Yeni Yılın İlk Saatleri

Yeni yılın ilk saatleri yaşadığım, çevremde şâhit olduklarım bana öylesine tesir etti ki…

“Gece yarısı saat 24:00…” Sözüm ona, “Yeni bir yılı eskitip attık, yepyeni bir yıla giriyoruz!..”

İster istemez bu kelimeler insanı tefekküre daldırıyor. Ömür sermayemizden neler kaybettik? Din için, vatan için, insanlık için, kendimiz için ne yaptık, yapabildik? Geriye dönüp baktığımızda bir arpa boyu yol alamadığımızı esefle gördüğümüz halde nedir bu coşkunluk, neyi kutluyoruz?

Biraz önce her taraftan gelen silah sesleri, elektriğin kesilmesi, kahkahalar neyi anlatmaya çalışıyor acaba? O kurşunların bir tanesini, düşman karşısındaki bir müslüman için istesek, verebilirler mi? Kutlamaların ve bayramların da bir mânâsı olmalı değil mi? Yoksa şenliklerimiz, atalarımızın dediği gibi, “deliye her gün bayram” kabîlinden mi? Her şeyimiz dört dörtlük de keyifler içimizi mi doldurdu?

Bir ay öncesinden vitrinler yarışa girmiş, ucuzluklar başlamış; imkânı olsun olmasın herkes alışveriş yapmak zorundaymış gibi caddelerde, mağazalarda koşuşturuyor. Neyi, niçin yaptıklarının, kimi taklit ettiklerinin şuurunda olmayan, aslında ne için yaratıldığının, nasıl yaşayıp kime hizmet ettiklerinin farkında olmayan bir sürü insan…

Öylesine hayatımıza yerleşmiş ki, artık anaokullarında bile birbirlerine hediye alma mecburiyeti var. Hıristiyan dünyasını taklit ederek hediyeleri Noel Babalarının eliyle vererek canlı tutmaya çalışıyorlar bu geleneği... Pastanesi olan birisi, arkadaşına dert yanıyor:

“-Yılbaşında pastayı alıp giderken «İyi Noeller!» diyorlar. «İyi seneler deseler!” bir derece… Ama bu Noel lafını kabullenemiyorum, kendime hakaret edilmiş gibi hissediyorum, biz acaba Hıristiyan mı olduk?!” diyor.

Yağan yağmura, kara rağmen gece saat bir buçuk… Gençler, ellerinde sigara, sarhoş oldukları belli, nârâlar atarak sokaklarda geziyorlar. Arabaların korna sesleri, insanları rahatsız ediyor, artarda atılan silah sesleri, pervasızca atılan kahkahalar…

Bizi bu kadar coşturan, kabımıza sığmayacak kadar keyiflendiren nedir? Yetim kalan yavruların, sakat kalan, evsiz, yurtsuz,vatansız kalan insanların, kan gölüne dönen toprakların, günahsız, ne olduğunu anlamayan, ama etrafında korkunç bir şeylerin olduğunu sezen minicik yavruların gözyaşları mı bizi coşturan?! Bu kadar mı hissiz ya da idrakten yoksun olduk!.

Bizim, yılda iki bayramımız var. Eskisi gibi âileler, hısımlar bir arada değil; herkes rızık için dünyanın her yerine dağılmış durumda… Gerek hayat şartları, gerek zaman açısından her zaman birbirimizle görüşmek imkânsız... Ancak bayramlar, hasretleri kavuşturmak, dargınları barıştırmak, çok seyrek görüştüğümüz kişileri, yılda bir defa olsun görebilmek için vesiledir. Ne yazık ki bayramların eski mânâsı yok!.. Belli bir kesim için “bayram” denilince, akla ilk gelen, “falan şehirde filan otel” gibi gezip dinlenme yerleri…

“-Evde oturup da her gelene ikramlarda bulunmaktansa, hem yorulmaz, hem de masraf edilmeden tatil imkanı olur!” deniliyor. Belli bir yaşa gelmiş insanlar, “Âh nerede o eski bayramlar!” diyorlar.

Bayramlar yine aynı bayram, ama insanlar değişti. Değerlerimize önem vermez olduk. “Batı taklitçiliği” bize kendimizi özümüzü unutturdu. Önce gönlümüz, Allah sevgisiyle bayram etsin… Nerden gelip nereye gittiğimizin farkında olalım. Allah -celle celâlühû- bizi bize unutturmasın. Başımıza felaketler, musibetler gelmeden hepimizi şuurlandırıp aslımıza döndürsün… Âmin.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle