Sunuş (Temmuz, 2020)

0
Sayı: 15 Temmuz Destanı GÜNDEM
Sunuş (Temmuz, 2020)

Muhterem Okuyucularımız;

İnsanlık ilk yaratıldığında tek bir ümmetti. Cenâb-ı Hak, her türlü ortak, benzer ve akrandan münezzeh şekilde “tek” olduğu gibi, O’nun gönderdiği davet de “tek” idi. Bütün suhuf, kitap ve peygamberler, “tek” bir doğru yola, sırât-ı müstakîme çağırmaktaydı.

Ancak insanlar, aklına, hevâsına, nefis ve şeytana uydukça kalpler çetrefillendi, yollar çoğaldı. Hak ile bâtıl birbirine karıştı. Hak yolu terk edip herkes kendi “kafasına göre” bir yol tutturunca, “tefrika” başladı. Başka bir ifadeyle hak birleştiriyor, bâtıl ayırıyordu.

Bugün de tevhid, vahdet, kardeşlik, dostluk ve samimiyetin adresi olması gereken mü’minler topluluğu, maalesef aynı tefrika derdiyle mustarip… Bu ayrılık sevdası; herkesi başkalaşmaya, kendi yolunu tutturmaya, birlik ve beraberliği zedelemeye sevk ediyor.

Cemaat olunca güçlü ve mutlu olacak insanlar; kendi yalnızlığı içinde zayıf, çaresiz ve hastalıklı… Herkesin derdi, altından tek başına kalkamayacağı kadar büyük… Birleşmeden, gönlümüzü kardeşimize açmadan, akrabalarımızla bağlarımızı sağlamlaştırmadan, milletler arasındaki bağları İslâm’la tamir etmeden; ne esaretten kurtuluruz, ne sömürgeden, ne darbelerden ve ne de sefaletten…

Birkaç yüzyıldır birliğimizi, devletimizi, gücümüzü, itibarımızı, zenginliğimizi kaybetmişsek, bunun temelinde içimizdeki ayrılık hülyâlarının olduğunu unutmayalım. Düşman bizi hilâfetten mahrum ettikten sonra, “ulus devletlere” böldü. Aramıza sunî sınırlar çizdi. Dillerimizi, lehçelere ayırdı. Ortak konuştuğumuz lisânı, “Kur’ân lisanını” her bir dilin lügatinden sildi, attı. Milletler içinde kabileleri, tarih içinde ölmüş gitmiş bâtıl medeniyet ve mezhepleri diriltmeye çalıştı. Irkçılığı, mezhepçiliği körükledi.

Düşman, vazifesini bi-hakkın yerine getirdi. Ama o çalışırken biz neredeydik? Bizi kesip biçen eller, bedenimize tasallut eden bıçaklar icrâ-yı faaliyet ederken bizim “ağrı eşiğimiz” hangi seviyedeydi? Hiçbir şey duymadık ve fark etmedik mi? Yoksa daha acısı, düşmanla el birlik edip kendi bedenimizi, önce narkozlayıp sonra ameliyat masasına mı yatırdık?

Kaç milyon insan ölüp gitti aramızdan, mazlum olarak? Kaç milyon insan, gurbete, hicrete, sürgüne, katliâma, işkenceye mâruz kaldı? Kaç milyon insan, namusunu, itibarını, malını-mülkünü, evini-yurdunu kaybetti? Daha kaç milyonu kaybedecek? Artık kendimize dönme zamanımız gelmedi mi?

Bu ay, hac vakti… Ümmetin “bir” olacağı, “birlik” olacağı vakitler… Biz, birlik şuurumuzu kaybettiğimiz için, bu sene hac nimetinin diriltici nefesinden de mahrumuz, maalesef! Camilerimize, cemaatimize tedirgin bir şekilde kavuşuyoruz yavaş yavaş… Ama acaba ne kadar akıllandık?!

Rabbimiz, Arefe gününün bereketiyle bize kendi marifetinden ihsan buyursun. Kurban ile bizleri kendisine yaklaştırsın. Bayram ile iki cihan saadeti lütfetsin. Âmin.

Bizi birleştiren değerlere sımsıkı sarılmalıyız. Bizi kardeş kılan Allah adına, kardeş olduğumuzu hatırlatan peygamberlerin, sâlih ve sâdık insanların etrafında kenetlenmeliyiz. Bu ay, Mûsâ Topbaş Efendi’nin, Abdülkâdir Geylânî’nin vefât yıldönümleri… Bu büyük zâtların bizzat yaşayıp öğrettiği gibi; Allâh’ın muhabbet ve mârifetinde birleşmeli, Allâh’ın dinine sımsıkı sarılmak için yarışmalıyız. Aksi hâlde hâlimiz, bugünkünden daha beter olabilir, Allah korusun.

Teşekkür: Yaklaşık 19 yıldır dergimizin mizanpajını yapan Bilal İlkay kardeşimiz, Erkam Yayınları bünyesinde başka bir işle vazifelendirilmiştir. Kendisine dergimize kattığı güzellikler için teşekkür eder, yeni vazifesinde başarılar dileriz.

Yorum Yazın