Logo
.: Bu Ay
.

67.
sayı

2010
.
.: Arama
Detaylı Ara
Makalede
Başlıkta
Yazar
.: Eski Sayılar
Yıl
Sayı
.: Makale Arşivim
Arşivinizde hiç makale bulunmamaktadır.
.: Site Tavsiye
.: Ziyaretçi Defteri

 

 
   
  Ahmet Hamdi Yıldırım
Yazara Mesaj Gönder
Yazara Mesaj
İsim Soyisim :
 
Mailiniz :
 
Mesajınız :
 
 

 
Dört Mezhebe Göre Kur'ân'ı Abdestli Olarak Tilâvet Etmenin Zarûreti

Birkaç sayı önce, (Şebnem Dergisi, sayı: 49), “Bir Soru, Bir Cevap” başlığı altında, “Kadınların muayyen hâllerinde (âdet ve loğusa iken) Kur’ân’a dokunmaları ve onu okumaları caiz midir?” sorusuna etraflıca cevap vermeye çalışmıştık.

Şimdi bu soruya, dört hak mezhebin görüşlerini ayrı ayrı değerlendirmek sûretiyle tekrar cevap vermek icab etmiştir. Zira bazıları, kadınlara yönelik İslâm’ın getirmiş olduğu bu kolaylık ve ruhsatı, âdeta “kadınların ibâdet etme hakkından mahrum edilmesi” şeklinde yorumlamaktadır. İş sadece birtakım insanların meselelere dair farklı mülâhazalarda bulunmasından ibâret olsaydı, ne âlâ!.. Ancak bu yorum ve kanaat farkını, bir başkasına dikte etmeye çalışan kimselerin varlığı ve bu husustaki ısrarlı gayretleri, bizi, daha geniş bir açıklama yapmaya sevk etmiştir
 
Kur’ân-ı Kerîm İlâhî Bir Rahmettir
Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’i bizlere bir nûr, hidâyet, rahmet ve şifa kaynağı olarak indirmiştir. Samimi bütün Müslümanlar, Kur’ân-ı Kerim’i tilâvete ve mânâsını kavramaya ihtimam gösterirler. Gece-gündüz Kur’ân-ı Kerim ile meşgul olmayı ve mana derinliklerine doğru dalmayı, îmânlarının bir gereği sayarlar. Bu niyet ve amelleriyle bir yandan âhirette sevap beklerler, bir yandan da dünyada Kur’ân-ı Kerim ile yollarını aydınlatmak isterler. Ancak Kur’ân-ı Kerim ile meşguliyetin birtakım hükümleri de bulunmaktadır. Kadın-erkek bütün Müslümanların bu hükümleri bilmesi gerekir.

Bu hükümlerden özellikle Kur’ân-ı Kerim tilâvet etmeye mânî olan hayız, nifas ve cenâbetlik durumuna ait olanların bilinmesi, diğerlerine göre daha önemlidir. Zira sevap elde etmek için okunan Kur’ân-ı Kerim, bu ilâhî sınırlar gözetilmediği takdirde kişinin aleyhine şahitlik yapar duruma gelebilir.

Bu yazımızda, daha çok hanımlara yönelik hükümleri dile getireceğimiz için, mezheplerin bu konudaki görüşlerine geçmeden önce, kısa kısa ıstılahlar (kavramlar) üzerinde duralım:
 
Hayız
Sözlük itibarı ile hayız; akmak ve taşmak anlamına gelmektedir. Bazıları bizzat akan kana hayız denildiğini de söylemişlerdir.

Âlimlerimiz “hayz”ı çok farklı şekillerde tanımlamışlardır. Ancak neredeyse bütün tarifler, aynı mânâyı vermektedir. Hanefi âlimlerimiz şöyle bir tarif yaparlar:

“Hayız; belirli bir periyotla özel bir yerden özel bir kanının akmasıdır.”[1]

İmam Kâsânî de şöyle der:

“Hayız; belirli bir periyotla doğum olmaksızın rahimden çıkıp gelen bir miktar kandır.”[2]
 
Hayzın Süresi:
Âlimlerimiz, hayzın süresi konusunda ayrı görüşlere sahiptirler.

