Kadınlara Dair Kur'ani Hükümler -4

0
Kadınlara Dair Kur'ani Hükümler -4

KADINLARA DAİR KUR’ÂNÎ HÜKÜMLER

-4-

 

Ehl-i Kitâbın Kadınları ile Evlenme

“Bugün size iyi ve temiz nimetler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Gayr-i meşrû ilişkide bulunmak veya gizli dost tutmak şeklinde değil de meşrû bir nikâhla evlenmek şartıyla, mü’min kadınlardan iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar -mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helâldir. Kim inanmayı reddederse, ameli kesinlikle boşa gider. O, âhirette de hüsrana uğrayanlardandır.” (el-Mâide, 5)

Müslüman erkekler, müslüman kadınlarla birlikte ehl-i kitap, yani hıristiyan ya da yahudi kadınlarla da evlenebilirler. Fakat müslüman bir kadın, aslâ ehl-i kitap (yahudi veya hıristiyan) ile evlenemez. Dinen haramdır. Erkek, “kavvâm” kabul edildiği ve ailenin reisi olduğu için ona verilen ruhsat, eşine tâbî olmakla yükümlü olan kadın için verilmemiştir. Zira kadın, çocuklarının eğitimi, onlara isim verilmesi vb. konularda tam bir söz sahibi değildir. Bu da onun neslini de mânen zâyî etme tehlikesine sokmaktadır. Tabiî, gerek ehl-i kitapla evlilikte, gerekse müslüman bir kadınla evlilikte; hanımının ve çocuklarının eğitim, irşad ve hidayet sorumluluğu da öncelikle babaya yüklenmiştir.

 

İftira Haddi

“İffetli kadınlara iftira atan, sonra da dört şâhit getiremeyen kimselere seksen sopa vurun ve artık onların şâhitliklerini aslâ kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir. Bundan sonra tevbe edip hallerini düzeltenler müstesnâ... Allah çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.” (en-Nûr, 4-5)

Kadınlara iftira atılması, erkeklere iftira atılması gibi değildir. Kadının bu sebeple iç dünyasında yaşadığı mağduriyetle toplum içinde başına gelenler de erkekle bir tutulamaz. Bu sebeple dînimizde kadına daha husûsî bir koruma imkânı sağlanmıştır.

 

Karı-Kocanın Lânetleşmesi (Lian)

“Eşlerine zinâ suçlamasında bulunup da kendilerinden başka şâhitleri olmayanların her birinin şehâdeti, dört kere, doğru söylediğine Allâh’ı şâhit göstermesi; beşinci olarak da, «Eğer yalan söyleyenlerden ise Allâh’ın lânetine uğramasını» dilemesidir. İftiraya uğrayan kadının dört kere, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna Allâh’ı şâhit göstermesi, kendisini ceza görmekten kurtarır. Kadının beşinci şâhitlik ifadesi, «Eğer kocası doğru söyleyenlerden ise, kendisinin Allâh’ın gazabına uğramayı dilemesi» olacaktır.” (Bkz. en-Nûr, 8-10)

Hilâl bin Ümeyye, Peygamber Efendimize gelerek Şerîk isimli birisi ile karısının zina ettiğini iddia etmiş, o da dört şahit getiremezse, kendisine iftira cezası vereceğini bildirmişti. Hilâl:

“-Ey Allâh’ın elçisi, bir kimse karısının üzerinde bir erkek görürse, şâhit arar mı?” diye savunma yapmışsa da Peygamberimiz:

“-Ya dört şahit veya sırtına sopa!” diyerek ısrar etmişti.

Hilâl doğru söylediğini ifade ederek işi Allâh’a bıraktı, O’nun vahiy ile durumu aydınlatacağı ümidini dile getirdi, arkasından da “mülâane (lânetleşme) âyeti” diye anılan bu âyetler geldi. (Bkz. Ebû Dâvûd, Talâk, 27)

Önce koca başlar. Allah adına şahitlik ederek, karısının zinâ ettiğini, bu hususta doğru söylediğini dört kez tekrar eder, beşincisinde de “Kim yalancı ise, onun üzerine lânet insin!” der. Kocasının bu iddiasını kabul etmeyen kadın, aynı şeyi yapar. O da dört kere kendisinin doğru söylediğini ve masum olduğunu dile getirir. Beşincisinde de yalancıya Allâh’ın lânetini diler. Bu şekilde nikâhları da bir daha bir araya gelemeyecek şekilde bitmiş olur. Aralarındaki nihâî hüküm, âhirete kalmış olur.

 

Gözü Haramdan Koruma (Tesettür Âyeti)

“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Açıkta kalanlardan başka süslerini göstermesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları, hizmetlerinde bulunan köleleri ve câriyeleri, cinsî arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allâh’a tevbe edin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (en-Nûr, 31)

“Evlenmekten umudunu kesmiş yaşlı kadınların, cinsî câzibelerini sergilemeksizin giysilerini çıkarmalarında onlar için bir mahzur yoktur, bununla beraber iffetlerini korumaya özen göstermeleri, kendileri için daha hayırlıdır…” (en-Nûr, 60)

Kadının tesettürü, erkekten farklıdır. Kadının elleri ve yüzü hâriç, bütün bedeni avrettir ve örtülmesi gerekir. Bu âyetlerde açıkça baş örtüsünü de yakasına kadar indirmesi emredilir. Harama bakmak konusunda kadın da, erkek de aynı yükümlülüğe sahiptir. Yaşlı kadınlar, bütün bedeni kapatmakta aynı yükümlülüklere tâbîdirler.

 

Kocanın Hanımını Muhayyer Bırakması, Talâk Sayılmaz

“Ey Peygamber! Eşlerine şöyle de: «Dünya hayatını ve güzelliklerini istiyorsanız, gelin size bir şeyler vereyim, sonra da güzellikle sizi serbest bırakayım. Yok eğer Allâh’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şunu bilin ki Allah, içinizden iyiliği seçenlere büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (el-Ahzâb, 28-29)

Peygamber Efendimiz’in eşlerinin kendisinden, lüks ve müreffeh bir hayat, takı ve ziynet kabîlinden bazı şeyler istemeleri ve birbirlerini kıskanmak sûretiyle O’nu üzmeleri sebebiyle Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir ay onlara yaklaşmamak üzere yemin edip (îlâ) ayrı yaşamaya karar verdi.

Bu bir ay dolunca, “eşlerine seçme hakkı verildiği” için “tahyîr: tercih yapma” adıyla anılan yukarıdaki âyetler nâzil oldu. Âyet gelince, Peygamber Efendimiz, o gün nikâhı altında bulunan eşlerini toplamış ve kendilerine seçim imkânı tanımıştır. Ya mevcut hayat standartları ile yaşamaya devam ederek âhiret mükâfâtını seçmeleri ya da dünya refah ve konforuna kavuşabilmek için Peygamber Efendimiz’den boşanmaları…

Mü’minlerin anneleri olan Peygamber Efendimiz’in hanımları, bu durum karşısında heyecanlanmış, Allah Rasûlü’nün kendilerini boşamadığı için sevinç gözyaşları dökmüşler ve bütün muhabbet ve samimiyetleri ile “Allah ve Rasûlü’nü tercih ettiklerini” ifade etmişlerdir. (Bkz: Buhârî, Tefsîr, 33/4-5; Müslim, Talâk, 30-35; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1517)  (Devam edecek)

Yorum Yazın