O Gün Kaçacak Yer Neresi?

Kıyâmet, büyük gün… Kıyam günü, kalkma, doğrulma, dirilme günü… Ölümden sonraki hayatın başlangıç günü…

Önce var olan her şey büyük, dehşetli bir infilâk ile yok olacak… Bu yok oluş da “kıyâmet”… Bütün kâinâtı, Güneş, Ay ve gezegenleri, melek, cin ve insanı topyekûn yok edecek bu “saat”, “Sûr”un üflenmesi ile başlayacak…

Kur’ân-ı Kerîm’de “kıyâmet” kelimesi, hem Dünya nizâmının bozulup dünya hayatının sona ermesi, hem topyekûn ölüp yok olan insan türünün tekrar dirilerek ayağa kalkması ve hem de mahşere doğru yönelmesi mânâsında kullanılmıştır. İsrafil’in birinci sûra üflemesiyle kıyâmetin ilk şekli, ikinci defa üflemesiyle de ikinci şekli başlar.

Kur’ân-ı Kerîm, kıyâmet kelimesi ile birlikte bu büyük hâdiseleri anlatmak için “es-saat, el-vâkıa, el-kâria” vb. yirmi civarında isim kullanır. Bunlar bazen kıyametin vasıflarını anlatan sıfat, bazen ise kıyâmete mahsus, Kur’ân-ı Kerîm’in ortaya koyduğu “özel isimler”dir. Ayrıca yine Kur’ân ıstılâhında, bir insanın ölümü, bir neslin ölümü ve dünyanın sonunun gelmesi de, “küçük, orta ve büyük kıyâmet” olarak kabul edilmiştir.[1]

Gelin, sözü uzatmadan, gaybın habercisi, Allâh’ın vaad ve vaîdinin (cenneti vaad etmesinin, cehennemle de korkutmasının) bize ulaşan belgesi, ilâhî vahyin bozulup değiştirilmemiş yegâne temsilcisi Kur’ân-ı Kerîm’in beyânına kulak verelim:

 

Hesap günü yaklaştı

“İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hâl böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler. Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar, bunu, hep alaya alarak dinlerler.”[2]

 

Kıyâmetin ne zaman olacağını sadece Allah bilir

“Kıyâmet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allâh’ın katındandır. Yağmuru, O yağdırır. Rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.”[3]

 

Kıyametin dehşeti

“Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her hâmile kadın, çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir hâlde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allâh’ın azâbı çok dehşetlidir.”[4]

“Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman… İnsanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar.”[5]

“Gök yarıldığı, Rabbine kulak verip boyun eğecek hâle getirildiği zaman, yer dümdüz edildiği, içinde bulunanları atıp boşaldığı ve Rabbini dinleyip O’na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır).”[6]

“Güneş katlanıp döküldüğünde, yıldızlar (kararıp) yürütüldüğünde, gebe develer salıverildiğinde, vahşî hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde, denizler kaynatıldığında, ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde… Diri diri toprağa gömülen kıza, «hangi günah sebebiyle öldürüldü?» diye sorulduğunda… (Amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında, gökyüzü sıyrılıp alındığında, cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirmiş olduğunu öğrenmiş olacaktır.”[7]

“Bilin ki, size vaad olunan gerçekleşecek! Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gök kubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu, peygamberlerin (ümmetleri hakkında şâhitlik) vakti tâyin edildiği zaman (artık kıyâmet kopmuştur.)”[8]

“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır? Evet, Bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski hâline getirmeye gücümüz yeter. Fakat insan, önündekini (kıyâmeti) yalanlamak ister. «Kıyamet günü ne zamanmış?» diye sorar. İşte, göz kamaştığı, Ay tutulduğu, Güneşle Ay bir araya getirildiği zaman!.. O gün insan, «Kaçacak yer neresi?» diyecektir. Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzûrudur. O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir. Artık insan, kendi kendinin şâhididir.”[9]

 

İsrâfil Sûr’a üflediğinde

“(Rasûlüm!) Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin. O gün insanlar, dâvetçiye (İsrâfil’e) uyacaklar. Ona karşı yan çizmek yoktur. Artık Rahman olan Allah hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan başka bir ses işitemezsin. O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez. O, insanların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onların ilmi ise, bunu kapsayamaz. Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hâkim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur. Her kim, mü’min olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.”[10]

“Birinci üflemenin (kâinâtı) sarstığı, onu ikinci üflemenin tâkip ettiği gün… İşte o gün yürekler kaygıdan oynar, gözler yorgun düşer. Diyorlar ki, «Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk hâlimize mi döndürüleceğiz?! (Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra ha? O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur.» dediler. Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar. Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.”[11]

“Şüphesiz hüküm günü, vakit olarak belirlenmiştir. Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allâh’a gelirsiniz. Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur. Dağlar yürütülür, serap hâline gelir. Şüphesiz Cehennem pusuda beklemektedir.”[12]

 

Kimsenin kimseye faydası yok!

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allâh’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.”[13]

“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde… İşte o gün, kişi, kardeşinden kaçar; annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından… O gün herkesin kendisine yetip artacak bir derdi vardır. O gün birtakım yüzler parıl parıl, güler ve sevinir. Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.”[14]

 

Mahşer günü

“Nihayet Sûr’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki, onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. (İşte o zaman:) «Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın vaad ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!» derler. Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.”[15]

“(Düşün) o günü ki, dağları yerinden götürürüz ve yeryüzünün çırılçıplak olduğunu görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları (bütün ölüleri) mahşerde toplamış olacağız. Ve hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılmışlardır: Andolsun ki, sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vaad edilenlerin tahakkuk edeceği bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız, değil mi?”[16]

“O göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, Rahman’dır. O gün insanlar, O’na karşı konuşmaya yetkili değillerdir. Ruh (Cebrâil) ve melekler, saf saf olup durduğu gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O hâlde dileyen, Rabbine varan bir yol tutsun. Biz, yakın bir azâb ile sizi uyardık. O gün kişi, önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: «Keşke toprak olsaydım!» diyecektir.”[17]

 

Kitabı sağ elinden verilenler

“Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter. Kim hidâyet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azab edecek değiliz.”[18]

“Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. «Vay hâlimize!» derler, bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!” Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin kimseye zulmetmez.”[19]

 “Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesapla hesaba çekilecek ve sevinçli olarak âilesine dönecektir. Kimin de kitabı arkasından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek ve alevli ateşe girecektir. Zira o, (dünyada) âilesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarmıştı. O hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı.”[20]

“O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını Bize elleri anlatır, ayakları da şâhitlik eder.”[21]

 

Kim zerre kadar

“Yerküre kendine has sarsıntıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan; «Ne oluyor buna?!» dediği vakit… İşte o gün (yer) haberlerini anlatır, Rabbinin ona bildirmesiyle… O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler. Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer (kötülük) işlemişse onu görür.”[22]

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa, o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise, aldatma metâından başka bir şey değildir.”[23]

“(el-Kâria) Kapı çalan… Nedir o kapı çalan? O kapı çalanın ne olduğunu bilir misin? İnsanların, ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğu, dağların da atılmış renkli yüne dönüştüğü gündür (o Kâria!)… O gün, kimin tartılan ameli ağır gelirse, işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. Ameli hafif olana gelince, işte onun anası (yeri, yurdu) Hâviye’dir. Nedir o (Hâviye) bilir misin? Kızgın ateş!..”[24]

[1] Daha geniş bilgi için bkz: İslâm’da İnanç Esasları; Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, Doç. Dr. İlyas Çelebi, İFAV, 1998, sh: 276-277.

[2] el-Enbiyâ, 1-2.

[3] Lokman, 34.

[4] el-Hacc, 1-2.

[5] el-İnfitâr, 1-5.

[6] el-İnşikâk, 1-5.

[7] et-Tekvîr, 1-14.

[8] el-Mürselât, 7-11.

[9] el-Kıyâme, 3-14.

[10] Tâhâ, 105-112.

[11] en-Nâziât, 6-14.

[12] en-Nebe’, 17-22.

[13] Lokman, 33.

[14] Abese, 33-42.

[15] Yâsîn, 51-54.

[16] el-Kehf, 47-48.

[17] en-Nebe, 37-40.

[18] el-İsrâ, 13-15.

[19] el-Kehf, 49.

[20] el-İnşikâk, 7-14.

[21] Yâsîn, 65.

[22] ez-Zilzâl, 1-8.

[23] Âl-i İmrân, 185.

[24] el-Kâria, 1-11.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle