Sunuş (Ekim, 2019)

0
Sunuş (Ekim, 2019)

Muhterem Okuyucularımız;

Her günün ayrı bir “kıyamet” olduğu âhirzaman günlerini yaşıyoruz. Hepimizin işi başından aşkın, hepimiz günün nasıl geçtiğinin farkında değiliz. Bir bakıyoruz akşam olmuş, bir bakıyoruz haftalar, aylar, yıllar geçmiş.

Bu kargaşa ve hercümerç içinde savrulmayan, dimdik duran ve bizi istikamette tutan ölçülere ihtiyacımız var. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- binbir fitneyle başbaşa kalan âhirzaman ümmetine “Kitab ve Sünnet’e sımsıkı sarılmayı” tavsiye etmiş. Bütün dünya yıkılsa, her yer târumâr olsa, tek bir müslüman kalmasa, bu emânetlere sahip çıktığımız zaman, sarsılmayız, yıkılmayız, yönümüzü ve yolumuzu kaybetmeyiz.

Kitap ve Sünnet’in hayatımıza yerleştirdiği en muhkem kale de “namaz”dır. Îmanla küfür arasındaki engel, İslâm’ın direği “namaz”!.. Her ne kadar bugün İslâm adına konuşan büyük (!) profesörler; namaz yerine daha önemli başka ibadetlerin bulunduğunu dile getirseler de, namazın beş değil de üç olduğunu, vakitlere bağlı kılınmasının gerekmediğini, ilim gibi, rızık kazanma gibi bahanelerle namazın ertelenebileceğini söyleseler de… Peygamber Efendimizin öğrettiği ve yaşadığı din, bu değil!..

O, Mekke döneminde ilk vahyin ardından, abdest, gusül ve namazla ibadete başlıyor. Vefat ederken de ümmetine “Aman namaza dikkat edin!” diye öğütlüyor. Keyfî bir gerekçe ile namazını ertelediği, kılmadığı vâkî değil!.. Beş vakit namazını, savaşta ve barışta, hastalıkta ve sağlıkta, her gün ve her gece, ümmetinin önünde imam olarak kıldığı gibi, gündüzün bazı vakitlerinde ve gecenin çoğunda nâfile namazlarla, ümmetine “şükreden bir kulun nasıl olması gerektiğini” gösteriyor.

Böyle güzel bir Peygamberin ümmeti olarak bugün bizler, namaza, cemaate ne kadar ehemmiyet veriyoruz? Yoksa onları da Kur’ân-ı Kerîm’i yüz üstü bıraktığımız gibi terk mi ettik?

Acaba namazı ve Kur’ân’ı biz mi terk ettik, yoksa isyan ve nankörlüklerimiz sebebiyle Allah bizi huzuruna kabul buyurmuyor mu? Bizimle konuşmak, bizimle buluşmak istemiyor mu? Bu günah ve isyan bataklığımız yüzünden mi namaza yaklaşamıyoruz, yoksa namazdan uzaklaştığımız için mi çirkef içinde bocalayıp duruyoruz?

Yâ Rabbi, bizi tekrar kulluğuna kabul buyur. Yâ Rabbi, bizi namaz ile ihyâ olan, fahşâ ve münkerden uzaklaşan, Senin rızana yaklaşan kullardan eyle!.. Yâ Rabbi, bizi namazı ikame eden, huzur ve huşû ile Senin huzurunda divan duran, namazında dâim olan, namazından lezzet alan kullarından eyle! Yâ Rabbi, namazı, bizim hayatımızın can suyu eyle!.. Habib’ine “gözünün nûru” kıldığın namazı, bizim için de göz nûru eyle! Onunla çorak kalbimizi aydınlat! Onunla saflarımızı, kalplerimizi birleştir. Bizi tekrar “kardeş” eyle! Namazla arındır bizi, namazla mîraca kavuştur. Nesillerimizden namaza devam eden sâlih ve sâliha evlatlar ihsan eyle.

Namaz; zikir, şükür, tefekkür ve teslimiyet hâlidir. Namaz; tevâzu, mahfiyet, fedakârlık ve itaattir. Namaz, boyun eğmez nefsi dize getirmek, Allâh’ın huzurunda onu secdeye atabilmektir. Namaz, bütün benliğimizle Allâh’ın huzuruna çıkmak, elimizin tersiyle dünyayı ve dünyadakileri arkaya atabilmektir. Namaz, Allah ile konuşmaktır. Allah ile buluşmaktır. Hangi samimi seven, sevdiğinin randevusuna gelmez ya da bile isteye onu bekletir? Allâh’ın ezan davetiyle, O’nun huzuruna gitmek için can atmayan bir insanda nasıl bir “can” kalmıştır?

Rabbimiz; bizi namazla, cemaatle, zikirle, Kur’ân’la câmileri ihyâ eden, ahdine sâdık mü’minlerden eylesin. Gönlümüzü de, evimizi de Kur’ân’ın ve Allah zikrinin unutulduğu viraneler olmaktan muhafaza eylesin. Âmin.

Yorum Yazın