Hanefi âlimlerimiz, hayzın en azının üç gün ve gece olması gerektiği görüşündedirler. Bundan, yani yetmiş iki saatten az olan bir kanama hayız kanı değildir. Ebû Yusuf’a göre ise, iki tam gün ile üçüncü günün çoğu kadar devam ederse hayız sayılır. Yani atmış saati geçerse hayızdır. Bu dönem içinde sürekli akıntının gelmesi şart değildir. Ancak bu üç gün için de zaman zaman görülmesi gerekir. Birinci, ikinci gün biraz görülür, üçüncü gün hiç görülmezse bu akıntı hayız sayılmaz, istihâze kanıdır.

En fazlası ise, on gün ve gecedir. Bunu aşan da hayız kanı değil istihâze kanıdır[3]. Yani bir kadın, en fazla on gün hayızlı olabilir ve en fazla on gün Kur’ân-ı Kerim tilâvetinden uzak kalabilir.

Maliki âlimlere göre, nifas gibi hayzın azına sınır yoktur. Ancak en fazla on beş güne kadar devam eder. Bunu aşan kısım istihâze kanıdır.

Şafiî ve Hanbelîlere göre ise, en azı bir gün bir gece olmalı, en çoğu ise on beş gün olabilir.
 
Kur’ân-ı Kerîm ve Tilâveti
a-Kur’ân-ı Kerîm
Konu hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim okuması olduğuna göre, öncelikle Kur’ân-ı Kerimin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Kur’ân-ı Kerim şöyle tanımlanmaktadır:
“Kur’ân, Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla, mâhiyeti bilinmeyen bir şekilde son peygamber Hazret-i Muhammed’e indirilen, Mushaflarda yazılan, tevâtürle nakledilen, okunmasıyla ibâdet edilen, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle biten, başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı Arapça mûciz bir kelâmdır.”
Bu tarife göre, Hazret-i Peygamber’e indirilmeyen kitap ve sayfalara, Kur’ân’ın tercümesine veya Kur’ân’ın mânâlarının Arapça olarak başka kelimelerle ifade edilmiş şekline, Hazret-i Osman’ın Mushaflarının hattına uymayan kıraatlere ve kutsî hadislere Kur’ân denilemez.
 
b-Tilâvet
Dilimize “tilâvet” olarak yerleşmiş bulunan “Kur’ân-ı Kerim okuma fiili” ile ilgili kelime aslında “kıraat” kelimesidir.

Sözlükte “okumak” anlamına gelen ve Kur’ân kelimesiyle kök birliğine sahip bulunan kıraat kelimesi, dînî ilimlerin değişik dallarında farklı terim anlamları kazanmış olsa bile genelde “Kur’ân okuma” mânasında kullanılır.

Namazda kıraat, açıktan (cehrî) ve gizli (hafî) olmak üzere iki şekilde yapılır. Farz namazlardan sabah, akşam, yatsının ilk iki rek’atında, cuma ve bayram namazlarında imamın kıraati açıktan yapması Hanefî mezhebine göre vâcip, diğer mezheplere göre sünnettir. Şâfiî ve Mâlikîler sabah, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rek’atında cehrî kıraati, tek başına namaz kılan için de sünnet görürler.

Açıktan kıraat, başkalarının duyacağı bir sesle okumaktır. Hanefî mezhebinde kıraati açıktan okumanın en alt sınırı olarak imamın arkasındaki ilk safın duyabileceği ölçü belirlenmiştir. Gizli okumanın en alt sınırı dilin hareket etmesi, en üst sınırı ise sadece okuyanın kendisinin duymasıdır.
Mâlikîler birinci, diğer mezhepler ise ikinci ölçüyü esas alırlar. Dil de hareket ettirilmeden kıraatin içinden ve sessiz okuma, zihninden tekrar etme şeklinde yapılması sözlükte de kıraat olarak adlandırılmadığından yeterli sayılmaz[4].

Daha net bir şekilde ifade edecek olursak, Mâlikîler, dilin sessiz bir şekilde mücerret hareket etmesini kıraat olarak kabul etmektedirler. Ancak diğer mezhepler buna kıraat dememektedir. Diğer mezheplerde bir okuyuşun kıraat olabilmesi için en az kendi duyacak kadar bir sesin çıkması gerekmektedir. Buna göre zihinden okuma veya ses çıkmaksızın dudak hareketleri ile okuma kıraat değildir.

İleride delillerine değineceğimiz hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim kıraati meselesinde bu konuya tekrar döneceğiz. Kanaatimize göre, Mâlikîler ile cumhur âlimler arasındaki ihtilaf, lafzî bir ihtilaf olup meselenin özünde bir ihtilaf yoktur.
 
Bu Husustaki Deliller
a-Âyet-i Kerîme
Cenâb-ı Hak, “Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’ân’dır; ona ancak temizlenenler dokunabilir.” buyurmaktadır. (Vâkıa, 79).
Genelde âlimlerimiz, bu âyet-i kerimeyi, abdestsizin Kur’ân-ı Kerim’i tutmasının yasak olduğuna dair bir delil olarak zikrederler. Ancak tutmak, elin bir eylemi ise, okumak da dilin bir eylemidir. Dolayısıyla tutan elin de, okuyan dilin de temiz olması gerekir.

Unutmamak gerekir ki, abdestlik hâli, el gibi organların yıkanmasını gerekli kılarken, ağız gibi iç organların yıkanmasını gerekli kılmamaktadır. Bu yüzden abdestsiz kişi ağzı ile Kur’ân-ı Kerim tilavet edebilir. Ancak eli ile Kur’ân-ı Kerime dokunamaz.

Cünüplük veya hayızlılık hâlinde ise, ağız dâhil bütün organların yıkanması gerektiğinden, ağızdaki dil ile de Kur’ân-ı Kerîm’e temas etmek câiz değildir.
 
b-Hadîs-i Şerîfler
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurmuştur ki:

Hayızlı ve cünüp Kur’ân’dan bir şey okumasın![5]

Bir kısım kimseler, bu hadîsi zayıf görmektedirler. Oysa bu hadîs, şâhitleri ile beraber değerlendirildiğinde hadîs usûlü tekniği açısından “Hasen” bir hadistir.[6] Kaldı ki, hadisin zayıf olduğunu söyleyenler, bunun delil olmaya elverişli olmadığını söylememektedirler. Zira ilk dönem hadis âlimlerinin zayıf hadis anlayışı ile sonrakilerin anlayışı farklıdır. Burada da kavram kargaşası konunun üzerini örtmektedir. Nitekim hadisi kitabına derc eden büyük hadis âlimi İmam Tirmîzî de, hadisin peşi sıra, “ümmetin âlimlerinin çoğu bu hadisle amel etmiş, bunu delil olarak kullanmışlardır” demektedir.

Diğer yandan, sadece bu hadis değil, başka hadisler de konuya ışık tutar mâhiyettedirler. Dârimî’nin zikrettiği bir hadiste, Hayızlı ve cünüp Allâh’ı zikredebilir ve Besmele çekebilir denilmektedir. Buradan anlaşılan hayız ve cenâbet hâllerinin aynı hükümleri taşıdığıdır.

Buhârî’de geçen bir hadiste de Hazret-i Âişe vâlidemiz şöyle anlatmaktadır:

Ben hayızlı iken Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kucağıma yaslanır ve Kur’ân-ı Kerim okurdu.

Bu rivâyet ile, Hazret-i Âişe Vâlidemizin, “Ben Kur’ân-ı Kerim okuyamadığım hâlde o okur, ben dinlerdim.” mânâsını kasteddiği âşikârdır.
 
Mezheplerin Görüşleri
a-Hanefî Mezhebi:
İmam Kasânî şöyle der:

“Hayız ve nifasın hükmüne gelince, bu illetler namazın, orucun ve Kur’ân-ı Kerim tilâvetinin cevazına manidir.”[7]

Hanefilere göre, hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim’i tilâvet etmesi de, el sürmesi de haramdır.

Kur’ân-ı Kerim okumak maksadı ile bir âyet veya daha azını okuması da câiz değildir. Ancak zikir maksadı ile okunursa bu mani bir durum yoktur. Fetâvâ-i Hindiyye’de şöyle geçer:

“Hayız ve nifasa ait sekiz müşterek hüküm vardır: Kur’ân-ı Kerim okumaları haramdır. Hayızlı ve nifaslı, Kur’ân-ı Kerim’den hiçbir şey okuyamaz. Bu hususta asahh (en sahih) olan görüşe göre, bir âyet de, bir âyetin azı da aynıdır. Ancak bir âyetten az olan miktarı, kıraat niyeti değil de zikir niyeti ile okuyabilir. Şükür sadedinde elhamdülillah, yemek yerken bismillah demesinde bir sakınca yoktur…
el-Hulâsa kitabında şöyle geçer: Hocahanım hayızlı iken Kur’ân-ı Kerim’i kelime kelime okuyarak öğretebilir, iki kelime arasını ayırır. Kur’ân-ı Kerim’i heceleyerek okuması da mekruh olmaz.”[8] 
Hanefî kitaplarından buna benzer yüzlerce alıntı daha yapmak mümkündür. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Hanefi âlimlerimiz zikir ve duâ kastı dışında, Kur’ân-ı Kerim okumak niyeti ile Kur’ân-ı Kerim okumayı hayızlı kadına haram görmektedirler. Diğer yandan böyle bir durumda Kur’ân-ı Kerim öğreticisi olan hocahanımlar için kelime kelime eğitime ruhsat vermektedirler.
 
b-Şafiî Mezhebi:
Şafiîler de hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim kıraatini haram görürler. Şafiî âlimlerden İmam Nevevî der ki:

“Cünüp, hayızlı ve nifaslı kadına Kur’ân-ı Kerîm’den bir şey okumak haramdır. Az bir şey dahî okuyamaz. Hatta bir fıkıh kitabında geçen veya delil için zikredilecek bir âyeti telaffuz etmesi daha haramdır. (…) Âlimlerimiz arasından «kitabı sıkıca al» benzeri âyetleri Kur’ân-ı Kerim kastı olmaksızın yeri gelmişken kullanmasında bir sakınca yoktur, demişlerdir. Ancak bu kimselerin Kur’ân-ı Kerim kastı olmaksızın duâ sadedinde bir belâ karşısında, «innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn» demeleri câizdir. Horasanlı âlimlerimiz, bineğe binerken, «sübhânellezi sahhara lenâ haza» âyetini duâ kastı ile okuyabileceklerini söylemişlerdir. (…) Kâdı Hüseyin ve başkaları, duâ sadedinde, «Rabbena âtina fiddünya hasaneten..», demesi câizdir, demişlerdir. İmamü’l-Harameyn, babası Şeyh Ebû Muhammed ve el-Basît kitabında Gazâli der ki: Cünüp bir kimse «elhamdü lillah», «bismillah» derken Kur’ân-ı Kerim tilâvet etmeyi kastetmiş ise günahkâr olur. Zikir kastetmişse günahkâr olmaz. Hiç bir şey kastetmemişse yine günahkâr olmaz. Çünkü bütün bu hususlarda niyet geçerlidir.”[9]

Şâfiî âlimlerinden Şirbînî der ki:

“Cünüplükte haram olan, hayızla da haram olur. Cünüp kimseye Kur’ân-ı Kerim’i telaffuz etmek haram olduğu gibi, dilsiz olması durumunda işâret ile Kur’ân-ı Kerim okuması da haramdır. Tirmizî de geçen hadis, «Hayızlı ve cünüp Kur’ân’dan bir şey okumasın.» demektedir. Bu hususta hayızlı ve nifaslı kadın da cünüp gibidir. Büyük abdesti olmayan kimse Kur’ân-ı Kerim’i kalbinden geçirmek, Kur’ân-ı Kerime göz gezdirmek sûreti ile içinden okuyabilir. (…) Kendi duyamayacağı şekilde mırıldanmak ve dilini hareket ettirmek sûreti ile okuyabilir. Zira buna kıraat denilmez.”[10]

Bütün bu alıntılardan, Şafiilerin de hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim okumasını haram gördükleri anlaşılmaktadır.
 
c-Hanbelî Mezhebi:

Hanbelîler de hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim kıraatini câiz görmezler. Hanbelî âlimlerin kitaplarından birkaç nakille bunu göstermek gerekirse mesela el-Behvetî şöyle der:

“Hayız on beş şeye engeldir: Bir tanesi Kur’ân-ı Kerim okumaktır. Çünkü Hazret-i Peygamber Efendimiz «Hayızlı ve cünüp, Kur’ân’dan bir şey okumasın.» buyurmuştur[11] (…) İbn Kudâme şunları kaydeder: “Kur’ân-ı Kerim’i ne cünüp, ne hayızlı, ne de nifaslı okuyabilir. Bunun haram olduğu Hazret-i Ömer ve Ali’den, Hasan-ı Basrî, İmâm Hanefî, Zührî, Katâde ve Şafiî ile rey ashabından rivâyet edilmektedir. İmam Evzâî, bu kimselerin sadece bineğe binme ve inmek için okunan âyetleri okuyabileceklerini söylemiştir.”[12]

Bütün bu alıntılardan, Hanbelîlerin de hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim okumasını haram gördükleri anlaşılmaktadır. Ashab-ı kiramın cumhuru da bu görüştedir.
 
d-Malikî Mezhebi:
Malikî mezhebinden de bir kısım âlimler, hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim kıraatini câiz görmezler. Mâlikîlerden İbn Cüzey şöyle der:

“Hayız ve nifas on iki şeye manidir. Bunlardan yedi tanesi, cünüplüğün de mani olduğu; namaz kılmak, tilavet secdesi yapmak, Kur’ân-ı Kerim’i tutmak, câmiye girmek, tavaf yapmak, itikâfa girmek ve Kur’ân-ı Kerîm kıraat etmektir. Zayıf bir görüşe göre, ezberden Kur’ân-ı Kerim kıraatinin câiz olduğu, söylenmiştir.”[13]

İbn Cüzey, hayzı, Kur’ân-ı Kerim tilâvetine engel olarak görmektedir. Hayızlı kadının Kur’ân-ı Kerim okuyabileceğini, söyleyen görüşü de zayıf görmektedir.

Mâliki âlimlerden, meşhur ahkâm tefsiri sahibi el-Kurtubî de şöyle der:

“Hayızlı ve cünüp, Kur’ân’dan bir şey okuyamaz. Bu hususta İmâm Mâlik ile ashabının ihtilâfı vardır. Âlimlerin çoğu, hayızlı ve cünüp kimselerin Kur’ân-ı Kerim okuyamayacağını söylerler. Şâyet hayızlı kadın, Kur’ân-ı Kerim okuyabilseydi, namaz da kılabilirdi.”[14]

Malikî âlimlerin pek çoğu ise, Kur’ân-ı Kerimi unutma korkusu taşıyan kadının, Kur’ân-ı Kerimi ezbere okuyabileceğini söylemektedir. Bu hususta İmam Mâlik’ten farklı rivâyetler geldiği söylenmektedir. Câiz olduğunu söyleyen rivâyetlerin ortak ifadesi de Kur’ân-ı Kerim’i unutma korkusu taşıyan veya öğretmen veya öğrenci olan kadının durumuna dikkat çekilmesidir.
 
Sonuç:
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Mâlikî mezhebi, okuyanın işitemeyeceği bir şekilde mırıldanmasını ve dilini hareket ettirmesini kıraat olarak görmekte ve bunu namazda geçerli bir kıraat olarak kabul etmektedir. Buna göre, hayızlı bir kadın, bu şekilde bir kıraatle, yani sessiz okuma ile kıraat yapabilir. Yine yukarıda değindiğimiz diğer mezhepler açısından da bu sessiz kıraat bir sakınca taşımamaktadır.

Dolayısıyla kadının unutma korkusu bu şekilde bertaraf edilebilir. Kaldı ki, bu gün için mp3 çalarlar, bilgisayarlar ve birçok teknik araç ve gereç, hem kişisel eğitim, hem de okul eğitiminde kullanılmaktadır. Bunlar aracılığı ile hocahanımlar veya talebeler de eğitimlerine devam edebilirler.

Kaldı ki, memleketimizde yaygın olan mezhep, Hanefî mezhebidir. Ve mücbir bir sebep olmaksızın mezhep değiştirmek keyfîliktir. Keyfilik ise dînî konularda câiz değildir.
Not: Bu konuda daha geniş bilgi ve sorularınız için: (dinimisoruyorum@gmail.com)’a müracaat edebilirsiniz.


[1] El-İhtiyar, 1/32
 [2] El-Kâsânî, 1/39
 [3] El-Hidâye, 1/32
 [4] DİA, kıraat maddesi.
 [5] Tirmizi, K.Tahâre, 131; İbn. Mace, K.Tahâre, 595 ve 596
 [6] Çağımız hadis âlimlerinden Şeyh Ahmed Şakir ve Şeyh Şuayb Arnavut bu hadisin sahih olduğunu, söylediklerini de burada belirtelim.
 [7] Bedâi, 1/44
 [8] El-Hindiyye, 1/38
 [9] El-Mecmû, 2/162-163
 [10] Muğni’l-Muhtâc, 1/121
 [11] Keşşafü’l-Kinâ, 1/197
 [12] El-Muğnî, 1/199-200
 [13] a.g.e., 31
 [14] El-Kâfî, 1/24

 

Sayı 53 Sayfa 31
   
     
 
 
 
Yazıyı Tavsiye Edin Önceki Sayfaya Geri Dön    Y a z d ı r / Rahat Oku