Okul

Bir okuldur, Ramazân-ı Şerîf… Hayatı, huzurlu yaşama okulu… Bu okulda başarılı olmak, maddî-mânevî birçok lûtuf ve mükâfâtlara nâil olmak da var; kaybetmek, aşağıların aşağısına sürüklenmek de…

Bir aylık bu “hızlandırılmış eğitim dönemi”nin zorluklarına katlananlar, buradaki programı başarı ve yüz akı ile tamamlayanlar, Allâh’ın rızâsına nâil olurlar.

Fakat bunun aksine, Cebrâil -aleyhisselâm-’ın ifadesiyle, “Ramazan’a erişip de bu ayda kendisini bağışlatamayanların burnu yerde sürtülsün!” (Tirmizî, Deavât, 100/3545) bedduâsını hak edenler için de Ramazan okulu büyük bir kayıp, acı bir zâyiattır.

Nîmet ne kadar büyükse, imtihan da, kayıp da o kadar büyük oluyor. Sınavın soruları ne kadar zorsa, mükâfâtı da o nisbette büyük oluyor.

“Hızlandırılmış Ramazan Eğitimi”nin müfredâtına gelince; bu kurs döneminde ilk öğrenilecek ders “şükür”!..

İnsan, o kadar çok ve çeşitli nimetler içinde ki, bunları çoğunlukla fark etmiyor. Bazen bunlardan mahrum kalması gerekiyor. İşte sâir zamanlarda, istediğimiz gibi yiyip içmenin, gönlümüzden geçen meşrû şeyleri yapmanın rahatlığını fark etmiyoruz. Aynı zamanda bizim için vazgeçilmez gibi görünen tabiî nîmetlerden bile mahrum kalan kimselerin hâlini hiç düşünemiyoruz. Ramazan ayı, hem her zaman rahatlıkla ulaşabildiğimiz nîmetleri düşünmeye sevk ediyor, hem de bunlardan çoğunlukla uzak kalan muhtaçları, fakirleri, yetimleri…

Hoyratça döküverdiğimiz bir bardak suyun, çöpe atmakta bir beis görmediğimiz bir parça ekmeğin, bir tas yemeğin ne ulaşılmaz bir nîmet olduğunu; iftara birkaç dakika kala daha derinden anlarız. O zaman israftan, bencillikten ve nankörlükten kurtulur; onları bulamayan insanları, canlıları düşünmeye başlarız. Bu da dersimizin ikinci adıdır, “empati”… Kendimizi, başkasının yerine koymak… Kendimizi düşündüğümüz kadar başkalarını da düşünebilmek…

Üçüncü dersimizde; nimetleri ölçülü kullanma becerisini geliştiririz. Yemek için yaşamak değil de yaşamak için yemeyi öğreniriz. Aslında ne kadar az bir yiyecekle, ne kadar huzurlu yaşayabileceğimizi, normal zamanlarda vücudumuzu gereksiz yiyeceklerle nasıl hantallaştırdığımızı anlarız. İşte bu anlarda Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şu nasihatleri kulaklarımızda çınlar:

“Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz!” (Heysemî, III, 179)

Bedenimizde bu zindelik ve rahata kavuştuğumuz gibi, ibadetlerimizde de büyük bir huzur ve mutluluğa kavuşuruz. Açken, oruçluyken namaz kılmanın, Kur’ân okumanın tadı bir başkadır. Uykularımız hafif, zihnimiz berrak, duygularımız yoğundur Ramazan’da… Melekler, âdeta etrafımızda kanat çırpar. İnsanlar, rakikleşir, kibarlaşır. Oruç ve açlık, en kaba insanları bile imbiğinden eler, geçirir.

Dördüncü dersimiz ise; “zamanı bereketli kullanma sanatı”dır. Hayatımızda hiç olmadığı kadar intizam, Ramazan-ı Şerîf’te olur. Sahur yemekleriyle gecenin en verimli vakitlerinde ayakta olur, gün içinde yemekte geçirdiğimiz vakitler bize kalır. Yemek saatlerimizin belli olması, herkesin aynı anda sofraya oturması, evimizdeki düzen ve muhabbetin artmasına vesîledir.

Beşinci, belki de en önemli ders, orucun sadece aç kalarak tutulması değil, bütün organlarımızın orucu hissetmesidir. Oruç, mânen yükselme ve ahlâkî bakımdan kemâle ermenin büyük bir vesîlesi olur. İnsan, baktığına, konuştuğuna, yaptığına dikkat kesilir. Ağzından çıkan bir yanlış sözün, bütün gün aç ve susuz kalmasını boşa çıkarabileceğini düşünür. İncitmez, incitemez. Kul hakkından sakınır. Sık sık Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şu hadîsini göz önünde bulundurur:

“Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine Allâh’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8)

Okul derslerini ve sınavlarını geçmenin de dereceleri vardır. Ramazan mektebini bitirirken insanlar, ihlâsları, gayretleri, fedâkârlıkları, diğergâmlıkları nisbetinde farklı derecelerle mezun olurlar. Her birinin karnesi, farklı farklıdır. Bazıları “geçer not” alıp ders dönemini bitirirken, bazılarının bütün notları “on”dur, bu sebeple de teşekkür ve takdir alırlar. Bu da herkesin kendi şartlarına göre yapacağı tercihlerle alâkalıdır. Kim Ramazan’ı daha yakından anlar, hisseder ve yaşarsa, elbette kazancı da fazla olur.

Öyleyse bu “kazanç mevsimi”nde, “hızlandırılmış kulluk eğitimi”nde en üst dereceyi almak, Allah Teâlâ’nın rızâsını kazanmak fırsatı kapımıza kadar gelmiş. Bir sonraki Ramazan’ı görüp göremeyeceğimiz belli değil!.. O zaman elimizde kalan son fırsatmış gibi, dört elle Ramazan mevsiminin mânevî kazançlarına sarılalım. Hayatımızda Ramazan öncesi ile sonrası arasında bir fark olsun. Bu Ramazan, önceki hayatımızla, sonrası arasında kalın bir çizgi çizsin ve bize yanlışlarımızdan, kötü alışkanlık ve günahlarımızdan kurtulmak için büyük bir fırsata dönüşsün.

Yâ Rabbi! Sen bizim niyetimizi, gücümüzü ve gayretimizi biliyorsun. Bizi, râzı olacağın niyet ve amellere sevk et. Bizi, râzı olduğun kullar arasına dâhil ederek rûhumuzu kabzet. Bizi sevdiğin ve râzı olduğun kulların ile birlikte haşret. Bizi, mübârek Ramazan hürmetine, Kur’ân’da haber verip müjdelediğin Adn, Me’vâ, Naîm ve Firdevs cennetlerinin sâkinlerinden eyle! Âmîn.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle