Zarafet Deyince -2

0
Sayı: Amin! DENEME
Zarafet Deyince -2

ZARÂFET DEYİNCE

-2-

 

Kendimizi inşâ etmek için hayatın her alanında örnek alacağımız kusursuz bir örnek lâzım bize… Başka bir ifadeyle “üsve-i hasene” (en güzel örnek)… Bir müslüman için en güzel örnek, değişmez rehber; tabiî ki Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. Müslüman için zarâfet, Peygamber Efendimiz’in ahlâkının hayata yansımasından ibarettir.

İbadet, kulun Rabbi ile arasındaki mahrem bir konu... Ancak muamelât, yani beşerî münâsebetler, kul haklarını kapsadığı için herkesi ilgilendirir. Yani ilk tanıdığımız insanı, kıldığı huşû içindeki namaza göre değerlendiremeyiz. Onun insanlara nasıl davrandığına bakar, konuşma üslûbunu binbir süzgeçten geçiririz. Cenâb-ı Hak, şirki de affetmeyeceğini bildirmiş, kul hakkını da… O’nun huzûruna kul hakkı yüklenerek çıkmamak lâzım… İncitici bir söz de kul hakıdır; beklemek veya bekletmek de, hakkın olmayan bir mala el uzatmak da!

Zarâfet eğitimi; dünyaya gelişimizle başlar. Hattâ bebekken bile… Mini minicik bir bebekken, henüz konuşamasak da anne-babamızın her hâli ve tavrı, cümleleri, hattâ mimikleri zihnimize, gönlümüze kodlanmaya başlar.

Şöyle bir hikâye anlatılır: Minik yavru, babasının çok çalışıyor olmasından dolayı onu çok özlemiştir. Babasıyla zaman geçirmeye ihtiyaç duymaktadır. Babasının yanına gidip:

“-Babacığım, parka gidip oynasak bugün seninle?” der. Baba:

“-Hafta sonu…” deyip başından savar o anlık…

Minik yavru, bir randevu kopardığı için mutludur ve gün saymaya başlamıştır bile! Nihayet cumartesi sabahı olur ve yataktan neşeyle fırlayıp salona koşar. Babası, salonda gazete okumaktadır.

“-Babacığım, hafta sonu oldu. Hadi parka gidelim!” diye tekrar hatırlatır sözünü babaya…

“Off, unutmamış!” diye içinden geçirir adam... Ne yapsa da gitmese diye düşünür bir yandan da... Elinde bulunan gazetedeki dünya haritasını fark eder. Birden aklına muhteşem bir fikir gelir. Haritayı tutup parçalar. Çocuk şaşkın gözlerle izler babasını… Baba parçaları çocuğun eline verir:

“-Al bakalım, bu haritayı eski hâline getir, o zaman gideriz.” der.

Baba kendince mutludur; çünkü bugünkü park işi, bulduğu dâhiyâne fikir ile iptal olmuştur. Çocuk mahzun bir şekilde gazete parçaları ile odasına geçer. Ancak çok geçmeden salona, haritayı tamamlamış vaziyette ve gülümseyerek döner. Baba şaşkındır:

“-Nasıl bu kadar hızlı yapabildin bunu?” diye sorar. Çocuk:

“-Babacığım, haritanın arkasında insan resmi vardı. İnsanı düzelttim, dünya da düzeldi.” der.

Yarı şaka, yarı gerçek… Hayat da böyle değil midir?

İnsan, muazzam yaratılışını fark etse, o yaratılıştaki mükemmelliğe denk bir zarâfet ve ahlâkla yaşama gayretinde olsa, Allâh’a kul olduğu şuurunu diri tutsa; yani önce “kendini” düzeltse, dünya düzelmez mi? Eskilerin ifadesiyle, herkes evinin önünü süpürse, mahalle tertemiz olmaz mı?

O hâlde bahane bulmaya, insanlara karşı önyargılı ve suçlayıcı ifadeler kurmaya gerek yok. Bunun kimseye bir faydası da yok. Bir taraftan başlamalı. Önce kendi elimizdeki mumu yakmalı, sonra da o mum ile başka mumları aydınlatmalı…

Yorum Yazın