Âilede Saadet Yolları

0
Âilede Saadet Yolları

 

Cenâb-ı Hak, insanları Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ve Hazret-i Havva Annemizden yaratmıştır. O ikisini de kendi varlığının ve birliğinin delillerinden olarak muhabbet ve merhametle birbirine bağlamış, kurdukları yuvaya da huzur, sekînet ve rahmet indirmiştir.
Onların neslinden gelen bütün insanlık da bir “peygamberin çocuğu” olarak doğma şerefine nâil olmuştur. Ayrıca Rabbimiz, insanı, eşref-i mahlûkât kılarak bütün varlıklardan daha üstün bir makama yükseltmiştir. İnsanın, sahip olduğu bu şeref ve meziyetlere uygun olarak, Allâh’ı tanıması, bilmesi, sevmesi ve O’na kullukta bulunarak şükretmesi gerekir.
Rabbimiz, bütün varlıkları çiftler hâlinde yarattığı gibi, insan neslini de çift kılmış ve neslin devamını buna bağlamıştır. Bu yüzden nikâh, bütün peygamberlerin sünneti olarak emredilmiş ve özendirilmiştir.
Erkekler, Allâh’ın emâneti olarak nikâhla eşlerini alırlar ve onlara Allâh’ın rızâsına uygun şekilde davranmak üzere Cenâb-ı Hakk’a söz vermiş olurlar. Kadın da, Allâh’ın râzı olacağı bir hâneye adım atarak kendini, sahip olduğu meziyet, fazilet, güzellik ve üstün vasıflarını öncelikle âilesine tahsis eder.
Erkek olsun, kadın olsun; âiledeki herkesin birinci vazifesi, Allâh’ın emir ve yasaklarına riâyet, Allâh’ın muhabbetine vesile olacak iş ve davranışlara yapışmaktır. Bu büyük ve şerefli takvâ yolunda, zevc ve zevce, birbirlerinin desteği, rehberi ve yardımcısıdır. Hataya düşen, ayağı sürçen eşe, hemen bir diğeri yardım eder ve Allâh’a giden yolda birbirlerini arkada bırakmazlar.
Kurdukları yuvada, çocuklarını, varsa anne ve babalarını şefkat kanatları altına alırlar; onları sayelerinde cennet kazanılacak bir “ikrâmiye” ve “ilâhî hediye” olarak görürler. Onlara yaptıkları hizmet ve gösterdikleri ihtiramın, Allah katında karşılıksız kalmayacağını bilirler.
Peygamber Efendimizin Hazret-i Ali ve Hazret-i Fâtıma’ya öğrettiği gibi, meşrû hususlarda erkek kadının kölesi, kadın da erkeğin câriyesi gibi birbirlerine bağlılık ve fedakârlıkla hizmet ederler.
Rabbimiz, erkeği, kadın üzerine yönetici tayin etmiş ve âile idaresini, beylere vermiştir. Bu yüzden erkek, hanımına, çocuklarına ve diğer âile efradına hüsn-i muâmelede bulunmalı, onların ihtiyaçlarını görüp gözetmeli, hâllerini-hatırlarını sormalıdır. Âileyi sevk ve idare vazifesi, zorbalık, tahakküm, eziyet ve zulüm hakkı vermez. Aksine idare vazifesini yürüten kimseler, her türlü zulmün karşısında durmalı, âilede zâlim ve mazlumlar oluşmasına müsaade etmemelidir.
Kadın da Allâh’ın kendisine vermiş olduğu kabiliyet, fazilet ve meziyetlerle; evinde, mahallesinde ve gönlünün ulaşabildiği bütün yerlerde güzelliklerin öncüsü ve temsilcisi olmalıdır. Güzel ahlâk, sabır, fedâkârlık, affetme, hoş görme; kadının olmazsa olmaz vasıflarıdır.
Evlatlarla böyle bir mânevî iklimde dünyaya gelerek, o mâneviyat yuvasının bir parçası olur ve hânelerindeki saadetin kendi yaşıtları arasındaki temsilcileri olurlar. Zaten evliliğin en önemli sebeplerinden birisi “sâlih ve sâliha nesiller yetiştirmek”tir.
Eğer bir hânede hep gözyaşı, ağıt ve şikâyet varsa, Allâh’ın rahmet ve bereketi o hâneden kalkmış demektir. Buna vesile olan, göz yuman veya bunda pay sahibi olan herkes, büyük bir vebal yüklenmiş, dünyadaki cennet hayatını kaybettiği gibi, âhiret saadetinden de mahrum kalmıştır. Rabbimiz, cümlemizi böyle fecî bir âkıbetten muhafaza buyursun. Âmin.

Zâhide TOPCU

Yorum Yazın

Facebook