Bizim Bahçıvanımız

Bu yazı, merhûm K. E. Yeter kardeşimizin, gurbette hizmet ederken bir trafik kazasıyla aramızdan ayrılmadan önce yazmış olduğu bir mektuptur. 

Kendisi, yetişmesinde emeği olan Denizli’li Ali Ege ağabeyin vefâtını duyduktan sonra, Şubat ayının dokuzunda (1997), Şeki’de (Azerbaycan) bu yazıyı kaleme alıp, bir mektup halinde sevdiklerine göndermiştir. Biz de iki merhûmun rûhunu şâd etmek üzere, mezkûr yazıyı dergimiz sayfaları arasına almış bulunuyoruz.

Bizim güzel, hoş, şefkatli ve büyük bahçıvanımız, toprağa her tohum attığında biraz daha sevindi. Tüm Denizli bahçesinin her yerine bir tohum attı. Yetişemediği, diriltemediği yer kalsın istemedi. Bunu bir görev bildi ve tüm zorluklara rağmen bunu başardı. Çünkü her yerde temizlecenek otlar, zaralı otlar mevcuttu ve her yerde filiz vermek üzere olan toprağı çatlatmaya hazır bir tohum vardı ona göre.

Attığı her tohumun filiz vermesi ne güzeldi. Filiz vermeyen tohumlara çok üzülür ve filiz vermeleri için günlerce dua ederdi. Her filiz, her sürgün, her yeşeriş, onun içinde fırtınalar koparır ve şükür secdelerine kapandırırdı onu. Her filizle ayrı bir dünya yeşeriyordu sanki. Bilhassa ölümlere koştu bahçıvan. Her ölüş bir dirilişti onun için. Çünkü ölü toprağa giriliyordu, aynı tohumlar gibi. Belki orada yeşerecekti. Bahçıvan buna böyle inanıyor ve öyle koşuyordu ölümlere. Daha doğrusu doğumlara koşuyordu o. Hep koştu, çalıştı hayatı boyunca. Gittiği yerleri yeşertti, düzenledi. Hiç usanmadan zararlı otları temizledi. Elleri kanayıncaya kadar dikenlerden ayıkladı gülleri. 

Her filizle özel ilgilendi. Hatta her filiz, her tohum sadece kendisiyle ilgilendiğini zannetti. Bazen tekrar toprağa batmaya çalışan, kaçmaya yok olmaya çalışan filizleri yakalayıp tekrar çıkardı, tekrar yeşermesini sağladı. Tekrar büyümelerine yardım etti. Bazen kendisine verimsiz gelen topraktan filizi aldı, başka bir toprağa götürdü ve orada daha büyük olmasını sağladı. 

Hasta ve solgun görünen filizler için gecesini gündüzüne kattı. Onunla beraber hasta oldu, onunla iyileşti.

Hep uğraştı, bahçıvan. Bahçe güllerle dolu oluncaya, her taraf yeşerinceye kadar uğraştı. Hatta bininci tohumu toprağa verdiğinde günlerce bu sevincini anlattı. 

“-Artık buralara belâ gelmez inşallah!” dedi. 

Bahçıvan hep çalıştı, didindi, gayret etti. İkirciklendiği ânlarda ustasını aradı. Onun gösterdiği tarzda terbiye etti çiçeklerini. Bir dakika bile boş durduğunu gören olmadı. Hatta bu konuda:

“-Bir odadan bir odaya giderken, boş yürümeyeyim diye, «Ayete’l-Kürsî» okuyorum.” demişti. 

Filizlerine iki şeyi çok söyledi: 

“-Allah bizi görüyor.” 

“-Her an ölüm var ve çok yakınımızda!..” 

Her filiziyle ayrı ayrı saatlerce ilgilendi. Bilhassa kokusu iyi olan gülleri için günlerini verdiği, aylarını verdiği olurdu. 

Filizlerine Kur’ân’ı anlattı. Adını andıkça gözleri dolduğu rahmet nebîsinin damlaları serpti üzerlerine. Hep bir şeyler anlattı. Anlattı, konuştu, duası hiç bitmedi, tâ ki filizler her şeyi anlasınlar, tâ ki tüm filizler cennete gitsinler. 

Bahçıvan elindeki son tohumları da toprağa bıraktı. Sanki yorulmuştu artık. Kalbi dayanamaz hale gelmişti sanki. Her filizle uğraşmaktan, her filizin derdine derman olayım diye çalışmaktan, her filizin üzüntüsünü kendi üzüntüsü olarak değerlendirmesinden kalbi yorulmuştu, yıpranmıştı. Müsebbibü’l-esbab böyle bir sebep halk etmişti, bahçıvanımız için. 

O, bahçıvanlar ustasının yanına gidip dinlenmeye karar verdi. Ustasının sıcaklığında serinleyecekti. Gitti. Bir müddet filizlerini uzaktan seyretti. Bu seyredişte en derin hasret izleri yüzünden okunuyordu. Ancak uzaklarda filizlerine karşı muhabbeti daha da derinleşmişti. 

Ustasından da övgü almıştı, yetiştirdiği filizleri için. Çocuklar gibi sevinmişti. Artık dünya bu müjde ve memnuniyet ifadesinden sonra ona dar gelmeye başladı. Öyle düşündü. Zaten içinde yârine bir ân önce kavuşmak isteği vardı. Yüzü ak gidebilirdi artık yanına. Ve her filiz dönüşünü beklerken, özlemle yolunu gözlerken o yârine döndü, sevdiğine kavuştu, tıpkı yaşadığı gibi. Tam bahçesine dönüş yolculuğuna başlayacağı zaman, filizlerin yanlarına geleceğini zannettikleri bir anda o, O’nun yanına gitti. 

“-Senin bizi yetiştirdiğine, bu yola, Allah’ın yoluna hizmet eylediğine şahitlik ederiz” dedi, tüm filizler. 

Filizlerine şefkat tebessümlerini tekrar gönderdi. Filizler üzüntülerinden ne yapacaklarını bilemediler. Üzüldüler, ağladılar günlerce bahçıvanlarının ardından. Allah’tan bahçıvanlarını aratmayacak bir bahçıvan dilediler. Dilleri duâya gitti. Bahçıvanlarından öğrendikleri gibi, ölümdeki diriliş için okudular, okudular. Belki de hep okuyacaklar. Böyle bir bahçıvan bulmak çok zor olacak, ama o diller hep okuyacak!.. 

Kar yağıyor burada. Kar sanki bahçıvanın toprağına yağıyor. Tohumları yer altından yetiştirmek üzere bahar öncesi karın yağışı bu... Bu bir baharı müjdeliyor. Dirilerin toprak altında daha büyük canlanışlara vesîle oluşunu müjdeliyor. Ölmediklerini Allah müjdeliyor çünkü. 

Bahçıvanın yolculuğu da hayatı gibi gösterişsiz oldu. Çünkü bahçıvan gösterişi hiç sevmemişti. Hatta ustasının bile maddeten yanında olması bir gösterişti onun için. Her zaman bu gösterişten sakındı. Ölürken de sakındığı gösteriş gereği yalnız öldü. 

Bir filiz bahçıvan için şunları söylemişti: 

“-Nasıl rüzgar küçük ateşleri söndürür ve büyük ateşleri alevlendirirse, ayrılık da aşk için öyledir; küçüğünü söndürür ve büyüğünü alevlendirir.” 

Başka söze gerek var mı? Bilmiyorum. Cenâb-ı Allah bizi şefaatinden ayırmasın. Bizi onun gittiği cennette beraber eylesin. Âmin! 

Ruhlarına bir Fâtiha, üç İhlâsı şerife okuyalım!

PAYLAŞ:                
1. SAYISINDAKİ DİĞER YAZILAR
Şebnem’den...
Hüdâyî İklîminden Feyiz Şebnemleri: Ezelî Muhabbet, Varlık Nûru Ve Tasavvuf
Hüdâyî İklîminden Feyiz Şebnemleri Ezelî Muhabbet, Varlık Nûru Ve Tasavvuf
Nebevî Ahlâkın Bir Hak Dostundaki İn’ikâsı: Hâtem-İ Esamm
Kıssaların Dili Nebevî Ahlâkın Bir Hak Dostundaki İn’ikâsı Hâtem-İ Esamm
Bir Allah Dostundan Hâtıralar Mûsâ Topbaş Efendi
Gülzâr(Gül Bahçesi)
Gülzâr (Gül Bahçesi)
Muhterem Osman Nuri Topbaş Beyefendi İle Bir Mülâkat; Vakıf Ve Vakıflara Hizmet
Vakıf Ve Vakıflarda Hizmet
Osmanlı Devrindeki Vakıf Sahibi Mübarek Hanımlar
Osmanlı Devrindeki Vakıf Sahibi Mübarek Hanımlar
Bir Kardelen Çiçeğimiz Esma Hanım
Bir Vicdân Muhâsebesi, Mücrimim!
Bir Vicdân Muhâsebesi Mücrimim
Kadınlara Mahsus Haller
Kadınlara Mahsus Haller
İnce Uzun Irmağın Kıyısında Cılız Bir Servi Vardı
Vallahi, Allah Seni Bizden Üstün Kıldı
Hazret-İ Hint Binti Utbe (Radıyallâhu Anhâ)
Hazret-İ Hint Binti Utbe (Radıyallâhu Anhâ)
Su!..
Aşk Sırrının İfşâsıdır, Hizmet
Aşk Sırrının İfşasıdır, Hizmet
Hüdayi’den Rusya’ya Akseden Kur’ân Sadâsı
Allah Rasûlü'nden Latîfeler
Allah Rasûlü’nden Latîfeler
Bunlar Da Şaka
Bunlar Da Şaka
İncilerden Seçmeler
İncilerden Seçmeler
Rasulullah’ın M Nevî Huzuru’nda İman Eden Kraliçe
Sevenlerinin Dilinden Musa Topbaş Efendi -1-
Sevenlerin Dilinden Musa Topbaş Efendi-1
Umut Kuşum
Umut Kuşum
Ben De Mi?
İshal
Sağlık İshal
Pratik Bilgiler
Pratik Bilgiler
Bizim Kültürümüzde Giyim
Kıyafet
Bizim Bahçıvanımız
Bizim Bahçıvanımız
Hazır Cevaplar
Cimri
Duâmız
Duâmız
Gidiş, Hep Gidiş

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle