NE YİYORUM?

Günümüz şartlarında çoğumuz, günün büyük bir kısmını iş yerlerinde, okullarda ya da sokaklarda geçirmekteyiz. Ve bu şartlarda öğünlerimizi atlatmak için pek de ayrıntılı düşünmeden satın alacağımız yiyeceklere odaklanırız.

Ancak bu yiyeceklerin ne şartlar altında oluşturularak önümüze getirildiğini ve bu gıdaları tükettiğimiz zaman gerçekte hangi tehlikeleri vücudumuza aldığımızı fark etmiyoruz.

Birçok yiyecek mekânını denetleyen gıda mühendislerinin yaptığı açıklamalar, bizlere, yiyecek aldığımız yerlerdeki sağlık şartlarının ne denli kötü bir vaziyette olduğunu gösteriyor.

Sokakta satılan simitten, büyük restaurantlara kadar birçok yerde gıdaların uygunsuz şartlarda hazırlanarak halka sunulduğunu söyleyen mühendisler, özellikle et tüketilen mekânlara dikkat edilmesi gerektiğini de vurguluyorlar. Bizlere et olarak sunulan birçok gıdanın, gerçekte kemik tozu, yağ ve deri artıkları olduğunu açıklıyorlar. Et ürünlerinin çoğunun ölü ve hastalıklı hayvanlardan tutun da domuza kadar birçok hayvanın sığır etine karıştırılarak kullanıldığına bizzat şahit olduklarını ifade ediyorlar. Kalmış ve bozulmuş etlerin de toplu tüketime verildiğini belirterek, hangi şartlarda ve ne tür işlemden geçtiklerini kesin olarak bilmediğimiz yiyecekler hususunda seçici olmamız gerektiğini söylüyorlar.

Geleneksel lezzetimiz olan simitlerimiz de aynı derecede tehlikeli gıdalar arasında yer alıyor. Denetlenen restaurantlarda dahî hijyene dikkat edilmediğini gören mühendisler, seyyar satıcıların hiçbir şekilde denetlenmediğini bizlere hatırlatarak simitlerin temiz üretilse bile açıkta, ellerden gelen mikropla aynı kirliliğe ulaştığını vurguluyorlar.

Bu ve benzeri denetlemeler neticesinde şâhit olduklarının kendi iştahlarını kaçırdığını söyleyen gıda mühendisleri, kolay kolay dışarıda satılan yiyeceklerden yiyemediklerini itiraf ediyorlar.

Çok kolay hîleler yapılabilecek bir saha olan gıda sektörü, bilhassa çocuklarımızı derinden etkiliyor. Gıda sektöründe markalaşmış isimlerde dahî hijyen kurallarına uyulmadan satılan sosis-hamburger gibi çok tüketilen yiyecekler, çocuklarımızı her geçen gün daha sağlıksız bir geleceğe taşıyor. Üstelik bu tehlike ve hastalıklara bir de avuç dolusu paralar ödüyoruz.

“Ucuz etin suyu kara olur.” atasözümüzün hakkını vermemiz gerekir. Mühendisler, bir gıdanın piyasası 3 TL ise, onu 1-2 TL’ye pazarlayan bir kimse ile alışveriş yapmadan önce bir kez daha düşünmemizi tavsiye ediyorlar.

En güzeli, yiyeceklerimizi en temizinden kendimiz hazırlayıp yemek… Ancak yine de günümüz hayatının bir gereği olarak dışarıdaki gıdalara muhtaç olacağımız anları hesaba katarsak en azından yukarıda saydığımız bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak “aldığımız ve yediğimiz” şeyleri mümkün mertebe ince eleyip sık dokumak, tanınmış, bilinmiş, tescil ve kontrol edilmiş ürünleri tercih etmek gerek!.. Hiç olmazsa buna gücümüz yeter değil mi?

 

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle