Nefsini Kurban Edenlerin Bayramı

“De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm,

hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (el-En’âm, 162)

 

Kurban, kelime mânâsı itibariyle “yaklaşmak”, “Allâh’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” demektir.

Rabbimizin, “Ey îman edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesîle arayın!” (el-Mâide, 35)  hitâbını bir fırsat bilerek, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (el-Kevser, 2) emrine cân u gönülden boyun eğen, bu emr-i İlâhî’yi büyük bir hazine olarak gören mü’min yürekler, varını yoğunu bu hazineyi kazanmak için harcarlar.

Kurban kesme ibadeti, bir hayvanı boğazlamanın çok çok ötesinde bir ibadettir. Kurban ibadetinin özünde, “yüce Mevlâ’nın rızâsı”, “Hakk’a teslîmiyet”, “iyi niyet”, “nefsi terbiye”, “takvâya ulaşma” ve “Allâh’a yakınlaşmaya vesile” vardır. Bu güzel hasletlere nefsin hile ve tuzaklarını atlatmak ile ulaşılır… Nitekim maddî durumu yerinde olmayan kişi, kurban bayramındaki kurban ibadeti olmadan da “kurbiyyet” yani “yakınlık” kazanabilir, ama nefsini kurban etmeyen, hiçbir yol kat edemez.

İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri’nin “Rûhu’l-Beyân” adlı eserinde, Mâlik bin Dînar tarafından anlatılan şöyle bir kıssa nakledilmiştir:

“Mekke’ye doğru yola çıktım. Yolda bir genç gördüm. Gece karanlığı bastırınca yüzünü semâya dikti ve şöyle dedi:

«-Ey tâatler kendisini sevindiren ve günahlar kendisine zarar vermeyen! Seni sevindirecek şeyi bana bağışla ve Sana zarar vermeyen şey için beni bağışla!»

İnsanlar ihrama girip telbiye getirmeye başlayınca ona:

«-Sen niçin telbiye getirmiyorsun?» dedim. Şöyle cevap verdi:

«-Ey Şeyh, geçmiş günahlara ve yazılıp kayda geçirilen cürümlere telbiye fayda etmez. Ben “Lebbeyk” deyip de bana: “Sana Lebbeyk de yok ve Sa’deyk de yok. Senin sözünü dinlemiyor ve yüzüne bakmıyorum!” denilmesinden korkuyorum.» dedi.

Sonra da geçip gitti. Onu bir daha ancak Mina’da gördüm. Şöyle yalvarıyordu:

«-Allâh’ım, beni bağışla. İnsanlar kurbanlarını kestiler ve Sana yaklaştılar. Benimse canımdan başka kurban edip Sana yaklaşacak bir şeyim yok. Onu benden kabul et.»

Sonra bir sayha attı ve canını verip yere yığıldı.” (İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Erkam Yay., c: 13, sh: 91)

* * *

Kurban ibadeti, vâcip bir ibadet olup rızâsına uygun bir şekilde yerine getirildiği zaman Hak katında büyük ecirleri vardır. Yalnız bu imtihanlar dünyasında insan sadece kurban ettiği hayvanların etlerinin çokluğu veya ortaya konulan maddî fedâkârlıklar gibi nefsini daha çok ilgilendiren, ibadetin aslını gölgede bırakan düşüncelerle bayramı geçirirse -Allah korusun- büyük bir ziyanda olur. Yani bayram, nefsini terbiye eden, ehl-i takvâ olan gönüllere hitap eder. Gaflete dalan, boş ve gereksiz düşüncelere kendini kaptıran, bayramı sadece tatilden ve kurban etinden ibaret olan kişiler için ise yalnızca hüsrandır.

Büyükler, nakşı değil, nakkâşı görmenin elzem olduğunu söylerler. Başka bir ifadeyle, yılda sadece bir kere kapımızı çalan, “günahlardan arınmayı” ve “Allâh’a yakınlaşmayı” bir bayram hediyesi olarak sunan Kurban ibadetinde kurbanlarımızı fedâ ettiğimiz gibi, âhirette de bayramı yaşamak için ömrümüzün son ânını bir arefe günü heyecanıyla bekleyerek, nefsimizi kurban etmemiz gerekir. Hâk Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur:

“Rabbinin makâmından korkan ve nefsini, kötü arzulardan uzaklaştıran kimse için, şüphesiz Cennet onun yegâne barınağıdır.” (en-Nâziât, 40-41)

Muhammed Lütfi Efendi (Alvarlı Efe) Hazretleri, hakikî bayramın nasıl olacağını bizlere ne güzel tarif etmiştir:

Feyz-i muhabbet-i Hak

Nûr-i hidayet siyâk

Cennet-i â’lâ durak

Bayram, o bayram olur   

 

Dilde ki Rahmân olur

Dertlere dermân olur

Azâde fermân olur

Bayram, o bayram olur…

Hülâsa; “Onların (kesilen kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allâh’a ulaşır; O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allâh’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Rasûlüm!) Güzel davrananları müjdele!” (el-Hac, 37)

Rabbimiz, cümlemize, nefsini O’nun rızası yolunda kurban eden hakikî îman erlerinden olabilmeyi ve bayramı iki cihanda yaşayabilmeyi nasîb etsin. Âmin.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle