Sunuş

Muhterem Okuyucularımız;

Belki tarih boyunca bu boyutlarıyla karşılaşılmamış badireli günlerden geçiyoruz. Çin’de başlayıp dünyaya yayılan virüs salgını, genç-yaşlı, kadın-erkek herkesi tehdit ediyor. Ağır bilanço her geçen gün büyüyor. Görünüşte büyük ülkeler, her gün yüzlerce, binlerce hastalık ve ölüm vak’ası açıklıyor. Hadisenin bu kadar büyümesinde dünyanın küçülmesinin, ulaşım ve karşılıklı etkilenme imkânlarının artmasının rolü büyük… Bu birkaç satırda biz de meseleye farklı zaviyelerden bakacak olursak:

Bu küçücük virüs, kendisini bilime adamış, onu âdeta kendi zihninde ve hayatında ilahlaştırmış kesimlere, Allâh’ın kudretini gösteren bir işaret… Görmedikleri, hareketlerini sınırlayamadıkları, bilmem şu kadar küçük bir mikrop, devâsâ ekonomilere diz çöktürüyor, dünya siyasetini tekrar dizayn ediyor, insanların/milletlerin ne kadar yücelip alçalabileceğini göstererek sahte maskeleri düşürüyor.

Sık sık ordusuyla, nükleer bombalarıyla, bitip tükenmek bilmeyen sermayeleriyle gururlanan, varlığını dünyayı sömürmeye muhtaç süper güçler, iliklerine kadar acziyetlerini hissediyorlar.

İnsanlığın ayağa düştüğü, müslümanların Allâh’ın emanetlerini korumaktan âciz kaldığı, İslâm’ın izzetinin pâymâl edildiği bugünlerde, Rabbimiz Ebrehe ordusunu dağıtan Ebâbil misali, insanlığa kudret, ilim ve hâkimiyetini tattırıyor. Bugün O’ndan başka müracaat edilecek kapı yok!.

Alnına ecel yazılmış kimseler, vâdesi gelince, akla-hayale gelmeyen bir sebeple aramızdan ayrılıveriyor. Kader tecellî ediyor, kıyamet yaklaşıyor.

Dünya sisteminin kendisine emanet edildiği müslümanlar, “hilâfet vazifesini” unutup birbirlerine düştüklerinde, düşmanla birlik olup kardeşlerini amansızca vurduklarında ellerindeki nîmetlerin yok olması veya azalması mukadder… Bugün devletler çapında büyük bir katliâm var, her köşe başında mazlum feryatları göklere yükseliyor. Bu feryatların, ilâhî azap ve ceza olarak yeryüzüne dönmemesi düşünülebilir mi?

Dünya, yeni bir savaş ve kitle yok etme modeliyle karşı karşıya... Artık laboratuvar ortamında üretilen, adrese teslim genetik silahlar, tehlikeli virüs ve mikroplar çağındayız. İnsanların birbirini yok etme vasıtaları değişiyor. Daha profesyonel kâtiller yetişiyor, inanç ve ahlak yoksulu bilim çevrelerinde…

Bu büyük tehlikeler, bizi aslımıza döndürüyor; sanayi mamulü ürünler yerine tabiî gıdalara, her türlü tehlikenin kol gezdiği sokak ve caddelerden evlere, maddî-mânevî kirlerden arınmış bir temizliğe, inanç ve ahlâk buhranından Allâh’ın saadet bahşeden dâvetine…

Velhâsıl-ı kelâm, bugün, bu ay, bu yıl; hayatımız için yeni bir başlangıç dönemi… Yeni ve doğru kararlar almanın, kaybettiğimiz zamanı telâfî etmenin fırsatı… Kendimize, âilemize vakit ayırmak için büyük bir fırsat…

Allâh’ın mağfiret ve rahmetinin sağanak sağanak yağdığı Ramazan ayının son günlerine eriştik. Sabır ve namazla, Kur’ân ve yakarışla, tefekkür ve teslimiyetle bu imtihanı atlatacağız.

Bir taraftan buruk bir Ramazan geçiriyoruz; câmi ve cemaatten mahrum, sıla-i rahim ve ibadet maksatlı ziyaretlerden bile uzak… Ancak bunu bir fırsata çevirmek; evimizi, gönlümüzü inziva ve itikâfa hazırlamak da bizim elimizde… Bize şah damarımızdan yakın olan Rabbimize müracaat etmek, O’ndan af ve mağfiret dilemek ve rahmetini niyaz etmek için bundan daha büyük bir imkân olabilir mi?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle