Rabbimin Emaneti

Annelik!..

En insanî, merhametimizin doruk noktasına çıktığı o kutsal emanet biricik yavrularımız!..

Bütün anneler, sağlıklı ve her yönü ile en güzeli layık gördüğü bir evlada sahip olmak ister.

Aylarca ciddî sıkıntıları, önemli sağlık sorunlarını göze alarak heyecanlı bir bekleyişle hayatın o zamana kadar vereceği en büyük ünvanı ve en anlamlı hediyeyi almak için bekler!... Onun birinci önceliği artık yavrusudur.

Hayat daha önemli, hayat daha anlamlı ve hayat daha heyecanlıdır, artık bir anne adayı için.

Her sağlıklı kadın, bu tarz duyguları yaşayarak yavrusunu eline alacağı günü sabırsızlık, heyecan, endişe ve umut ile bekler. Ne güzel hayâlleri vardır.

Doğum ânı her kadın için korku ve heyecan dolu ve bir o kadar da anlamlıdır. Doğumla beraber candan can ayrılacak ve günahlarına keffâret olan, hayatının en zor ve dayanılmaz acılarına bedel bir mükâfât ve tüm acılarına merhem, uğruna dünyalar feda bir emânete ulaşacaktır.

Buraya kadar her annenin arzusu, her annenin hikâyesi olmasını istediği bir sondur.

Maalesef bu hikâye, her zaman bu şekilde güzel son bulmuyor ve Rabbimin emâneti aslında bazen büyük bir imtihana dönüşebiliyor.

Yüce Yaradan, bir melek güzelliğinde, cennet kokulu Dilâ Ceren’imi kollarıma teslim ettiğinde, dünyalar benim olmuştu.

Hastahânedeki tüm doktorlar ve hemşireler, melek yavrumu görmek için ziyaretimize geliyorlardı. Hemşiresi Dilâ’mı benden fazla sahiplenmiş, kızıma nazar değecek diye herkese nazlanarak gösteriyordu… Her şey çok güzel, mutluluğumuz doruk noktasında idi.

Rabbim, bu güzel yavruyu emânet olarak vermişti, lâkin ilk bebeğim olması sebebi ile midir, bilemiyorum, bende aşırı sayılacak bir şekilde “sahiplenme duygusu” gelişti.

Hayatta sanki başka hiç bir şey yokmuş, sanki hayat, sadece Dilâ’nın üzerindeymiş gibiydi. Bu aşırı sahiplenmenin bende yapacağı tahrîbâtı, ancak yıllar sonra anlayabilecek, kâinâtta her şeyin yaratıcısı olan Rabbimizin emâneti olduğunu, ancak yıllar sonra kavrayabilecektim

Her şey, en güzel şekilde sürüp giderken; o zaman anlamak, hele böyle önemli bir rahatsızlığı kondurmak mümkün değildi hayatımda…

O benim bebeğimdi, odaklandığım tek şey buydu. Bu kadar yoğun sevgi duygusu, insanlara çoğu zaman mutluluk ve huzurdan çok dert ve tasa; sağlık ve başarıdan çok hastalık ve ızdıraplar getirmişti. Ama bunu idrak edebilmek, benim için imkânsızdı. Çünkü o benim bebeğimdi.

Ben, ben, benim, o benim bebeğimdi.

* * *

Hayır! O benim değildi…

O sadece Rabbimin emaneti idi!..

O gözler, o minik el ve ayaklar;

Kısacası Dilâ bebek, Rabbime âitti.

Birgün odaya girdiğimde bebeğimi, güzel ceylanımı havâle geçirirken buldum, apar-topar hastaneye kaldırdık, günlerce beklemede kaldık. Hep bir umut...

Geçecek, geçmeli, o benim bebeğim.....

Tüm doktorlar, hastanede özel olarak ilgileniyorlar, Dilâ’ma acıyarak bakıyorlardı.

En sonunda, beklenen açıklama yapıldı: Dilâ’mın rahatsızlığı, çok nâdir gözüken West Sendromu denen, beyinde ciddî hasar bırakan ve motor gelişimini engelleyen bir rahatsızlık... Tüm hastahâne, bütün evler  ve sanki tüm dünya üzerime yıkıldı. Benim yavru ceylanım, bana hiçbir zaman «Anne!» diyemeyecekti.

Benim yavru ceylanım, yaşıtları ile hiçbir şey paylaşamayacak ve sürekli havâle geçirerek büyük acılarla dolu bir hayat yaşayacaktı.

Bu düşünceler yıldırım hızı ile aklımdan geçerken kendimi bir yatakta uzanmış acı çeker bir hâlde yatarken buldum, annem başımda ağlıyordu. Her konuda bana destek olacağını ve yanımda olacağını söylüyor ve ağlıyordu.

Evet! Yavru ceylanım hastaydı, ama onun için en iyisini yapacak, mücâdele edecektim. Tabiî önce Rabbimin izni ile ayılmam; her yönü ile uyanmam ve beni saran benlikten kurtulmam gerekli idi. Ben Küllî irâdenin beni yönlendirdiği şekilde, ancak cüz’î irâdemle birşeyler yapabilecektim.

 Yıllarca süren uzun tedâvîler sonucunda, maalesef, büyük bir gelişme kat edemedik. Çok ağır ve nâdir bir vak’a olduğu için yapılabilecekler çok sınırlıydı. 4 yaşına kadar yaşamaz dedikleri yavru ceylanım, anneanne, dede ve anne üçgeninde, 8 yaşına kadar gelmeyi Rabbimin izni ile başarmıştı.

Her şeyin sonu olduğu gibi, yavru ceylanımın organlarının iflâsı ile, nihayet bu hastalığın da hazîn bir sonu oldu. Binlerce havâle, artık yavru ceylanımın solunum yollarını bitirmişti.

Biriciğim! Hayatıma çok şey kattın…

Benim en büyük eğitimim…

Benim en büyük sevgim…

Benim en büyük acım oldun!..

Senden sonra onlarca öğrencim oldu.

Sana benzeyen ve sana olan yoğun sevgimi onlarla paylaşıyorum.

Çocuklarım sınıfta, dersteler meleğim, bana ihtiyaçları var.

Bana onlara nasıl yardım etmem gerektiğini öğrettiğin için sana teşekkür ederim…

Âhirette beni tanıman ve hasretle beklediğim “Annem!” diye seslenmen duâsı ile...

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle