Güzel Ahlakın Zirvesi

0
Sayı: Aile Olmak TASAVVUF
Güzel Ahlakın Zirvesi

Gönül İkliminden İnciler

GÜZEL AHLÂKIN ZİRVESİ

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, yaratılış ve ahlâk itibarıyla, yani hem sûret ve hem de sîret bakımından her yönüyle Cenâb-ı Hakk’ın eşsiz bir mûcizesi ve en müstesnâ bir sanat hârikasıdır. O’nun bütün hâlleri, her bakımdan zirve örnekler, hasletler ve güzellikler meşheridir. Öyle ki, Cenâb-ı Hak:

(Ey Rasûlüm!) Hiç şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin!” (el-Kalem, 4) buyurarak bu hakîkati te’yid etmiştir.

Nebîler silsilesindeki her bir peygamber, belli bir ahlâkî vasıfta zirvedir ve bu yönüyle insanlığa bir numûne-i imtisaldir. Şöyle ki:

Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-, yapılan hatada ısrar etmeyerek tevbe ve istiğfar ile hâlini ıslah etmekte,

Hazret-i Nuh -aleyhisselâm-, her türlü inatçılığa ve meşakkate sonsuz bir tahammülde,

Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-, can, mal ve evlât imtihanında fedakârlık ederek muvaffak olmakta,

Hazret-i İsmail -aleyhisselâm-, teslîmiyetin zirvesinde,

Hazret-i Eyyûb -aleyhisselâm-, hastalık, evlâdın kaybı ve benzeri iptilâları rızâ ile karşılayıp sabır ve tahammül göstermekte,

Hazret-i Yûnus -aleyhisselâm-, tebliğ vazifesini son âna kadar devam ettirmenin ehemmiyetini idrâk edip, asla ümit kesmemekte,

Hazret-i Zülkarneyn -aleyhisselâm-, bütün cihânı bir tebliğ sahası görerek bu uğurda her türlü imkânını fedakârca sarf etme husûsunda,

Hazret-i Zekeriyyâ -aleyhisselâm-, nesil endişesi ve canı pahasına şer’-i şerîften tâviz vermemekte,

Hazret-i Yahyâ -aleyhisselâm-, ideal bir gencin müstesnâ bir numûnesi olmakta,

Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-, en problemli toplulukları dahî terbiye etmek vazifesiyle mükellef olmakta,

Hazret-i Süleyman -aleyhisselâm-, en büyük servet ve saltanatta dahî kalbini kasa etmeyerek, gerçek zühdü ve tevâzuu yaşamakta,

Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-, maddiyâtın pençesinden kurtulup, hiçlik ve mâneviyâtın zirvesine ulaşmakta kıyâmete kadar bütün insanlığa numûnedir.

Peygamberlerin zirvesi olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’de ise, Nebîler Silsilesi’nin bütün fârik vasıfları, hepsi bir arada olmak üzere tecellî etmiştir.

Bu bakımdan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, merhamette zirvedir. Hizmette zirvedir. Tevâzûda, cömertlikte, îsarda zirvedir. Kanaatte, ihsanda, sabırda zirvedir. Yine hayâda, adâlette, affedicilikte de zirvedir.

Şunu ifade etmeli ki bir insan, meslek, istidat ve kâbiliyet bakımından ancak belli birkaç hususta numûne kıvamına gelebilir ve ancak birkaç insana misal olabilir. Hâlbuki Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, kendine mahsus husûsiyeti dolayısıyla herkesin başından geçmesi muhtemel olan her hâdisede yegâne misaldir. Zira Cenâb-ı Hak O’nu, insan topluluğu içinde acziyet bakımından en altta bulunan “yetim çocukluk”tan başlatarak, hayatın bütün kademelerinden geçirip kudret ve salâhiyet bakımından en üst noktaya, yani peygamberlik ve devlet reisliğine kadar yükseltmiştir.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Andolsun ki, Rasûlullah, sizin için, Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allâh’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (el-Ahzâb, 21)

Nitekim Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

–Ailelerine şefkati ile örnektir.

–Zayıflara, kimsesizlere, kölelere merhameti ile örnektir.

–Mücrimlere, af ve müsâmahası ile örnektir.

–Zor zaman ve mekânlardaki sabır, tevekkül ve teslîmiyeti ile örnektir.

–Ganimet karşısında cömertliği ve istiğnâsı ile örnektir.

–Din liderliği ile örnektir. Devlet reisi olarak örnektir.

–İlâhî muhabbet bağına girenlere örnektir.

Rabbin nîmetlerine gark olduğu zamanlar, şükür ve tevâzu hâli ile örnektir.

Peki, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş,[1] nûr saçan bir kandil[2] olan Efendimiz’i bizler nasıl örnek alacağız? Bir kâğıttan okumakla mı? Hayır! Gönül dünyamızda O örneğin tahsîlini yaparak...

İnsan, kitap, defter ve hoca ile zihnî bilgiye ulaşabilir. Lâkin bunlar, insanı kalbî bilgiye eriştirmez. Kalbî bilgi için gerekli olan, muhabbettir. “Kişi sevdiği ile beraberdir.”[3] hadîsinin muhtevâsına giren bir muhabbet… Bir gölgenin sahibine olan mutlak itaat, teslîmiyet ve sadâkati gibi, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i takip etmek ve O’na benzemeye çalışmak... İşte böyle bir muhabbet, kişiyi Allah Rasûlü’nün hâliyle hâllendirip, edebiyle edeplendirir ve kişiyi kalbî bilgiye ulaştırır.

Öyleyse, hayatımızın ve gönlümüzün merkezinde her zaman Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bulunacak. O’nun emsâlsiz örnek şahsiyeti, karakterimizin yegâne mîmârı olacak. Böylece Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği bir kul hâline ulaşacağız, inşâallah.

Zira buyrulur:

(Habîbim!) De ki:

«–Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.»” (Âl-i İmrân, 31)

Demek ki Rabbimiz’e olan sevgimizin en büyük göstergesi, Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e ne kadar tâbî olabildiğimizdir. Cenâb-ı Hakk’ın rızâ ve muhabbetini ümid ediyorsak, kendimizi dâimâ muhasebe ve murâkabe etmeliyiz:

–Hayatımızın her safhasında Peygamber Efendimiz’le hâl, ahlâk, amel ve istikâmet itibariyle ne kadar beraberiz?

‒Darlıkta ve bollukta ne kadar O’nunla beraberiz?

‒Çilelerde ve zaferlerde ne kadar O’nunla beraberiz?

–Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetine çok müşfik ve merhametli. Ya biz Oʼnu ne kadar seviyor, Oʼnun şefkat ve merhametini ne kadar sergileyebiliyoruz?

‒Yetimler, garipler, kimsesizler karşısında ne kadar O’nunla beraberiz?

‒Ne kadar O’nun civârındayız? O, bizler için ne nisbette fiilî bir kıstas? Hayatımızın her alanında Allah Rasûlüʼnün ölçüleriyle ne kadar beraberliğimiz var? Aramızdaki mesafe ne kadar?..

Şu hakikati de hiçbir zaman unutmayacağız:

Bu cihan, O’nun gibi müstesnâ bir gönlü hiç görmedi...

Yer ve gökler O’nun gibi muhteşem ve temiz bir kalbe şahit olmadı…

Ebedî saâdetin rahmet esintileri, dâimâ O’nun fazîlet ufuklarından yükseldi. O, öyle yüce bir ahlâk muallimiydi ki; O’na vâsıl olan her gönlü fazîlet semâsında yıldızlaştırdı.

Cenâb-ı Hakk’a sonsuz şükürler olsun ki biz âciz kullarını meccânen, yani bir bedel ödemeksizin Habîb-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ümmeti olmakla şereflendirdi. Bu ilâhî lûtfun hakîkatine ererek Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in muhabbetine lâyık olabilmenin yolu, O’nun Sünnet-i Seniyye’sine sımsıkı sarılmak ve O’nun ahlâkı ile ahlâklanmaktır.

Ne mutlu o mü’minlere ki, Allah ve Rasûlü’nün muhabbetini her şeyin üstünde tutarlar ve yabânî bahçelerin sahte çiçeklerine aldanmazlar!..

Cenâb-ı Hak, cümlemize Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in örnek şahsiyetinden hisseler alabilmeyi nasîb eylesin!

O’na itaat, hürmet, muhabbet ve bağlılıkta ashâb-ı kirâm misâli bir gönül coşkusu ihsan buyursun.

Lûtf u keremiyle bizleri Efendimiz’in şefaatine nâil eylesin ve ömür boyu her hâlimizi O’nun feyz ve rûhâniyetiyle müzeyyen kılsın.

Âmîn…

[1] Bkz. el-Enbiyâ, 107.

[2] Bkz. el-Ahzâb, 46.

[3] Bkz. Buhârî, Edeb, 96.

Yorum Yazın