Aklın Zekâtı: Tefekkür

Aklın Zekâtı:

TEFEKKÜR

 

Cenâb-ı Hakk’a ne kadar şükretsek az; bizi yoktan var etti. Bizi, bir bitki veya hayvan olarak değil de, mahlûkâtın en şereflisi bir insan olarak yarattı. Nice insan içinde seçti, bize kendisini tanıttı, îman sahibi kıldı. Bize akıl verdi; irade, sağlık, ömür, mal-mülk, güç-kuvvet, saymakla bitiremeyeceğimiz nice nimetler ihsan etti. Her türlü nimetine sayısız kere hamd olsun.

Bu nîmetler içinde insanı insan yapan, doğruyla yanlışı, hattâ doğru ile en doğruyu birbirinden ayırmaya yarayan nîmet, akıldır. İnsan aklı sayesinde, kendisini fark eder; etrafındaki insanları, hayvanları, canlı-cansız bütün âlemi keşfeder, seyreder ve hayran olur.

Eğer insan aklını doğru bir şekilde kullanmışsa, bu renkler cümbüşü olan kâinât; bitmek bilmeyen canlı bir kitap gibi, her bir renginde, deseninde, satırında ayrı bir âlem olur ve Allâh’ı tanıtan bir harikuladelik ve belağat kazanır. Toprak dile gelir, konuşur. Gökler dile gelir, içlerindeki rahmet ummânını insanın gönlüne döker. Gece ayrı, gündüz ayrı konuşur.

Bizim cansız dediğimiz, dikkate almadan geçtiğimiz dağ-taş, lisân-ı hâl ile Allâh’ı anlatır. O’nun emrine nasıl boyun eğdiğini, O’na nasıl kulluk ettiğini, O’nu nasıl zikrettiğini…

Bitkiler, sert kayaları, kupkuru toprakları deler, yeryüzüne çıkar. Bir tohumken kendisinin binlerce kat büyüklüğünde ağaca dönüşür, binbir zahmetle olgunlaştırdığı meyvesini insanlara takdim eder.

Hayvanlar, zübde-i âlem olan insana hizmet için yarışır. Kimi on binlerce çiçeğin özünden derlediği balını sunar, kimi sütünü, kimi yününü, kimi kendi canını… Hepsi insanın hizmetine girmiştir de, insan ne için yaratılmıştır?

O, bir hiçlik vadisinde yaşamak için mi gelmiştir? Doğumundan önce karanlık bir dehlizden geçmiş, boşu boşuna var olmuş, ölüp gittikten sonra da sadece toprak olarak hayatı tamamlanan bir varlık mıdır? Öncesi karanlık, sonrası karanlık, nefes alıp vermesi fuzûlî… Gerçekten insan bunun için var olmuşsa, dünyanın bu kadar mükemmel bir nizamda kurulmuş olmasına ne gerek vardır? Niçin bunca süs ve ziynetle donatılmıştır kâinât… En küçük varlıktan en büyük galaksilere kadar her şeydeki bu âhenk, bu olgunluk, bu güzellik hep kendi kendisine mi var olmuştur?

Yolda giderken bir araba görsek, onun nasıl meydana geldiğini biliriz. Bu arabayı üretmek için onlarca mühendis kafa kafaya vermişler, hesaplar yapmışlar; yüzlerce mühendis ve işçi bu arabanın parçalarını üretmiş, birbirine eklemiş… Bir taraftan yerin altından petrol çıkartılmış, işlenmiş ve o arabaya konmuş. Ama bütün bunlar arabayı harekete geçirmeye yetmemiş. Aklı başında, ne yaptığını bilen bir şoför koltuğuna oturmadan o demir yığını bir türlü hareket etmemiş. Peki, koskoca kâinat, hem en küçük atomlarına varıncaya kadar hep kendi kendisine mi var olmuştur? Kendi kendine mi hareket etmektedir? Her şey tesadüfen ve rast gele mi işlemektedir? Bundan daha büyük ahmaklık, akılsızlık olabilir mi?

Rabbimiz, bu kâinata, kendi ilmini, sanatını, hikmetini, kudret ve azametini gösteren pek çok âyet yerleştirmiştir. Hem insanın iç âleminde, hem de dış dünyasında… Aklını, gönlünü bu büyük âyetlere dikerek Allâh’ı tanımaya gayret edene ne mutlu… İşte o, bu dünyaya niçin geldiğini ve neden yaşadığını bulma yoluna çıkmıştır. Rabbimiz, maksûduna vâsıl eylesin. Âmin.

PAYLAŞ:                

Zahide Topcu

Zahide Topcu

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle