Üçayların Gölgesi Düştü

Rabbimize şükürler olsun ki, bizi bir sene daha içinde Receb, Şaban ve Ramazan aylarının bulunduğu feyiz ve bereketli “Üçaylar”a eriştirdi.

Üçayların tâcı, Ramazan-ı Şerîf ayıdır. Ama o mübârek aya ulaşıncaya kadar gönüllerin yavaş yavaş hazırlanması gerekir. Bunun için Üçaylar’ın ilki olan Receb-i Şerîf ayı gelir. Peygamber Efendimiz Receb ayından itibaren oruçlarını, diğer ibadet ve tatlarını peyderpey arttırmış; Şaban ayını, Receb ayından daha fazla zikir, oruç ve ibadetle geçirmiş, Ramazan ayı başlayınca, âdeta kendini bu işe adamıştır. Bilhassa Ramazan ayının son on gününde îtikâfa çekilmek sûretiyle tamamen insanlardan ve dünyadan uzaklaşarak Rabbi ile buluşmaya çalışmıştır.

O hâlde bu aylara, gönlümüzü Rabbimize hazırlayacağımız, hata ve günahlarımızdan arınacağımız aylar olarak bakmak gerekir.

Peygamber Efendimiz, Receb ayının fazileti ile ilgili şöyle buyurmuştur:

“Receb Allah Teâlâ’nın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır.” (Gunye 1 / 216, Abdulkadir Geylânî, Dımaşk, 1996 / 1416)

“Receb ayının, diğer aylar üzerine fazileti, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer sözlere olan üstünlüğü gibidir. Şaban ayının diğer aylara nisbetle fazileti, benim, diğer peygamberlere olan üstünlüğüm gibidir, Ramazan’ın diğer aylara göre fazileti ise, Allah Teâlâ’nın, mahlûkâtı üzerine yüceliği gibidir.” (Gunye 1 / 229)

“Receb Ayı” nasıl değerlendirilmelidir diye sorulacak olsa, tek kelime ile cevap verilebilir: İbadetle…

İbadetlerin bazıları, sadece kul ile Allah arasındadır. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi… Bazı ibadetler de vardır ki, kul, o ibâdeti yerine getirirken başka insanların da istifade etmesine yardımcı olur. Meselâ zekât, sadaka, infak etmek gibi… Herkesin infak edeceği şey, para ve maddî şeyler değildir. Allah, sonsuz hazinesinden kime ne takdir etmişse, herkes kendi sahip olduğu şeylerden infak eder.

Bir âlim, ilmini paylaşmak sûretiyle infak eder. Bir genç, sahip olduğu gençliğini din için, Allah için, insanlar için hizmetle değerlendirerek infak eder. Bir anne-baba, evine, âilesine güzel örnek olarak, onları helâlinden besleyerek infak eder. Bir hâfız, Kur’ân okuması ve onu öğretmesiyle infakta bulunur. Hiçbir şeyi olmayan, bir güzel yüzü, tatlı sözüyle infakta bulunur. İyiliği emretmek, kötülükten vaz geçirmeye çalışmak da bir ibadettir. Evlâdımızı güzel terbiye etmek de… Kişinin farzları yerine getirmesi, haramlara düşmemek için gayret göstermesi, dinini öğrenmesi de bir ibadettir. İşte bunlar gibi ibadetin pek çok çeşidi vardır. Rabbimize ulaşan yollar, kulların nefesleri adedince, denmiştir.

Ama bütün bu ibadetlerin yanında, Peygamber Efendimiz, bu mübârek mevsimlerde namazlarını arttırmış, uzun uzun namazlar kılmış, her gün artan sayıda oruç tutmaya çalışmıştır. Kur’ân-ı Kerim ile ünsiyetimizi arttırmalı, her fırsatta Allâh’ı hatırlayarak onu zikretmeli ve hatalarımız için tevbe etmeliyiz.

Günler çabucak gelip geçiyor. Ömür, her geçen an tükeniyor. Gelecek seneye çıkabilecek miyiz belli değil! O hâlde son aylarımız gibi, son Ramazan’ımız geliyor gibi hazırlanmalıyız. Unutmamalıyız ki, bir gün gerçekten son Ramazan’ımıza ulaşmış olacağız. Ama o hangisi bilemiyoruz. Rabbimiz, hatalarımızı setretsin, affetsin. Bize, rızâsına uygun bir hayat ve ölüm nasip etsin. Âmin.

Zâhide TOPCU

 

 

 

 

 

ÜÇ AYLARDA NELER YAPABİLİRİZ?

 

Cenâb-ı Hak, zamanı, mekânı, bütün varlıkları ve bunlar içinde insanları farklı farklı yaratmıştır. Her birinin kendi içinde dereceleri, üstünlük ve zaafları vardır.

Zaman, kendi içinde farklı farklıdır. Cuma, Arefe ve Kadir Gecesi gibi bazı gün ve geceler, Allah katında daha sevimlidir.

Mekânlarda farklılıklar vardır. Cenâb-ı Hak, Haremeyn’i, yani Mekke ve Medine’yi sâir ülke ve şehirlerden üstün kılmıştır. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Medîne-i Münevvere’de bir Ramazan-ı Şerifi tutmak, diğer beldelerin bin Ramazanından, aynen onun gibi bir Cum’â namazını orada edâ etmek diğer beldelerin bin Cum’asından efdaldir.” (Kenz’ül İrfân, sh: 85; Câmiü’s-Sağîr’den…)

 “Kâ’be’de edâ olunan namazın biri, diğer yerlerdeki namazların yüz binine ve benim mescidimde kılınan namazın biri, aynı şekilde, başka yerlerde kılınan namazların binine ve Beyt-i Makdîs’de (Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’da) kılınan namazın biri dahî, diğer yerlerde kılınan namazların beş yüzüne denktir.” (Kenz’ül İrfân, sh: 85 Müslim, Tirmîzî, Nesâî’den)

* * *

İnsanlardan peygamberleri -aleyhimüsselâm-, peygamberlerden ulu’l-azm peygamberleri, bunlar içinde de Hazret-i Muhammed Mustafa -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i diğerlerinden üstün kılmıştır.

Melekler arasında dört büyük meleği, bunlar içinde de Cebrâil -aleyhisselâm-’ı seçmiştir. Âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerden çıkartılan liste, bu minval üzere uzayıp gider.

İşte biz, Allâh’ın seçtiği, sevdiği, kendi rızâsına kazanma vesilesi eylediği böyle bir ilâhî kazanç mevsimine girmiş bulunmaktayız. Bu günler, bu aylar; bire beş, bire bin, bire yüzbin kazanma mevsimleridir.

İnsan, kârlı bir alışveriş yapınca sevinir; kıymetli bir şeyi ucuz fiyata aldığında ya da bir koyup üç-beş kat fazla kazandığında… İşte şimdi böyle bir kârlı döneme girmiş bulunmaktayız. Nefsimizi oruçla terbiye ederken biraz fazladan aç kalarak, gece uykumuzdan kısıp biraz ibadet için yorularak, gözümüzü, gönlümüzü Kur’ân-ı Kerim’e açarak bu fırsatları değerlendirmeliyiz.

 

Belli Başlı Mübârek Gün ve Geceler

Mevlid Kandili (Rabîülevvel ayının 12. gecesi) Sadece bu kandil gecesi, üç aylar içinde değildir.

* * *

Regâib Gecesi (Receb Ayı’nın ilk Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gecesi)

Mîraç Gecesi (Receb Ayı’nın 27. gecesi)

Beraat Gecesi (Şaban Ayı’nın onbeşinci gecesi)

Kadir Gecesi (Ramazan Ayı’nın son on gecesi)

* * *

Ayrıca Arefe günü (Kurban Bayramı’ndan bir gün öncesi), Zilhicce ayının ilk on günü, Muharrem ayının ilk günü ve onuncu (Aşûre) günü, Cuma gün ve geceleri, Ramazan ve Kurban bayramı günleri de değerlendirilmesi gereken mühim ve bereketli gün ve gecelerdendir.

 

Üçaylar’da Neler Yapılabilir?

