Sunuş (Nisan, 2019)

0
Sunuş (Nisan, 2019)

Muhterem Okuyucularımız;

Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz ikram ve ihsanıyla dopdolu bir hayat yaşıyoruz. Rabbimizin nîmetlerini saymaya kalksak bitiremeyiz. Binbir renk cümbüşü, hikmet ve sırlarla dolu bir kâinâtta bulunuyoruz. Her keşfedilen sır ve hakikatin ardından binlerce, on binlerce yeni sır ve hârikulâdelik ortaya çıkıyor. Mekânda, zamanda ve insanın derûnunda nice esrâr-ı ilâhîyye gizlenmiş. İnsan, aklının, gücünün, ilim ve kapasitesinin imkânı kadar bu derinlikler içine giriyor, kayboluyor, ama bir türlü nihayetine ulaşamıyor. Öyle büyük bir okyanus ki, yüzdükçe genişliyor âdeta, bir türlü sahiline varılamıyor.

Toprak, başlı başına bir nîmet… Ölü tohumlar oraya giriyor ve buradan hayat olup fışkırıyor. Su, hava, yeryüzü, gökyüzü… İnsanın fizikî yapısı, gönül dünyası… Her biri harikalar meşheri… Yeter ki, insanda bunları görecek bir göz, anlayacak bir idrâk, hissedecek bir gönül bulunsun! Tek bir yaprak yahut tek bir damla su, bir kitap olup Allâh’ın ilim, kudret ve sanatını haykırıyor. Tabiî, görmek isteyene… Gözünü köreltmemiş, kulağını sağırlaştırmamış, kalbini katılaştırmamış, aklını yitirmemiş kimselere…

Her şeyin aksamadan ve mükemmel bir nizam içinde devam etmesi, olup bitenlerin farkına varmamızı zorlaştırıyor, çoğu kez… Hep var olan, kendi kendine işlediğini düşündüğümüz şeylerin mükemmelliği üzerinde tefekkür etmiyoruz. Bunlar, sıradan, basit, alelâde geliyor. Hâlbuki insan, Allâh’ın varlığını isbat etmek üzere olağanüstü mûcizeler bekleyeceği yerde, her gün, her an çevresinde tekrarlanan mûcizelerin herhangi birisine baksa, Allâh’a ulaşması o kadar kolay ki…

İşte Rabbimiz aslında bu kadar “zâhir”… Hakikat ehlinin tâbiriyle, “zuhûrunun şiddetinden gâib”… Hem gözlerin önünde, hem gözlerden uzakta… Allâh’ı arayıp bulmak için îman gözüyle bakmak lâzım; tefekkürle okumak lâzım kâinâtı… İnsan, baş gözünü kör ettiği gibi, kalb gözünü de görmez hâle getirince, bütün insanî vasıflarını kaybediyor; bir hayvandan daha câni, bir hayvandan daha akılsız ve acımasız hâle geliyor. Allâh’ı bulmak, İslâm’ı bulmak bu sebeple insanın insan olması için olmazsa olmaz şartlardan…

Söz bu noktaya gelmişken, 15 Mart 2019 tarihinde, dergimiz baskıya verilmekteyken Yeni Zellanda’da Hristiyan ırkçı bir terörist, camilere baskın yaparak elindeki otomatik silâhlarla 49 müslümanı şehit etti, bir o kadarını da yaraladı. İbadethânede, silahsız ve savunmasız insanlara saldıran, bir manifesto yayınlayarak fikrinin temellerini anlatan bu zavallı, aslında “tek başına bir deli” değildir. Birkaç sayı önce (Aralık, 166) dergimiz sayfalarında işlemeye çalıştığımız “islamofobi”nin bir mahsulüdür. Korkumuz odur ki, bu tür “cinnet ve hastalıklar” ne ilktir, ne de son olacaktır. Kendilerine hayat verecek bir dini, önce öcüleştirip sonra da ona karşı savaş açanlar, aslında ve sadece kendileri kaybetmeye mahkûm kimselerdir.

Böyle bir katliâmda mazlûmen Rabbine kavuşanlara üzülmemek lâzımdır. Onlar, bir Cuma günü, tertemiz bir şekilde câmiye gitmiş ve o hâlet-i rûhiye ile Rabbine kavuşmuş, seçkin şehitlerdir. Asıl acınacak kimse, böyle bir katliâma elini bulayan, dünya ve âhiretini kaybetmiş zavallıdır. Ama ona acımak, “yaptığı işi hafife almak” demek değildir. Bir mâsum insanın canına kasteden, bütün insanları öldürmüş gibidir. Mühim olan, sivrisinek öldürmek değil, bataklığı kurutmaktır. İslâm’ı doğru yaşayıp doğru anlatmak; hakikati bulmak isteyen çağımızın zavallı insanlarına yapılabilecek en büyük iyiliktir. Böylesi bir gayret, İslâm’a yapılacak saldırıları da azaltacaktır.

* * *

33 yıldır Altınoluk Dergisi yazı işleri müdürlüğünü devam ettiren Ahmet Taşgetiren Bey, dergideki vazifesinden geçtiğimiz ay itibariyle ayrılmıştır. Şebnem Dergisi’nin bilhassa ilk yıllarında nasihat, ikaz ve yönlendirmeleriyle dergimiz üzerinde büyük emek ve hakkı bulunan muhterem yazarımıza teşekkür ediyor, kendisine Rabbimizden huzur ve âfiyet üzere, hayırlı bir ömür niyaz ediyoruz.

Yâ Rabbi, bize Miraç’la yükselmeyi, Berat gecesiyle günahlarımızdan kurtulmayı nasip et. “Allâh’ım; Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır. Âmin.”

Yorum Yazın