Hidâyet, Bir Mübârek Nasiptir

Mekkeli müşriklerin üç yıl süren boykotunun kalkmasının hemen ar­dından, Peygamberimizin ve mü’minlerin hâmîsi, amcası Ebû Tâlib vefât etti.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onun îmân etmesi için zaman za­man çok ısrâr ederdi. Ebû Tâlib de, bu ısrar karşısında yeğenine:

“–Ben Sen’in hakîkatini biliyorum. Lâkin Sana îmân edersem, Kureyş’in kadınları beni ayıplar!” derdi.

Hazret-i Peygamber’in nübüvvetini vicdânen kabûl eder, nefsâniyeti muktezâsı red­dederdi.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onun îmanlı olarak rûhunu Rabbine tes­lîm etmesi için ölüm döşeğinde iken de:

“–Ey amca! Ne olursun, bir kelime söyle ki, Allâh sana sonsuz saâdet bahşetsin!” diye ısrâr etti.

O sırada oraya gelmiş bulunan Ebû Cehil, buna mânî oldu. Çünkü Ebû Tâlib’e sürekli kelime-i şehâdeti telkîn eden Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e mukâbil Ebû Cehil:

“– Sen atalarının dînindesin!” telkîninde bulunuyordu.

Nihâyet Ebû Tâlib’in, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e son sözü:

“– Ben, eski dîn (Abdülmuttalib’in dîni) üzerine ölüyorum. Kureyş benim için ölümden korktu da dînini değiştirdi demeyecek olsalardı, Sen’in sözlerini kabûl ederdim!..” oldu. (Buhârî, Cenâiz 81, Menâkıbu’l-Ensâr 40; İbn-i Sa’d, I, 122-123)

Bu sözler üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“– Ben de senin için dâimâ istiğfarda bulunacağım!” buyurmuşlar, fakat amcasının evinden mahzûn olarak ayrılmışlardır.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in çok üzülüp amcası için “Sana dâimâ istiğfarda bulunacağım!” demesi üzerine âyet-i kerîmede şöyle buyruldu:

(Rasûlüm!) Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin! Fakat Allâh, dilediğini doğru yola iletir...” (el-Kasas, 56) (Müslim, Îman, 41-42)

Hidâyet, kulu sırât-ı müstakîme ileten nûr-i ilâhîdir. Kimin gönlü ona teşne ve Hakk’a meyilli ise, ancak ona nasîb olur.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“...(Allâh) kendisine yönelen kimseye hidâyet eder!” (er-Ra’d, 27)

Bu hususta başkalarının gayreti, sâdece vesîle olmaktır. Aksi hâlde, diğer bir kim­senin -velev peygamber bile olsa- gayreti ile hidâyetin nasîb olması her zaman mümkün değildir. Nitekim -Hazret-i Peygamber’in gayretine rağmen- Ebû Tâlib’in, hakîkati bildiği hâlde nefsâniyetine mağlûb olarak Hakk’a meylet­memesi üzerine kendisine hidâyet nasîb ol­mamıştır.

* * *

Bütün çabalara rağmen hidâyete ermeden ölen kimseler için artık kapılar kapanmıştır.

(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra -akraba dahî olsalar- (Allah’a) şirk koşanlar için af dilemek, ne peygambere yaraşır, ne de inananlara!..” (et-Tevbe, 113)

Bu âyet-i kerimenin de Ebû Talip’le ilgili nâzil olduğu rivâyet edilmektedir.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle