdır. Âile, çocuklar, komşu ve akrabalıklar, hep bu temel gâye çerçevesinde şekillenmelidir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran, günaha ve haramlara sevk eden hiçbir şeyde hayır ve bereket yoktur.

Muhabbetle kurulan pek çok âile, ihlâs, takva, sadakat, hizmet, fedakârlık ve Allâh’a kulluk esaslarını önemsemediği için yıkılmayla yüzyüze kalmış ve “sâlih ve sâliha nesil yetiştirme” vazifesini yapamayarak toplum için tehlikeli bir yapı arz etmiştir. Allâh’ı tanımayan, hak ve sorumluluklarını bilmeyen anne-babalar, îtinayla yetiştirmeleri gereken evlâtlarını ya ortada bırakarak boşanmış ya da onların terbiyesi ile meşgul olmayarak onları kendileri aleyhine bir “delil” olacak şekilde yetiştirmişlerdir. Çünkü her evlat, anne-baba için ya “sadaka-i câriye” ya da “seyyie-i câriye” olacaktır. Onların iyilik ve hataları, bu husustaki örneklikleri nispetinde anne ve babanın amel defterine de işlenecektir. Rabbimiz, bize hayırlı yuvalar kurmayı ve sâlih-sâlihâ nesiller yetiştirmeyi nasip etsin. Âmin.

PAYLAŞ:                

Zahide Topcu

Zahide Topcu

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle