Kadınlar mı? -2

0
Kadınlar mı? -2

KADINLAR MI?  -2-

Nâfile İbadetlerle Kalp Zenginliği

Sâliha hanım, Âlemlerin Rabbi ile olan irtibat, sevgi ve saygısını O’na olan ibadet, tâzim ve tesbihleriyle ifade eder, kuvvetlendirir.

“Seven, sevdiğiyle her an birlikte olur!” düsturunca, Rabbine en güzel tâatleri sunmak için düşünür, çalışır, çabalar.

Kudsî hadîste; “…Kulum Bana farz ibadetlerden daha sevimli başka bir şey ile yaklaşmaz. Nâfile ibadetlerle ise daha fazla yaklaşır. Nihayet Ben onu çok severim. Sevince de işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum…”[1] buyrulduğu üzere farz ibadetlerinin yanında, Allâh’a yaklaştıracak nâfile ibadetlere de devam eder.

Halk içinde Hak ile beraber olmaya îtinâ gösterir. Günlük işleriyle meşgulken dahî, dili ve kalbi ile Rabbini zikreder, O’nu her işinde hatırlar. Başta “Üsve-i Hasene” Efendimiz’in sabah-akşam yapmış olduğu zikir ve duâları olmak üzere, günlük virdlerine, Kur’ân-ı Kerîm’den okuduğu hiziblerine dikkat eder.

Kalbini daima Rabbi için temiz ve hazır tutar. Şemseddin Sivâsî’nin söylediği gibi:

“Padişah konmaz saraya, hâne mâmûr olmadan…”

 

Tesettür ve Hayâsı

Tesettür; “s-t-r” fiilinden gelip “bir nesneyi örtmek, kapamak, gizlemek, saklamak” mânâlarını ihtivâ eder.[2] Tesettür ile aynı mânâda kullanılan bir diğer kelime ise, “hicap”tır.

Hicap; “h-c-b” kökünden gelen bir kelime olup “bir şeye ulaşılmasına mânî olmak, engel olmak”, daha geniş mânâsıyla, “kalbe ve zihne ulaşılmasına mânî olacak şekilde sesiyle, ahlâkıyla, davranışı ve örtüsüyle gizlenmek, örtünmek.”[3] demektir.

Örtünme, yalnızca kadının bedenini, saçlarını saklaması değildir! Kadının kadınlığını hissettiren zerâfeti, câzibeyi, sevecenliği, güzelliği, sesi, sözü, gülüşünü örtmesi, gizlemesidir.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîfinde:

“Ümmetimin son zamanlarında, görünüşte giyinik, fakat aslında çıplak kadınlar olacaktır. Bunların başları deve hörgücü gibidir. Onlar Cennet’e giremezler. Cennet’in kokusunu dahî alamazlar.” buyurmaktadır. (Müslim, Cennet, 52)

Bu konudaki benzer hadîs-i şerîfler ise şöyledir:

“Her göz zinâ eder. Kadın koku sürünür, sonra da erkeklerin bulunduğu bir topluluğa uğrarsa, o da zinâ işlemiş gibi olur.” (Tirmizî, Edeb, 35)

“Giyimde sadelik îmandandır.” (Ebû Dâvûd, Tereccül, 2)

 

Mahremiyete Dikkati

Kadın ve erkek, farklı fıtratlarda birbirlerini tamamlamak üzere yaratılmıştır. Dolayısıyla ergenlikten itibaren birbirlerine ilgi ve beğenileri artarak devam eder.

Bu sebepdir ki, Allah Teâlâ, zinâyı yasaklamaktan önce, zinâya götüren yolları tıkamış ve ona hiçbir şekilde yaklaşılmamasını emretmiştir. Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh- şöyle anlatmaktadır:

Bir gün Peygamber Efendimiz’in yanında idim. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Hangi şey kadınlar için daha hayırlıdır?” diye sormuştu.

Orada bulunan herkes sustu, bir cevap veremedi. Eve döndüğümde, Hazret-i Fâtıma’ya:

“-Hangi şey kadınlar için daha hayırlıdır?” diye sordum.

“-Kadınların erkekleri görmemesi, erkeklerin de kadınları görmemesi!” dedi.

Bunu Rasûlullah Efendimiz’e naklettiğimde:

“-Şüphesiz Fâtıma benden bir parçadır.” buyurdu. (Heysemî, IV, 255)

 

Eğitimine Önem Vermesi

Her doğan günle birlikte kâinatta her şey yenilenmektedir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; “İki günü müsâvî/eşit geçen aldanmıştır!”[4] buyururken bu yeniliğe insanın da ameliyle, ilmiyle, hayr u hasenâtıyla ortak olmasını istemektedir.

Durgun olan her şeyin bozulmaya yüz tuttuğu gibi, terakkî göstermeyen, ilmen ve zihnen gelişmeyen insanlar da bir müddet sonra verimsizleşmeye, hattâ kurumaya başlayacaktır.

Müslüman kadın, hem ferdî okumalarıyla, hem de katılmış olduğu sohbet halkalarıyla kendini geliştirmeye, aktif ve dinamik tutmaya önem verir, îtina gösterir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Allah her kimin hayrını dilerse, onu dinde fakîh kılar (dinin inceliklerini kavrama hususunda ona kabiliyet verir.” buyurmuştur. (Tirmizî, İlim, 1)

(Devam Edecek)


[1] Buhârî, Rikâk, 38.

[2] Râgıb el-Isfahânî, “el-Müfredât”, sh: 696.

[3] Râgıb el-Isfahânî, a.g.e., sh: 368.

[4] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, Hadis No: 2406.

Yorum Yazın