1-Zaman, en kıymetli şeye tahsis edilmelidir. İnsanın bu dünya ve âhireti için sahip olabileceği en önemli şey, îmanıdır. Îman ettiğimiz şeylerin doğru olması, sahih ve ehl-i sünnet çizgisinde bir îmana sahip olmak, bu dünyadaki en büyük hedef olmalıdır. Bu yüzden kişinin îmanını şüphe ve tereddütten uzak, en sahih şekle döndürmek üzere yapacağı her türlü gayret ve çalışma, bütün ibadetlerin üstündedir.

2-Îmanını tehlikelerden koruyacak şekilde sağlama aldıktan sonra yapılacak ikinci mühim mesele, farzları hakkıyla îfaya çalışmak ve haramlardan kesinlikle uzak durmaktır. Farzlar, Allâh’ın kesin, tartışmasız ve pazarlıksız emirleridir. Akıllı ve büluğ çağına ulaşmış her müslümanın, asgarî bir şart olarak bu farzları yerine getirmesi gerekir. Bilhassa “farz-ı ayn” ismi verilen ve her müslümanın tek tek yapması gereken emirler böyledir. Farzları îfa ve haramlardan uzak durmak sayesinde, Allâh’ın rızâsını celbetme ve gazabından emin olma mümkün olur. Eğer farz borçlarımız varsa, bunları kazâ etmeye çalışmalıyız. Meselâ kılmadığımız namazlar varsa bunları bir takvime bağlayarak kılmaya, tutmadığımız oruçlar varsa bunları edâ etmeye çalışmalıyız. Daha önceki senelerden zekât borçlarımız varsa, bunları ödemeliyiz.

3-Diğer bir basamak da “kul hakkı”ndan uzak durmaktır. Kul hakkı, ibadetlerin içine atıldığı çuvalın alt kısmının delik olması gibi, insanı büyük bir hüsrana sürükler. İnsan büyük bir gayretle ibadet eder, eder de kul hakkına riâyet etmediği için âhiret günü eli boş kalıverir. İnsan, “âhiret müflisi” hâline dönüverir. Peygamberimiz, bir cenâze namazı kıldırmadan önce onun borcu olup olmadığını sorar, eğer mirasçıları veya bir başkası vefât eden kimsenin borcunu üzerine alırsa, namazını kıldırır; değilse cenâze namazını bizzat kıldırmaz, başkasına havale ederlerdi.

4-Dördüncü dikkat edilecek husus da insanın fırsat buldukça “sünnet-i seniyye” ölçüsünde nâfile ibadetlerle meşgul olmasıdır. Bunun sınırı yoktur. Kişi, yukarıda sayılan diğer hususları azami gayret gösterdikten sonra nâfilelerle Allâh’a yaklaşır durur. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir hadîs-i kudsîde beyân ederler:

“Allah Teâlâ hazretleri buyurur ki: Kim benim evliyâma düşmanlık ederse, ona karşı harb îlân ederim. Hiçbir kul ona farz kıldığım şeyleri yapmaktan daha sevgili bir şeyle bana yaklaşamaz. Ve kullarım -farzlardan sonra- nafile ibâdetlerle bana yaklaşırlar. Nihayet ben onu severim. Ve ben bir kulumu sevdikten sonra onun işiten kulağı, gören gözü ve tutan eli olurum...” (Zübdetü’l-Buhârî, 1107; bkz: Buhârî, Rikāk, 38; Heysemî, II, 248; Mecmau’z-Zevâid, II, 248)

Geceleri sabaha kadar ibadetle geçirip ayakları şişen Peygamber Efendimiz’in heyecan ve iştiyâkı bize de örnek olmalıdır. Mü’minlerin annesi Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle naklediyor:

Nebiyy-i Muhterem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, mübârek ayakları şişinceye kadar geceleyin ibâdet ederdi. Bunun üzerine, “Ya Resûlallah! Geçmişte ve gelecekteki günahların mağfiret olduğu halde, niçin böyle yapıyorsun?” diye sordum.

“-Rabbime şükreder bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi. (R. Sâlihîn ve Tercemesi, 2/449 Buhârî ve Müslîm’den)

5-Sıla-i rahim ve akrabalık bağlarına riâyet etmeliyiz. Sıla-i rahim, ömrün bereketlenmesine, günahların affına, bildiğimiz-bilmediğimiz birçok hayra vesiledir.

6- Yapılan hata ve günahlara tevbe edilmelidir. Unutulmamalıdır ki, günahın küçüğü, büyüğü yoktur. Onun, kime karşı işlendiği önemlidir. Bazen Rabbimiz, küçücük bir iyiliği, kulunun bağışlanmasına vesile kılarken, bazen de küçücük görünen bir hata sebebiyle kulunu cehennem ile cezalandırmaktadır.

Kul, bütün irâde ve gayretini kullanarak hata işlememeye çalışmalıdır. Eğer buna gücü yetmiyorsa, en kısa zamanda pişman olup tevbe kapısına sığınmalıdır. Rabbimiz, hatâ işleyen bir mü’minin tavrını ve kabul edeceği tevbeyi şöyle haber vermektedir:

“Allâh’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah, bunların tevbesini kabul eder. Allah, her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca, «Ben, şimdi tevbe ettim.» diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlanmıştır.” (en-Nisâ, 17-18)

7-İnsanların gönlünü almak için bolca ihsan ve ikramda bulunulmalıdır.

8-Kur’ân-ı Kerim ile dostluğumuzu pekiştirmeli,

9-Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in örnek hayatını ve güzel ahlâkını öğrenmek için bugünleri ayrı bir vesile kabul etmek gerekir.

 

Nasıl Yaşanırsa

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Kişi, yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” buyurmaktadır. (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663)

Bu hâlin en bâriz misâli, Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’dır. O, Kur’ân’ın hâfızı, kâtibi ve câmii (yani toplayıp bir araya getireni) idi, Kur’ân’la ahlâklanmıştı. Bu sebeple son nefesinde Kur’ân okuyarak teslîm-i rûh eyledi.

Yüce Rabbimiz, ölüme günâh ve isyân üzerinde iken yakalanan ve tevbe etmeye fırsat bulamayan kimselerin hâlini de şöyle beyân buyurur:

(Kıyâmet günü) münâfıklar, mü’minlere: «Biz sizinle beraber değil miydik?» diye seslenirler. (Mü’minler de) derler ki: Evet, ama siz kendi başınızı belâya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allâh(ın affı ve keremi) ile aldattı. (Siz bu hâl üzereyken) nihâyet Allâh’ın emri gelip çattı!” (el-Hadîd, 14)

“Defteri sağdan verilenler cennetler içindedir. Günahkârlara: «Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?» diye uzaktan uzağa sorarlar. Suçlular derler ki: «Biz namaz kılanlardan değildik, fukarâya yemek yedirmezdik, bâtıla dalanlarla birlikte dalardık, cezâ gününü de yalan sayardık. O hâldeyken ölüm bize gelip çattı.” (el-Müddessir, 39-47)

“Sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın ve şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokmân, 33)

Âyet-i kerimede, açıkça ifade edildiği üzere, mü’minlerin, “Allâh’ın affını göstererek insanları aldatan” şeytana ve onun hilelerine karşı uyanık olması gerekir. Rabbimiz, elbette merhametlilerin en merhametlisi ve afv ü mağfireti nihayetsiz bir sultandır. “Rahmeti, gazabını geçmiştir.” (Buhârî, Tevhîd, 55) Ancak O’nun azamet ve kibriyâsı, adâlet, celâl ve günahkârlara karşı intikam sahibi oluşu da unutulmamalıdır.

Îman üzere yaşayıp ölmek, en büyük gâyemiz olmalıdır. Allah Teâlâ buyuruyor:

(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan Sensin.” (Âl-i İmrân 3/8)

* * *

Ümmü Seleme -radıyallâhu anhâ- vâlidemizin bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sık sık şu duâyı yapardı:

“Ey kalbleri halden hâle (renkten renge, şekilden şekile, imândan küfre, küfürden îmâna) çeviren Allâhım, benim kalbimi dînin üzere sâbit kıl!” (Tirmîzî, Kader, 7; İbn-i Mâce, Mukaddime, 13)

 

Hülâsâ

“Kimsenin kimseye fâidesi olmadığı o zaman için hazırlık yapmalıyız. Bu sebeple tam ihlâs üzere Allahü Teâlâ’nın emrettiği şekilde kulluk vazîfemizi îfâya yeltenmeliyiz. İhlâsı ve îtikâdı zayıf kimseler niyetlerinin çürüklüğü yüzünden amellerinden istifâde edemez ve Cehenneme sürüklenirler. Îtikâdı sağlamlaştırdıktan sonra Kur’ân-ı Kerîm’in ahkâmını harfiyyen yerine getirmeye, yani Cenâb-ı Vâcibu’l-Vücûd hazretlerinin yasak kıldığı şeylerden kaçınmaya ve emrettiği ferâiz ve teferruatını îfâ etmeye gayretli olmalıyız. Namazlarımıza, oruçlarımıza büyük bir engin gönülle devam ederken, kul hakkından korkmalıyız, ancak zâlimler Allah’tan korkmadıkları için kul hakkı yemekten, kula eziyet etmekten kendilerini alamazlar. Ahlâkî durumumuzun inkişâfına, teâlîsine ihtimâm etmeliyiz. Sonra âilemiz, çoluk çocuğumuz Allâhü Teâlâ’nın yed’imizdeki (elimizdeki) emânetleridir. Her hususta onlarla meşgûl olmak ve onlara hakîkatı bildirmek ve onu tatbîk ettirmekle yükümlüyüz.” (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-2 sh: 85)

“Hülâsâ yapacağımız iş, Cenâb-ı Hakk’ın bize hibe ettiği hayatı değerlendirmektir. Ne zamana kadar? Rûhumuz cesedimizden ayrılana kadar...” (Sâdık Dânâ, Altınoluk Dergisi, Haziran 1996)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜÇ AYLAR VE DEĞERLENDİRİLMESİ

 

“Zaman, insanın en mühim sermâyesidir. Zamanlar içinde bazı husûsî fırsatlar vardır ki, ihyâ edicidir. Günler, geceler, aylar arasında öyle kıymetli kazanç mevsimleri olur ki, onları gafletle geçirmek büyük zarardır. Acı kayıplara ve hasretlere sebep olur.”

Osman Nûri Topbaş

 

Müslüman halkımız tarafından “Üç Aylar” olarak isimlendirilen, yeni bir mânevî mevsime girmiş bulunuyoruz. Sarsılan rûhî dünyamızı onaracağımız, kalbî seviye kazanacağımız, hayatımızı yeniden gözden geçirmemize vesîle olacak mânevî bir iklime tekrar kavuştuk. Oruçla, tevbeyle, namazla, Kur’ân’la, hayır-hasenâtla dolu dolu geçirilecek bir zaman dilimi... Bu aylarda birbirinden kıymetli geceler var: Regâib, Mîrâc, Berâat, Kadir geceleri... Gök kapılarının açıldığı, duâların kabul edildiği, istiğfâr ve tevbelerle günahların bağışlandığı, gözyaşlarıyla kötü kaderin değiştirildiği geceler, günler...

Üç Aylar, yani Receb, Şaban, Ramazan...

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu aylar hakkında:

“Receb Allah Teâlâ’nın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır.” (Gunye 1 / 216, Abdulkadir Geylânî, Dımaşk, 1996 / 1416)

“Receb ayının, diğer aylar üzerine fazileti, Kur’ân-ı Kerîm’in diğer sözlere olan üstünlüğü gibidir. Şaban ayının diğer aylara nisbetle fazileti, benim, diğer peygamberlere olan üstünlüğüm gibidir, Ramazan’ın diğer aylara göre fazileti ise, Allah Teâlâ’nın, mahlûkâtı üzerine yüceliği gibidir.” (Gunye 1 / 229) buyurmuştur.

Oruç, Receb ve Şaban’da nâfile, Ramazan’da farz olarak, bu aylarda yapılacak ibadetlerin ağırlık merkezini teşkil etmektedir.

 

RECEB AYI

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Receb ayına kavuşunca, şöyle duâda bulunurdu:

“Allâhümme bârik lenâ fi Recebe ve Şa’bân ve belliğnâ Ramazân: Yâ Rabbi! Receb ve Şaban’ı bize mübarek eyle, bizi Ramazan’a kavuştur.” (Gunye 1 / 219)

Sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz; bu ayda oruç tutmamızı, fakir-fukaranın dertleriyle diğer zamanlardan daha fazla ilgilenmemizi, hayırlar yapmamızı tavsiye etmiş, böyle yapıldığında büyük ecre nâil olunacağını müjdelemiştir.

Bu ayda iki kandil gecesi vardır: Regâib ve Mîrac…

Regaib Gecesi: Bu ayın ilk Cuma gecesi, mübarek Regâib gecesidir. Bazı âlimlerin açıklamalarına göre, Peygamber Efendimiz bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş ve yüce Allâh’a şükür için nâfile olarak “on iki rekat” namaz kılmıştır. Bu gece, duâların kabul edildiği müjdelenen sayılı gecelerdendir.

Mîrac Gecesi: Receb ayının 27. gecesidir. İsrâ ve Mîrac hâdisesinin vukû bulduğu bu gecede, 12 rekat nafile namaz kılınması müstahsen (güzel, iyi, hayırlı) kabul edilmiştir. Her rekatında, Fâtiha ile bir sûre okuyarak, 2 rekatta bir selam vermeli, namaz tamamlandıktan sonra, 100 defa “Subhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber” demeli, sonra 100 defa “Estağfirullâh, el-Azîm”, sonra yine 100 defa “Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed” diyerek, Peygamber Efendimiz’e salât ü selâm okumalıdır. Gündüzünde de oruçlu bulunmalıdır. Masiyete dair olmaksızın yapılacak her duânın kabulü, inâyet-i İlâhiyye’den umulur. (Duâlar ve Zikirler, Ramazanoğlu Mahmud Sami, s: 129)

 

ŞABAN AYI

Hazret-i Âişe-i Sıddîka –radıyallâhu anhâ- vâlidemiz şöyle buyurmuşlardır:

“Rasûlullâh, öyle oruç tutardı ki, biz artık orucu bırakmayacak, derdik. Peşpeşe günlerce oruç tutmadığını görünce de Rasûlullâh artık oruç tutmayacak, derdik. Şaban ayında oruç tutmak ona daha sevimli idi. Ben:

“–Şaban’da senin (çok) oruç tuttuğunu görüyorum. (Bunun hikmeti nedir?)” diye sordum. Rasûlullâh:

“–Yâ Âişe! Bir sene içinde ölecek olan kimselerin isimleri bu ayda (yaşayanların) defterinden silinip Azrâil -aleyhisselâm-’a teslim edilir. Ben de oruçlu olduğum hâlde ismimin defterden silinip (diğer deftere kaydedilmesini) arzu ederim. buyurdu. (Gunye 1/227)

Ashâb-ı Kirâm, Şaban hilâlini görünce kendilerini Kur’ân-ı Kerîm okumaya verirlerdi. Bizler de mânâsını düşünerek Kur’ân-ı Kerim okumalı, oruç tutmalı, “Şaban benim ayım!” buyuran Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmlar getirmeliyiz. Mallarımızın zekâtını fakirlere bu ayda vermemiz, onların Ramazan’da tutacakları oruca kuvvet ve destek olması bakımından daha güzel olur.

 

Berâat Gecesi: Şaban ayının 15. gecesi, Berâat gecesidir. Bu gece, Kadir gecesi gibi çok kıymetli bir gecedir. Fakat aralarında bir fark vardır: Berâat gecesi belli olmakla beraber, Kadir gecesinin Ramazan’ın hangi gecesinde olduğu gizlenmiştir.

“Berâat gecesine has beş haslet vardır:

1- Her mühim iş o gece tefrik ve tanzim edilir.

2- O geceki ibâdetin fazileti büyüktür.

3- Rahmet-i ilâhiyye feyezân eder.

4- Mağfiret gecesidir.

5- O gece, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize şefaat hakkının tamamı verilmiştir.” (Kur’ân-ı Hakîm, Meâl-i Kerîm, H. Basri Çantay, c: 3, s: 55)

Berâat gecesinde 100 rekat nâfile namaz kılınması tavsiye edilir. Her rekatta Fâtiha-i Şerîfe’den sonra 10 İhlâs-ı Şerîf okunarak kılınan bu namaza «Salât-ı Hayr» denir. Selef-i Sâlihîn, bu namazı kılarlardı. Cemaatle değil, tek başına kılınması doğru olur. (Gunye 1 / 235)

Berâat gecesinin tamamını namaz, duâ, tevbe ve istiğfâr, zikir, Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, Peygamber Efendimiz’e salât ü selâm gibi güzel ibâdetlerle uyanık olarak geçirmelidir.

 

RAMAZAN AYI

Ramazan-ı Şerif, Kur’ân-ı Kerîm’in nâzil olmaya başladığı, Cennet kapılarının açılıp, Cehennem kapılarının kapatıldığı, şeytanların zincire vurulduğu, içinde Kadir gecesi gibi bin aydan hayırlı bir gecenin bulunduğu, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azâbından âzâd edilme ayıdır. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Ramazan ayı girdiği zaman Cennetin kapıları açılır, Cehennemin kapıları kapatılır, Şeytanlar zincire vurulur.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Savm, 5)

Başka bir hadîs-i şerîfte de:

“Eğer kullar, Ramazan ayındaki faziletleri bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temennî ederlerdi.” buyrulmuştur. (Gunye 2 / 9)

Bilindiği gibi Ramazan, oruç ayıdır, terâvih ayıdır. Camilerin müminlerle dolup taştığı, mânevî zevk ü sefâ ayıdır. İnsanlığımızı, müslümanlığımızı, gönlen uzak düştüğümüz Rabbimizi hatırlama ayıdır. Yüce Mevlâmıza yöneliş ve ilticâ ayıdır. Bu ayda Kur’an-ı Kerîm eldedir, gönüldedir. Mukâbeleler okunur, hatimler indirilir. Çocuklar, babalarının ellerinden tutup teravihlere giderler, dînî hayatın ilk zevkini yaşarlar. Melekler yeryüzüne misafirlerimiz olarak bizi ziyarete gelirler. İlk günlerinde, “On bir ayın Sultanı”, “Hoş geldin!” mahyalarını görürüz, minarelerimizde... Son günlerde ise “Elveda”ları, hüzünlü kalplerimizle, yaşlı gözlerimizle seyrederiz, şerefeler arasında... Ramazan-ı Şerîf’i kelimelerle anlatmak ne mümkün?! Biz de Rasûl-i Ekrem Efendimiz gibi duâ edelim:

“Allâh’ım! Receb ve Şaban’ı bize mübarek eyle, bizi Ramazan’a kavuştur!.”

 

Kadir Gecesi: Yüce Allâh, bu gecenin fazileti hakkında müstakil bir sure indirmiştir:

“Gerçek, biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin (o büyük fazl ü şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gece Melekler ve Rûh, Rablerinin izniyle, her iş için iner de iner. O (gece) tanyeri ağarıncaya kadar selâmdır.” (el-Kadr, 1-8)

Peygamber Efendimiz, bu gecenin değerlendirilmesi ile ilgili olarak:

“Kim Kadir gecesinde -(sevabına) inanarak, ihlâs ile- kâim olursa (o geceyi ibâdet ile ihyâ ederse) geçmiş günahları bağışlanır.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Terâvih, 1)

Hazret-i Âişe annemiz soruyorlar:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü, Kadir gecesini bilirsem, onda nasıl duâ edeyim?”

Peygamber Efendimiz (cevaben):

“Allâhümme inneke afüvvün tühibbul afve fa’fü annî: İlâhî, Şüphesiz Sen afv edicisin, afvı seversin, beni de affet.” buyurmuşlardır. (İbn-i Mâce, Duâ, 5)

 

Not: Bu yazının hazırlanmasında merhum pederim Yusuf Demireşik’in “Aylar, Üçaylar, Mübârek Gün ve Geceler” (Sultantepe Yayıncılık, İstanbul, 2013) adlı eserinden istifade edilmiştir.

PAYLAŞ:                

Zahide Topcu

Zahide Topcu

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle