Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Muhabbet

Rasûlullâh’ın rûhâniyet dokusuna yabancı kalanlar ve O’na muhabbeti yaşamayanlar, Allah muhabbetinden de mahrum kalırlar. Allâh’a muhabbet deryâsına götürecek olan yegâne rahmet ve muhabbet pınarı, Peygamber Efendimiz’dir. Öyle ki, Hazret-i Peygamber’e muhabbet, Allâh’a muhabbet; O’na itaat, Allâh’a itaat; O’na isyan, Allâh’a isyan sadedindedir.

Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur:

(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...”(Âl-imran, 31)

* * *

Hazret-i Peygamber’in muazzez varlığı, beşer için bir muhabbet melcei, yâni sığınağıdır. Ârifler bilirler ki, mevcûdâtın varlık sebebi, muhabbet-i Muhammedî’dir. Bu sebeple bütün kâinât, Varlık Nûru Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e ithaf edilmiştir.

Nitekim Cenâb-ı Hak, mahlûkât içinde en evvel “Nûr-i Muhammedî”yi yaratmıştır. Câbir bin Abdullah El-Ensârî -radıyallâhu anh- bir gün Peygamber Efendimize:

“-Yâ Rasûlallah, Allah Teâlâ’nın cümle eşyâdan evvel yarattığı nedir?” diye sordu.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Yâ Câbir Allah Teâlâ Hazretleri bütün eşyadan evvel senin peygamberinin nurunu yarattı.” buyurdular.

* * *

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk’ın:

(Ey Rasûlüm!) Sen onların içinde iken Allah, onlara azâb edecek değildir!..” (el-Enfâl, 33) beyânı müşrikler için vârid olmuş bir âyet-i kerîmedir.

İşârî mânâda bu demektir ki, o Varlık Nûru’nu gönlünde taşıyan mü’minler hakkında büyük müjdeler ve mükâfatlar vardır. Yani bir mü’min kulun gönlü, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e ne kadar muhabbetle dolarsa, o kadar azâb-ı ilâhîden ve gazabullâhtan uzaklaşmış olur. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın yüce bir vaadidir.

* * *

Adamın biri, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelerek şöyle dedi:

“-Ey Allâh’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?”

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Kıyamet için ne hazırladın?” diye sordu.

Adam:

“-Evet, ben çok namaz kılmak, oruç tutmak ve sadaka vermekle kıyamet için gerekli hazırlığı yaptığımı düşünmüyorum. Fakat ben Allâh’ı ve O’nun Rasûlü’nü seviyorum.” diye karşılık verdi.

Bunun üzerine Rasulullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:

“-O hâlde sen, sevdiğin kimse ile berabersin.”[1]

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i Sevmek Zorunda mıyız?

Bu sorumuzun cevabını, rehberimiz Kur’ân-ı Kerim’den öğrenelim:

“(Ey Rasûlüm!) De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabânız, kazandığınız mallar, kesâda uğramasından korktuğunuz ticâret, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, Rasûlü’nden ve Allah yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise, artık Allâh’ın emri gelinceye kadar bekleyin!.. Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdir­mez!..” (et-Tevbe, 24)

Bu kadar (tehdid), Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i sevmenin vâcip olmasının kesinliğine, kadrinin yüceliğine ve Rasûlullâh’ın buna lâyık olduğuna teşvik, tenbih, hüccet ve delil bakımından kâfîdir. Çünkü Allah Teâlâ “Artık Allâh’ın azabı gelinceye kadar bekleyin” kelâmı ile malı, akrabası, çoluk çocuğu kendisine Allah ve Rasûlü’nden daha sevimli olanların hâlinin ne kadar çirkin olduğunu ve kendilerine kısa bir zaman içinde azap dokunacağını haber vermektedir.

Hazret-i Enes bin Mâlik’den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:

“Hiçbiriniz, ben ona, evlâdından, babasından ve bütün halktan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.”[2]

* * *

Peygamber Efendimizi sadece sevmek yetmez; O’nun emir ve yasaklarına da, bunlar aynı zamanda Allâh’ın emir ve yasakları olduğu için itaat gerekir.

Allah Teâlâ buyurur:

“Ey mü’minler! Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin, (Kur’ân’ı ve öğütlerini) dinlediğiniz hâlde, Peygamberin emirlerine yüz çevirmeyin.” (el-Enfâl, 20)

“Biz her peygamberi, ancak Allâh’ın izniyle, kendisine itaat olunmak için gönderdik.” (en-Nisâ 64)

Allah Rasûlü de kendi emir ve yasakları hakkında ümmetine şu tenbihte bulunmaktadır:

“Size bir şeyi nehyettiğim zaman onu terk ediniz. Size bir hususu emrettiğim vakit de onu güç ve takatınız dâhilinde yerine getiriniz.”[3]

Aşağıdaki hadîs-i şerîf de, günümüzde peydâ olmuş bulunan, “Bize Kur’ân yeter!..” diyenlere, çağlar ötesinden en güzel cevaptır:

“Sizden biriniz; kendisine benim emirlerimden herhangi bir emir veya yasaklarımdan herhangi bir yasak ulaştığı zaman, koltuğunda oturup da «Bilmiyorum, biz ancak Allâh’ın kitabında bulduğumuza uyarız!» derken görmeyeyim.”[4] (Bkz: Halime DEMİREŞİK, “Muhabbeti Hz. Muhammed -s.a.v.-’e Adamak” adlı eserinden)

 

[1] Buhâri, Fedâile’s-Sahâbe, 6; Edeb, 95, 96; Dârimî, Rakâik, 71.

[2] Buhari, İman, 8; Müslim, İman, 69.

[3] Müslim, Hacc, 15.

[4] Tirmîzî, İlim, 10.

PAYLAŞ:                

Halime Demireşik

Halime Demireşik

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle