Ayşenur   Vural

Yâ Kuddûs, Yâ Selâm!

“Seyreyleyip yandım mâh cemâlini”
(Yûnus Emre)

“Allâh’ım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı dileriz, râzı olduğun şeylere hidâyet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek Sen’i hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nîmetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve Sana karşı geleni bırakırız.

Allâh’ım! Biz yalnız Sana kulluk ederiz. Namazı; yalnız Sen’in için kılarız, ancak Sana secde ederiz. Yalnız Sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. (Emrettiğin) ibâdetleri sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azâbından korkarız; şüphesiz Sen’in azâbın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.” (Kunut duâları)

Kombinin çalışmasını düşündüm. Yaz ve kış programı ayrı. İbresini yaza getirince sıcak su fonksiyonu devam ediyor, petekler soğuyor; kışa getirince ısıtma fonksiyonu devreye giriyor. Dilediğin ısı seviyesine getirmek için de ayrı bir ibre var. İster düşük, ister yüksek ısıda tutuyorsun sıcaklığı… Yaz programı ile kış programı arasında alev farkı var. Yaz programında “pilot” denilen tek bir alev-cik yanıyor. Muslukları açınca bütün alevler coşuyor. Kış programında sıcaklığı belirlediğin seviyede tutmak için gerekli aralıklarla coşarak yanıyor alevler, aralarında yine “pilot” alev yanıyor. Kombiyi yakmak için elektrik düğmesini açıyor, pilot alevi yakıyor (bazı kombilerde otomatik), yaz veya kış programını seçiyor, ısı seviyesini belirliyorsun.

Kombimiz bozuldu, bu kışın en karlı gecesinde. Çakmağı yanmıyor; bacası, pilot alevi söndürüyordu ve genleşme tankı dedikleri bölme bozulmuştu. Yakıyorduk, bir süre sonra sönüyordu. Ev soğumaya başlayınca anlıyorduk yine söndüğünü…

Tam o noktada, apansız farkına vardım ki; benim de pilot alevim sönmüş! Çok önceden... İçimdeki buz gibi hava ondanmış. “Demek ki muhabbet bitmiş!..” dedi ya Râbiâ Sultan, “Dünya seni yenmiş” dedi ya; pilot alevim sönünce, evim de soğumuş işte! Ama benim o gün sandığım gibi benden varlıklara yönelen mi, onlardan bana gelen muhabbet mi bitmişti? İkincisini işâret ediyor aklım, ama kalbimin buna cür’ete müsaadesi yok...

Pilot alevim sönmüş. Muhabbetim yavaş yavaş çekilmiş içimden, dışımdan, hâlimden, hayâlimden, idealimden, âilemden, yakınlarımdan, büyüklerimden, mukaddes değerlerimden... Daha, bismillâh, kalp letâifinde1 tökezleyip kalmış atım!.. Seyr-i sülûk için imkânım olmamış. Yollar elmas kırığı dolu, ayaklarım acımış, durmuşum. İmtihanlar öyle sızlatmış burnumun direğini…

Pilot alevim sönmüş. Yavaş yavaş soğumuş yüreğim, yavaş yavaş önemini yitirmiş her şey. Sembollerim, duâlarım, kitaplarım. Prizma kıpırdadıkça çılgına dönmüş aklım, hangi birinin peşinden koşsun rengarenk ışıkların?.. Acz ve züll ile oturup, uyuklayana kadar seyretmeye karar vermiş nihayet…

Pilot alevim sönmüş. Gözyaşı ve duâdan mahrum olmuşum. Gözyaşı ve duâdan mahrum olmanın, “umurda olmayanlar”a verilen “cez┠olduğunu bilmek, ağırlaştırmış kalbimin yükünü… Sırtım çatırdamış ağırlığından, çöküp kalmışım olduğum yere. Olduğum yer? Bu yolda olduğun yerde kalmanın geriye gitmek olduğunu da bilerek... Zaman seyyahıyız ya, bir adım, bir âna mukabil bazen; bazen bin adımı bir âna sığdırır Yol’un Sahibi... Eridi gitti muhabbet mumu. “Durgun sular gibi azal”dım, durdukça orada…

Pilot alevim sönmüş. İstişârelerim sonuç vermiyordu hele. Program seçmek, ısıyı ayarlamak hep sonraki meseleler. Sıcak su fonksiyonundan faydalanmak da ondan sonra mümkün… O minik aleve bağlı her şey, pilot alevine! O sönünce hiçbir anlamı kalmıyor kombinin! Teheccüd, tesbihât, namazı vaktinde kılmak; evde, kalpte, çalışmalarda disiplini sağlamak, insanlarla münâsebette feyizli ve dengeli olmak, gafletten ârî olmak, Kur’ân’la ünsiyet etmek; Siyer, Tefsir, Akaid, Fıkıh okumak... Hangi ucundan tutsam, taşımanın mümkünü yok, cansız bir dev gibi yerlerde varlığım. Maddî varlığım... Mânevî varlığım...

Her yıl bakımı yapılıyor kombilerin, yaptırmamışız. İhmal... Çok uzun zaman olmuş taktıralı, süreci tamamlamış kombicik. Kader...
Bu öyle bir düzen ki, birbirini getiriyor her şey. Temiz olursan; Allâh seviyor, temizlik imandan oluyor, demek imana tesiri var. Güçlü bir iman, “el-Kuddûs” isminin tecellîsine mazhar kılıyor insanı... Rahmân’ın tecellîlerine mazhar olmak için zemin olmak gerekiyor belki de… Tecelligâh olunca, muhabbet zuhûr ediyor. Muhabbet, can suyu gibi doluyor damarlarına hayatımızın, varlığımızın; diriltiyor, büyütüyor, güçlendiriyor onu... İmtihanların içine o kuvvetle girince dünya bizi yenemiyor demek ki... İhmallerimiz zedeliyor zemîni, tecellî olmayan noktayı bir gölge kaplıyor, bir zaaf, bir hastalık; imtihan olunca bocalıyoruz. Her bocalama nefesimizi zorluyor, tâkatimizi kesiyor yavaş yavaş.

Kader başa gelince kavî durmak lâzım!.. Kuvvet ise iyilik kudretidir. Havl kötülüğe karşı durma kudreti... Dön başa! Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.

Abdest aldıktan sonra okuduğumuz o duâ, tam da huzurullâha çıkarken bir alev tutuşturuyormuş aslında:

“Allahümmec’alnî minettevvâbîne vec’alnî minel mütetahhirîn. Vec’alnî min ibâdikessâlihîn. Vec’alnî minellezîne lâ havfun aleyhim velâ hüm yahzenûn...”

“Allâh’ım, beni tevbe edenlerden ve temizlenenlerden eyle!.. Ve beni sâlih kullarından eyle. Ve beni; kendilerine ne korku, ne de hüzün olanlardan eyle...”

Tevbe ve temizlik, salâh; korku ve hüznün olmayışı bir «netice» âdetâ. Bir meyil. Sadece derûnî bir meyil... Tâ derinlerde soğan zarı gibi kalbimizi saran incecik bir zar!.. Belli bir adı yok. Belli bir şekli, bir kalıbı yok!... Belki bilinçaltı denilen şeye benziyor, az-buçuk... Fiillerimizi, hislerimizi, hayallerimizi, rüyâlarımızı, gece ve gündüzümüzü kökten etkiliyor. Pilot alevimiz bu: Meyil...

Meyillerimiz şekillendiriyor varlığımızı. “İnsana düşen sadece meyil!..” demiş, bazı büyükler. Ve ne tuhaftır ki, meyllerimizi şekillendiren de yine bizim varlığımız... Bir sarmal ki, baş döndürücü!

Ne yapacağız şimdi? Tamir mi ettireceğiz kombimizi? Acaba hasar ne durumda? Ustası baksın, astarı yüzünden pahalı olacaksa, yeni bir kombi alalım. Servisi çağırıp baktırmak lâzım!.. Yüzünü göğe, yüzünü yağmura, yüzünü aya tutup:

“-Allâh’ım, benim pilot alevim sönmüş!” demek lâzım. Gerisini dert etmeden... Bir adım gelene, on adım giden Cenâb-ı Hak, meyledene eğiliyor iyice… Tecellîler, kıvrım kıvrım dökülüyor yüreğinden aşağı…
Biz, yeni bir kombi aldık. Daha ilk akşamdan aynı ısı derecesinde, evimizin daha fazla ısındığını görmek içimizi titretti sevinçten!

“Namazlara ve orta namaza devam edin. «Kânitîn» olarak, Allâh’a gönülden boyun eğerek yönelin.” (Bakara, 238)

“-Ey Meryem,
Rabbin için «kânit» olarak; (ihlaslı ve amelde sebatlı olarak) secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte rükû et.” (Âl-i İmrân, 43)

..........
Sonra her şeyde bir suhûlet, bir lezzet!

Yâ Rab, kerem üstüne kerem eyledin içimin şâirlerine, kandillerine! Açıldı perdeler, düştü örtüler süzülerek... Soğanın zarını alır gibi, aldı içimden bir şeyi. Yüzümü göğe tuttum. Kirpiklerimden sağıldı gün ışığı… Sıcacık oldu hücrelerim, kemiklerim bile ısındı. Camdan bir tavanın altındaymışım sanki. O cam tavan açılmış bir gece, tecellî etmiş ism-i Kuddûs... Beyaz güller gibi duymuşum rûhumun teninde.

   1)Dünyayı terk etmeyi temsil eder.

Copyright © www.sebnemdergisi.com