Mükemmel İşbirliği ve Savunma Sistemimiz

Zigot, bir tohumun toprağa gömülmesi gibi anne rahmine yerleştiğinde, sağlam karargâhına demir atmıştır. Tek bir hücrenin bölünüp çoğalması ile inkişâf eden sistemin bütün parçaları, birbirinden haberdâr olup senkronize bir şekilde serpilip büyümektedir. Toplu iğnenin başı kadar yerden, bir sanat harikası ortaya çıkmakta, trilyonlarca hücre daha kendilerini bile bilmeden vazifelerini bilmektedir. Dolaşım, sindirim, sinir, savunma, iskelet-kas ilâ-âhir her bir sistemimiz, bir diğerini tanıyıp gerekli bağlantıları kurarak gelişimini tamamlamaktadır.

Bağışıklık sistemi veya immun sistem, bir canlıdaki hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan, mikropları ve ölmüş, hasar görmüş veya anormal hücreleri tanıyıp onları yok eden, vücudu yabancı ve zararlı maddelerden koruyan mükemmel donanımlı bir sistemdir. Bu sistem vücuda girmeye çalışan veya vücutla temas eden toksinler, virüsler, parazitler vs. bütün hâricî maddeleri tarar; onları, canlının sağlıklı vücut hücrelerinden-dokularından ayırt eder ve zararlı gördüklerini yok eder. O kadar hassas bir işleyişe sahiptir ki, birbirine çok benzeyen maddelerin bile farkına varabilir. İnsan vücudu, meccânen verilen bu sistem sayesinde kendi kendini iyileştirme yeteneğine sahiptir.

Vücut sistemimizin, önemli parçalarından birini oluşturan savunma sistemimiz, birbirinden farklı, ancak birbirini tamamlayıcı özelliklere sahip elemanları muhtevîdir. Hepsi de akıllı insanlar gibi sahasında uzman, eğitimli ve yeteneklidir. İşlerini ilk defa yapmalarına rağmen en mükemmel şekilde bunu başarmaktadırlar. Milyonlarca askere sahip, disiplinli son derece düzenli, teşkilatlı orduları vardır. Düşmanlarını daha önce hiç görmemiş, ama görmüş gibi tedbirli, onlarla karşılaşmış gibi tecrübeli, atik ve her an hazırlıklıdır.

Düşmanın girebileceği, saldırabileceği her bir noktaya; hem tarayıp tanımak, hem defedip uzaklaştırmak, hem de süzüp yok etmek üzere, savunma kalkanı yerleştirmişlerdir. A’dan Z’ye vücudun her köşesini iletişim ağı ile donatmış, hiçbir noktayı atlamamıştır. Depolarında hazır silahları olduğu gibi, gerektiğinde serî îmâlata geçme ve düşmana özel yok edicileri üretebilme kâbiliyetine sahiptir.

Mikro organizmalar, insan vücuduna deri, mukoza, sindirim, solunum, dolaşım gibi yollardan girer ve çoğalarak hastalığa sebep olurlar. Hastalığa yol açan maddeler tarafından uyarıldığında bağışıklık sistemi harekete geçer ve belirli hücreler bundan kurtulmak için savaşmaya başlar. Daha önce rastladığı bir mikro-organizmayı tanıyan sistem, ikincisinde ondan kurtulmak için çok daha çabuk tepki verebilir. Zira sistem, daha önce karşılaştığı düşman için hazırlık yapmış ve silahları depolamıştır. Aynı mikropla tekrar karşılaşıldığında bu silahlar kişiyi hastalanmaktan korur.

İçtiğimiz suda, yediğimiz yiyeceklerde, soluduğumuz havada gözümüzün göremeyeceği kadar küçük, “mikro organizma” adı verilen canlılar vardır. Bunların hepsi zararlı olmayıp, hastalık yapanlarına (yazımızda) “mikrop” diyeceğiz. İnsanoğlu, hayatını mikroplarla birlikte sürdürmektedir. Her gün derimize ne kadar yabancı maddenin temas ettiğinden, aldığımız nefesle havada bulunan binlerce bakteri ve virüsü nasıl akciğerlerimize taşıdığımızdan haberdar olsaydık, acaba nasıl bir hayatımız olurdu?

Öğrenciyken, mikrobiyoloji dersinde bir hocamız, “Bu mikroorganizmalar görünür olsaydı, ne hâle gelirdik?” diye sormuştu. O zamanki teknik imkânlarla dersler tepegözden yapılırdı. Asetat kağıtlarında bazı mikropların şematik resimlerini getirmiş ve bize göstermişti. Bu varlıkların bir kısmını da bilim dünyası yeni keşfetmiş, daha doğrusu, elektron mikroskobunun îcâdıyla beraber yeni fark etmişti. (Misal; virüsler… Nasip olursa, Covid-19 salgını ile gündeme gelen virüsleri de bir yazımızda inceleyelim, inşâallah.)

Bu minik varlıklar, tek tek sayılacak cinsten de değildi. Her birinin kısa sürede sayılarını yüz binlerle katlaması söz konusuydu. Yani durum hakikaten vahimdi. Eğer gözümüz bunları görecek istîdatta olsaydı; dünyamızda mavi gökler, dalgalı denizler, engin dağlar yerine bir tek mikroplar olurdu da, başka hiç bir şeyi göremezdik. Çok şükür ki; insanın gözü her şeyi görme kabiliyetine sahip değildir. Bu da Allâh’ın üzerimizdeki sayamayacağımız lütuf ve nîmetlerinden biridir. Âyet-i kerîmede buyrulduğu gibi, daha nicesi de bulunmaktadır. (Bkz: İbrahim, 34)

 Milyonlarca acayip ve değişik şekilli varlıklarla aynı ortamda yaşıyoruz ve hiçbirini görmediğimiz için ne kadar da rahatız! Ama baş gözümüzü onlara perdeleyen kudret, vücudumuzu da bizim gibi onlardan gâfil yapsaydı; işte o zaman, tâbir-i câizse hapı yutmuştuk! Her an milyonlarca zararlı maddeyle temas ederiz, bunları yutarız, nefesle içimize çekeriz; ancak bizim göremediğimizi derimiz görür, gözyaşı bezimiz, tükürük bezimiz, alyuvarımız, akyuvarımız, kemik iliğimiz, lenf bezimiz görür. Görür ve sürekli tarama-süzme-yok etme faaliyetleriyle bizi bunların zararından korur.

Birçok hastalığa sebep olan mikroplar, insana; hava, temas, damlacık saçılması ve su, kan, plazma vs. gibi ara kaynaklarla bulaşır. Savunma kalkanı normal çalıştığında hastalık meydana gelmez. Faaliyetlerini sessiz sedasız yürüten bu sistem; kötü hijyen koşulları, beslenme bozukluğu, iklim, fizikî bariyerlerin yetersizliği (cilt ve mukozalardaki bozukluklar), bağışıklık sistemi yetmezlikleri, stres, müzmin hastalıklar, tıbbî ve cerrâhî tedaviler, yetersiz bağışıklama gibi çeşitli sebeplerle zayıfladığında, kişi hastalıklara duyarlı hâle gelir.

Bağışıklık sisteminin en önemli özelliği; kendisini ve kendisine yabancı milyonlarca değişik düşmanı tanıyıp ayırt edebilme ve hatırlama yeteneğine sahip olmasıdır. Vücut içinde detaylı ve dinamik bir iletişim ağına sahip olan bu sistem, uyarıyı aldığı zaman ânında organize olur ve milyonlarca hücre ile iş birliği içinde çalışarak, çok güçlü kimyevî maddeler üretmeye başlar. Bu maddeler, hücrelerin kendi büyüme ve hareketlerini düzenlemelerine izin vererek vücut savunmasını başlatır. Canlılar öldüğünde; bağışıklık sistemleri de diğer sistemlerle birlikte işlemez hâle gelir. Saatler içerisinde vücudu istilâ eden çok çeşitli bakteri, parazit vs. mikroplar, cesedin sür’atle bozulmasına sebep olur.

Milyonlarca askerin ve değişik türde silahların kullanıldığı bu mücadeleyi yürütenler, yüksek istîdatlara sahip askerî dehâsıyla nam salmış komutanlar değil, cansız atomlardan oluşmuş hücrelerdir. Onları uzun yıllardır araştıran ve bugünkü imkânlarla işleyişlerini anlamaya çalışan ve neticede kırıntı kabîlinden öğrenebildiklerimiz yüzünden “aklımızla” övünmeye kalkan da bizleriz! Yani hakikatte mikropla savaşıp onu alt eden ve iyileşen, vücut sisteminin kendisidir. Hekimlerin yaptığı, uzun yıllar emek verip işleyişini tahsil ettikleri bu sistemi desteklemek ve aksadığı yerde yardımcı olmaktır. Dışarıdan gelen bu yardımı aldıktan sonra çalışan, yine sistemin kendisidir.

Düşmanları teşhis edemeyen, istilâsından haberdâr olamayan, günler-haftalar sonra ancak organize olup çalışabilen, bir yerde iş yaparken başka yerde faaliyet gösteremeyen, yeteri kadar silah üretemeyen, ürettiklerini sevk edemeyen, gerekli yerlerde bunları depolayamayan ya da her bir hücresinin kafasına göre iş yaptığı bir savunma sistemine sahip olsaydık, hâlimiz nice olurdu; bir düşünelim.

Ve satırlara sığmayacak pek çok üstün özelliklere sahip olan, mütevâzi bir şekilde çalışarak işlerini mükemmel şekilde yapan, düşmanı alt ettikten sonra sükûnetle vazife yerlerine dönen ve başarılarının karşılığında da bir ücret beklemeyen hücrelerimizin; sessiz sedâsız bize hangi “yaman dersi” verdiğini tefekkür edelim. Böyle donanımlı bir sistemi, kör tesâdüflere havâle etme hamâkatine düşmeyip, onun gerçek sahibini idrâk edelim. Sayısız mikropla dolu şu âlemde, ilâhî kudretin yardımı olmadan aslâ hayatta kalamayacağımızı hiçbir zaman unutmayalım. Hekimler olarak, “Hastaları şöyle iyileştirdim, böyle tedavi ettim!”; diğer fertler olarak “Kendime iyi baktım, hastalığı ne güzel de yendim!” vs. diyerek kendimizle övünmek yerine; haddimizi bilerek; üzerimizde sonsuz lütufları olan Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda, şükür ve tevâzu ile secdeye kapanalım. Zira akl-ı selîm sahibi her kişiye yakışanı da budur. (Devam edecek)

PAYLAŞ:                

Betül Nefise İnal

Betül Nefise İnal

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle