Bir Coşkun Amca Göçtü, Bu Dünyadan

Geçtiğimiz aylarda Bursa iki önemli şahsiyeti âhirete uğurladı. Biri tesbihçi Hüseyin (Kocaaslan) Efendi, bir diğeri ise Somuncu Baba Vakfı’nda çok hizmeti bulunan Coşkun Salur amca idi. (23 Ekim 2018’de vefat ettiler; 24 Ekim’de defnedildiler.)

Coşkun Salur, bizim Coşkun Amcamızdı. Soyadını bilmeye pek ihtiyaç duymazdık, Coşkun Amca’nın adı yetiyordu. Sîmâsında dâimâ tebessüm, aklında “İnsanları memnun edebildim mi?” düşüncesi, dâimâ koşturan, yorulmak nedir bilmeyen, herkesin her derdine devâ olan bir şahsiyetti Coşkun Amca…

Yıllar evvel Bursa Kestel’de vazife yaparken tanıdım kendisini… Son derece vakur bir duruş, karşısındakine güven veren babacan bir ahlâk ve çok sevdiği insanlara benzeyen bir sîması vardı. İnsan, sevdiği kimseye bu kadar mı benzer diyordum, her bakışımda…

Bursa Kestel’deki kursumuz, Türkiye’nin Balkanlar’a açılan bir kapısıydı. Arnavut’u, Boşnak’ı, Kosovalı’sı, Makedon’u; hattâ benim vazife Balkanlar’ın yaptığım sene Azerbaycan Türkleri orada Türk öğrenciler ile bir arada eğitim görüyordu. Coşkun Amca kendi milletine hizmet ettiğinin birkaç katı fazlası, yabancı öğrencilere hizmet ederdi. Çünkü onları bu kursta “emanet” olarak görüyordu.

Maddî durumu son derece yerinde olan, güngörmüş, emekli bir insandı. Hafta sonları eline gazetesini alıp oturmaz, sabahın erken saatlerinde kursun servisinde sürücü koltuğunda yerini alırdı. Bize yalnız şoförlük mü ederdi? Elbette hayır. Biz yatılı kalan hocahanımlar ve öğrenciler, kahvaltı yapıp hazırlanana kadar servisin bagajına termoslarla çaylar, sıcak sular, meyveler, atıştırmalıklar, envai çeşit yiyecek hazırlatır; hattâ kendisi de hazırlığa dâhil olur, sabırla öğrencilerin servise binmelerini beklerdi. Herkes için ayrı ayrı özenle paketlenen çerezler, yazın hiç eksik edilmeyen dondurmalar…Bazen bu ikramları cebinden karşılardı. Bunu biz hissederdik. Yaptığı hizmetlere karşılık:

“-Zahmet ettiniz, Coşkun Amca!” desek:

“-Kızım biz zahmetten “z” harfini çıkarıp yerine “r” harfi koyduk; zahmet olmaz, rahmet olur inşâallâh!” derdi.

İstikamet bazen Mudanya sahili, bazen Uludağ, bazen bir mesîre alanı, bazen İstanbul olurdu. “İnsan yolculukta tanınır.” derler ya, yolculukta onun nasıl bir insan olduğuna yakînen şahit olurduk. Bir servis dolusu kız öğrenci ve hocahanımın gürültüsüne tebessümle karşılık verir; hoş sohbeti, içten, samimi, ama mesafeli duruşu, her işi çözen anlayışıyla herkesin kendisini “baba” gibi gördüğü mütevâzi bir şahsiyetti.

“Vakıf malı” olduğu için kursun ikramlarını tercih etmez, öğrenciler doyduğu zaman kendisini doymuş sayardı. Torunlarını getirdiği gezide bizlere ikram ettiği atıştırmalıklardan torunlarına aslâ yedirmedi.

“-Onlarınki cebimde…” deyip aynı ikramları kendi parasıyla alıp yedirirdi torunlarına… Sepetten hurma yemek isteyen Peygamber torunlarındaki ahlâkın yüzyıllar sonraki tezahürüydü sanki bu davranışı…

Son derece kibar, nezaketli ve akıcı konuşur, zaman zaman göçmen şîvesine kayan Türkçesi ile tatlı bir tebessüm bırakırdı sîmâlarda... Ne kimseyi kırar incitir, ne de azarlardı. Bir kez vakıf görevlisine vazifesinde gevşeklik yapması sebebiyle sert çıktığını hatırlarım. Vakıf işi, kor ateşi tutmak demekti, üzerinde hak vardı, derin sorumluluk vardı.

O yıl nasibi olanlarla kursumuzun organizesinde umre ziyaretine gittik. Coşkun Amca da kafiledeydi. Zaten yıllardır umre yapan, oraları tâbiri câizse avucunun içi gibi bilen bir insandı. O, hizmet için gidiyordu umreye... Bizim gibi ekonomik sınıf umreyi tercih etmişti? Umre ziyaretimiz boyunca onu hep koşuştururken gördüm. Hem yerel dile vâkıftı, hem de o beldelerdeki insana lâzım olabilecek her şeye… Bir defasında Sa’y esnasında tekerlekli sandalyede hanımına Sa’y yaptırırken rastladım kendisine… Yalnız bize değil, ehline de hizmet ediyordu. Sonradan öğrendim ki, hanımı Mescid-i Haram yakınındaki otelde kalıyormuş, yürüme probleminden dolayı... Coşkun Amca ise sürekli bizimleydi, uyuyor muydu bilmiyorum?

Mekke’de, Mîkât sınırlarına gidilmesi, servis, ikinci-üçüncü umre ayarlanması, katılamayanlar için tekrar servis aranıp bulunması… Her bir hizmeti o ayarlıyordu. Mekke’den Medîne’ye yaptığımız yolculukta kumanyalar ondan soruluyordu. Üç otobüsten oluşan kafilemizin gayr-ı resmî yetkilisiydi.

Medîne’de mescidleri ziyaretlerimizden dönüşte çok acıkmış ve susamıştık. Ziyaretlerimizi tamamlayıp otobüsümüze ulaştığımızda her bir koltuğa özenle yerleştirilmiş, su, sandviç, meyve, peçete… Her bir detayı düşünülmüş kumanyalar bulduk. Nasıl makbûle geçti, nasıl mutlu olduk, sormayın. Hizmetleri yapıp ortadan kayboluyordu, teşekkürü övgüyü hafif bir tebessümle karşılıyor, yapacağı işlere devam ediyordu.

Medîne’de hastane, doktor, alışveriş, eksik-gedik ne varsa herkesin yardımına koştu. Kafiledeki kız öğrencilerin her bir alışverişine rehberlik etti, yol gösterdi.

“-Aman Coşkun Amca, biz geri kaldık, bizi de götür!” dediğimiz yerlere, üşenmedi yine gitti bizimle… Arap esnaf kendisini tanımıştı artık, esans aldığımız dükkâna ikinci gidişimizde, bize yarı Türkçe yarı Arapça “baba” diyorlardı:

“-Babanızla gelmiştiniz daha önce…”

Babamız gibi ilgilenmişti bizimle…

Çiftlik ziyaretinde her bir hâfız öğrenciye, deve sütü ikram etmişti elleriyle. Hurma bahçesi ziyaretini organize etmiş, kimsenin mağdur olmadan en güvenilir ürünleri almasını sağlamıştı. Alan memnun, satan memnun ayrıldı kafile alışverişten…

O kadar babacandı. “İbadet dirisi” derler ya, Coşkun Amca da hizmet ve ibadet dirisiydi.

Kurstaki vazifemi tamamlayıp memleketime döndükten sonra birkaç kez haberleştik telefonla. Nasıl memnun oldu, aramama… Onun hâfızasında yer edebilmiş olmak da beni memnun etmişti. Son zamanlarda rahatsızlandığını duymuştuk, hastalığı esnasında hep bir duâ ve rızâ hâli, hep bir teslimiyet göstermiş, hâlinden şikâyetçi olmamış. Yakın zamanda da Rabbi’ne rûhunu teslim ettiğini öğrendik.

Coşkun Salur denilince bembeyaz sakallı, aydınlık sîmâlı, her dâim mütebessim, hayatını hizmete adamış “bir vakıf insanı” geliyor gözümün önüne…

Velhâsıl Bursa bir hizmet insanını daha uğurladı âhirete… Rabbim onun yerine, onun gibi nice hizmet âşıkları ihsan etsin bu ümmete…

Mevlâ gani gani rahmet eylesin, hizmetlerinden bizler memnunuz, Rabbimiz de râzı olsun. Rûhuna el-Fâtiha…

PAYLAŞ:                

Fatma Çatak

Fatma Çatak

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle